Babama Kavuşmam İçin Adalet
“Babama kavuşmak için orada oturmak zorunda kaldığımda, daha beş yaşındaydım. Annem, sabahın çok erken saatlerinde uyanıp saçlarımı örerken, ellerinin titrediğini ilk kez o gün hissettim. Gözlerinden süzülen yaşları bana göstermemeye çalışıyordu; ama ben onun gözlerinin içindeki fırtınayı görebiliyordum. Babamın yokluğu evin her köşesinde yankılanıyor, kırık bir saatin tıkırtısı gibi yüreğimizi sarsıyordu. Evin küçük oturma odasında sessizce kahvaltı ederken, babamın her sabah söyledikleri birer anı olarak kalbimizde yankı buluyordu. O zamanlar, onun neden evde olmadığını tam olarak anlamıyordum, sadece bana dokunamayışının acısı içimi burkuyordu.
O sabah, annem büyük bir duayla beni giydirip tekerlekli sandalyeme yerleştirdi. O sandalyede oturmaya küçük yaşıma rağmen alışmıştım, ama o gün bacaklarımın ağırlığını da ilk kez hissetmişim gibi geldi. Evimizin hemen önünde onları bekleyen eski model minibüse doğru bizi izleyen komşuların bakışları, tıpkı üzerime çekilmiş soğuk bir battaniye gibiydi. Annem usulca eğildi ve yanağımdan bir öpücük kondurdu. ‘Çok cesur olmalısın Elif’ dedi. Cesur olmak… Sanki cesaret, küçük bir kız çocuğunun omuzlarına sığacakmış gibi. Sokağın köşesinden ayrılırken, bir daha babamla aynı sofrada oturabilir miyim diye sorup durdum kendime.
Mahkeme salonuna vardığımızda, kapıdaki güvenlik görevlileri bile normalden fazlaydı. Salonun kapısı açıldığında insanların arasından annemin ellerine sıkı sıkı yapışarak ilerledim. Herkes dönüp bize bakıyordu; küçücük bir kız çocuğu ve annesi. Benim gibi tekerlekli sandalyede olan bir çocuk mahkeme salonunda ilk kez görülüyordu belki de. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, küçük göğsümün altından çıkıp avuçlarına düşecek sandım. Annemin yavaşça ‘Buradayım, korkmana gerek yok’ diye fısıldaması bile onu inandıramıyordu, çünkü onun titreyişini de hissediyordum.
Duruşma başlamadan önce annemin avukatımız Kemal Bey’le hızlı bir şeyler konuştuğunu duydum. Hızlıca özetlenmiş umutlar ve kırık beklentiler salonda yüzüyordu. Herkes, içeride olacaklardan bir mucize beklediğini gözlerinden belli ediyordu. Birden, önde oturan kalabalığın arasından birkaç kişi bize dönüp meraklı bakışlar attı. İçlerinden biri fısıldadı: ‘O muymuş engelli çocuk?’ Omuzlarımda bir ağırlık hissettim, omuzlarımda birçok soru ve anlaşılamayan bir acı.
Hakim, içeri girdiğinde salonda bir anlığına tam bir sessizlik oldu. Annem ve ben en önde, sıkıca ellerimizi tutmuş, gözlerimizi yere dikmiştik. Karşı sırada, babam… Gözlerinin altındaki morluklar, saçındaki erken beyazlar… Babam beni uzun zaman sonra ilk kez öyle derin ve çaresizce izliyordu. Sessizlikte göz göze geldik. “Baba…” dudaklarımı oynattım, ama sesim çıkmadı. Ellerim sandalyemin kolunu sıkıca kavradı. Arkamdan fısıltılar yükseldi.
Duruşma başlayınca hakim dosyaları önüne çekip soğuk bir sesle söze başladı. Annemin gözleri doldu, ama o güçlü kadının tek damla yaş dökmesine izin vermedi. Savcı, babamın bir tartışma sonunda komşumuza istemeden zarar verdiğini ve bunun sonucunda evimize gelen acıların başladığını anlatmaya başladı. Annem, babamın hiç suçu olmadığını, her şeyin büyük bir yanlış anlamadan kaynaklandığını söyledi. Salonda, tanımadığım yabancı bakışların arasında kaybolmuş gibi hissettim. Gözlerim, babamın ellerine takılı kaldı: titriyordu, tıpkı annem gibi.
Bir anda hakim başını kaldırdı ve beni fark etti. ‘Elif, sen de bir şey söylemek ister misin?’ dedi. Bir çocuk olarak orada konuşmak büyük bir cesaret gerektiriyordu; bana göre değil, büyükler bile bu yükün altında ezilirdi. Yavaşça başımı evet anlamında sallarken, salon nefesini tuttu. Annem, gözyaşlarına engel olamadan ellerimi daha da sıktı. Kendimi salondaki herkese duyurmak için derin nefes aldım.
‘Sayın hakim, babam tekrar evimize gelirse, onun iyi biri olduğunu herkes anlayacak. Ben küçükken düşmüştüm, ondan sonra yürüyemedim. Annem de, babam da hiç umudunu kaybetmedi. Babam her gün bacaklarıma masaj yaptı, bana ‘bir gün sen yürüyeceksin, ben de seni okulun kapısına kadar götüreceğim’ dedi. Eğer babam evimize dönerse, ben de bacaklarımı iyileştireceğim. Sadece onun bana sarılması gerekiyor…’
Salonda bir uğultu oldu. Birkaç kişi gülümsemeye başladı, bazıları gözlerini silerken, hakim önce hafifçe tebessüm etti. Fakat sözüme devam ettim: ‘Hakim amca, senin koltuk altında bastonlar var, belki yürümen de zor. Ben babam eve gelirse sana yardım edeceğim, yürüyemezsen elimden tutarsın. Ama babam evde olmayınca kimsenin bacakları yürümez ki.’
Bir anda salonda hem sessizlik, hem de yeni bir umut dalgası oluştu. Savcı sustu, hakim ise başını önüne eğdi. Annem yanımda sessizce ağlarken, babam gözyaşlarına boğuldu. Mahkemedeki herkesin suratında, kısa bir anlığına derin bir düşünce belirdi. O anda kimse gülmüyordu artık, herkes o minicik kelimelerin ardındaki acıyı ve masum ama dev bir inancı hissetmişti.
Duruşma ertelendiğinde, biz salondan çıkarken birçok kişi yanıma gelip ellerime dokundu. ‘Çok cesur bir kızsın Elif’ diyenlerden biri eski bir öğretmenmiş; bana, babamın doğruyu herkesin anlayacağına inandığını söyledi. Annemin kollarında sarılırken bir anda içimde hafiflik hissettim; sanki ilk kez kendi kaderimde bir adım atmıştım. Babam, o geceyi cezaevinde geçirse de, bana bir mektup yazıp ‘Senin sayende vicdanlar uyandı kızım’ dedi.
Aylar sonra, yeni mahkeme gününde herkesin bakışı değişmişti. O günkü sözlerim avukatların dosyalarından raporlara, muhabirlerin haberlerinden, komşu kadınların dedikodularına kadar yayılmıştı. Hakim bu kez başka bir ifadeyle girdi salona. Yine güneşli bir sabahtı; kalbim atarken, yeni bir mucizelere inanmak istiyordum. Tanıklar, komşumuzun bile babam için daha adil bir karar istemesi, herkesin bilinçaltındaki adaletsizlik hissini o minicik kelimelerin silip süpürdüğünü gösteriyordu.
Sonunda, karar günü geldiğinde, hakim bizimle göz göze geldi. Dosya kapanırken “İnsan bazen en doğru kararı en küçüklerden duyar. Elif, sen adalete umut verdin” dedi. Babam tahliye edildiğinde, annemle sarılarak gözyaşları içinde teşekkür ettik. Sanki bütün kasaba bizimle beraber nefes almıştı. Babam eve döndüğünde, ben yine tekerlekli sandalyemdeydim ama içimde artık başka bir kuvvet vardı. Elini tuttuğumda, onun sıcaklığıyla kalbimde yavaş yavaş bir ışık doğduğunu hissettim.
Onlarca yıl geçti, büyüdüm. Hâlâ yürüyemiyorum belki ama hayatıma umut ve inanç kattım. Babam yanımda, annemle beraber bana hep yol gösterdi. O günkü gibi bir daha hiç korkmadım, çünkü sevginin ve adaletin gücünü hissettim.
Şimdi siz söyleyin: Bir çocuk kalbinden çıkan söz bir toplumu değiştirebilir mi? En masum kelimeler, bir mahkeme salonunda herkesi susturur mu gerçekten?