Kırklı yaşlarımda, Karadeniz’in serin sularında balık avlarken başladım kendi hayatımı sorgulamaya. Ailem, yıllar geçtikçe çocuklarına ve torunlarına gözle görülür biçimde küçümseyici bir soğuklukla yaklaştı, özellikle hastalıklarım artınca bana yük gözüyle bakmaya başladılar. Bir Pazar günü göl kenarında, onların kahkahaları arasında suyun içinde boğulmaya yakınken yüzüstü bırakıldığımda, yıllarca süren sevgisizliğin ve aç gözlülüğün altında ezildiğimi hissettim. O gün onları affetmeyeceğimi ve hakkım olanı korumak için son bir oyun oynayacağımı anladım. O zamandan sonra sessizce mirasımı, onların asla tahmin edemeyecekleri şekilde yeniden düzenledim; öldüğümde ise tüm ailemin planlarının boşa çıkışı, geriye bırakılan belgelerle gözlerinin önünde oldu.