Bir Dilim Sucuk, Bir Hayatın Dönüm Noktası
“Anne, iyi misin?” diye bağırdığımda mutfağın soğuk fayanslarında annemin cansız bedenini gördüm. O an zaman durdu, nefesim kesildi. Babam, elinde çay bardağıyla kapıda donup kaldı. “Hatice! Hatice!” diye seslendi, sesi titriyordu. O sabah, her zamanki gibi kahvaltı sofrasında sucuklu yumurta vardı. Annem, ‘Biraz daha koyayım mı?’ diye sormuştu. Kim derdi ki, o kahvaltı bizim için bir dönüm noktası olacaktı?
Ambulans sirenleriyle sarsılan mahallemizde, komşular kapıya üşüştü. Herkesin dilinde aynı cümle: ‘Allah şifa versin.’ Annemi sedyeyle götürürlerken göz göze geldik. Gözlerinde korku ve pişmanlık vardı. O an, çocukluğumdan beri alıştığım o sofraların, o bol baharatlı, bol yağlı sucukların, salamların, pastırmaların aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini ilk kez düşündüm.
Hastanede geçen ilk gece, babamla yan yana oturduk. O, dua ediyordu, ben ise annemin başına ne geldiğini anlamaya çalışıyordum. Doktor, sabah vizitesinde yanımıza geldi. ‘Hanımefendinin damarlarında ciddi tıkanıklık var. Kolesterolü çok yüksek. Uzun zamandır sağlıksız beslenme alışkanlıkları bu tabloya yol açmış,’ dedi. Babam, ‘Ama biz hep ev yemeği yeriz, dışarıdan bir şey almayız,’ diye itiraz etti. Doktor, ‘Sucuk, salam, pastırma… Bunlar işlenmiş et. En tehlikelisi de bu,’ dedi. O an, babamın yüzü bembeyaz oldu.
Çocukluğumdan beri soframızda hep işlenmiş et vardı. Babam kasap, kendi elleriyle yaptığı sucukları övünerek getirirdi eve. ‘Bizim sucukta katkı maddesi yok,’ derdi. Ama doktorun sözleri kulaklarımda çınlıyordu: ‘İşlenmiş etin zararı sadece katkı maddesinden gelmez. Tuz, yağ, koruyucu… Hepsi bir arada.’ Annem yoğun bakımda yatarken, ben de geçmişi düşünüyordum. Her bayramda, her özel günde soframızda mutlaka bir çeşit işlenmiş et olurdu. Annem, ‘Çocuklar seviyor,’ diye daha fazlasını yapardı. Şimdi ise, o sofraların bedelini ağır ödüyorduk.
İkinci gece, hastane koridorunda babamla tartıştık. ‘Senin yüzünden oldu,’ dedim. ‘Hep sen getirdin bu sucukları eve.’ Babamın gözleri doldu. ‘Ben ne bileyim kızım? Herkes yiyor, televizyonda bile reklamı var. Kimse zararını söylemedi ki.’ O an, babamın da aslında ne kadar çaresiz olduğunu anladım. Hepimiz alışkanlıklarımızın esiri olmuştuk. Annemin hastalığı, sadece onun değil, hepimizin hayatını değiştirdi.
Üçüncü gün, annem gözlerini açtı. Elimi tuttu. ‘Kızım, ben ne yaptım kendime?’ dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Annem, her zaman bizim iyiliğimizi isterdi. Ama kimse ona bu yiyeceklerin ne kadar zararlı olduğunu anlatmamıştı. O günden sonra, hastane odasında uzun uzun konuştuk. Annem, ‘Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak,’ dedi. Haklıydı. Eve döndüğümüzde, ilk iş olarak buzdolabındaki tüm işlenmiş etleri çöpe attık. Babam, kasap dükkanında sucuk yapmayı bıraktı. Yerine taze et, sebze ve bakliyat satmaya başladı. Mahalledeki herkes şaşırdı. ‘Kasap Osman sucuk yapmayı bıraktı,’ dediler. Babam, ‘Bir cana bedel olacaksa, ben o sucuğu satmam,’ dedi.
Ama değişim kolay olmadı. Mahalledeki bazı müşteriler, ‘Ne var bunda, herkes yiyor,’ diye babama kızdı. Babam ise, ‘Benim vicdanım rahat değil,’ diyerek direndi. Annem, evde yeni tarifler denemeye başladı. İlk başta alışmak zor oldu. Kardeşim Mehmet, ‘Sucuklu yumurta olmadan kahvaltı mı olur?’ diye isyan etti. Ama zamanla, yeni lezzetlere alıştık. Annem, zeytinyağlılar, sebze yemekleri, bakliyat çorbaları yapmaya başladı. Soframızda renkler çoğaldı, çeşit arttı. Annem, her yemeği yaparken, ‘Sağlığımız için,’ diyordu.
Bir gün, annemle pazara gittik. Tezgahlarda sucuk, salam, pastırma yine vardı. Annem, bir an durdu, elini uzattı, sonra vazgeçti. ‘Bir daha asla,’ dedi. O an, annemin ne kadar güçlü olduğunu anladım. Geçmişteki alışkanlıklarımızı değiştirmek kolay değildi. Ama annem, kendi sağlığı için, bizim için mücadele ediyordu. Babam da ona destek oldu. Kasap dükkanında, müşterilere işlenmiş etin zararlarını anlatmaya başladı. Bazıları dinledi, bazıları ise aldırmadı. Ama babam, ‘Bir kişinin bile hayatı değişse yeter,’ diyordu.
Aylar geçti. Annem yavaş yavaş iyileşti. Doktor kontrollerinde, kolesterolü düştü, damarları açıldı. Annem, ‘Her şeyin başı sağlıkmış,’ dedi. Ben de, bu süreçte çok şey öğrendim. Her alışkanlığın arkasında bir hikaye, bir sebep var. Ama bazen, en sevdiklerimizi korumak için, alışkanlıklarımızdan vazgeçmek gerekiyor. Şimdi, soframızda işlenmiş et yok. Yerine, sevgiyle yapılan yemekler, sağlıkla dolu tabaklar var.
Bazen, eski günleri hatırlıyorum. Annemin mutfakta yere yığıldığı o sabahı, babamın gözlerindeki korkuyu, hastane koridorlarında geçen uykusuz geceleri… O anlar, hayatımın dönüm noktası oldu. Şimdi, her lokmada, geçmişin pişmanlığını ve geleceğin umudunu hissediyorum. Annem, ‘Bir daha asla aynı hatayı yapmayacağız,’ diyor. Babam ise, ‘İnsan bazen kaybetmeden değerini anlamıyor,’ diye ekliyor.
Siz hiç, bir lokmanın hayatınızı değiştirebileceğini düşündünüz mü? Ya da, alışkanlıklarınızdan vazgeçmek için neyi bekliyorsunuz?