Gelinim 70 Yaşında Makyaj Yaptığım İçin Beni Utandırdı

“Anneanne, neden bu kadar makyaj yapıyorsun? Senin yaşında birine yakışıyor mu gerçekten?” Elif’in sesi mutfakta yankılandı. O an elimdeki ruju bırakıp aynaya baktım. Yüzümdeki çizgiler, yılların bana kattığı tecrübeler gibi derindi. Ama ben, kendimi her zaman aynada biraz renkli, biraz canlı görmekten mutlu olmuştum. Elif’in bakışları ise sanki bana değil, yaşlılığıma, geçmişime, hatta kadınlığıma bir eleştiri fırlatıyordu.

O sabah torunum Defne’nin doğum günü için hazırlık yapıyordum. Her zamanki gibi hafif bir fondöten, biraz allık, gözlerime ince bir eyeliner ve dudaklarıma kırmızı ruj sürmüştüm. Kırmızı rujum, gençliğimden beri vazgeçilmezimdir. Annem de bana hep “Kadın kendini iyi hissetmek için süslenir, başkası için değil,” derdi. Ama Elif’in sözleriyle içimde bir şey kırıldı. “Elifciğim, ben makyajı kendim için yapıyorum. Kendimi iyi hissetmek için,” dedim. Yüzüme bakmadan, “Ama anneanne, insanlar ne der? Komşular bile konuşuyor. Senin yaşında bir kadının bu kadar süslenmesi tuhaf kaçıyor,” dedi. O an içimde bir öfke kabardı. Yıllarca başkalarının ne dediğini umursamadan yaşadım, şimdi kendi ailemden mi böyle bir laf işitecektim?

Kızım Zeynep mutfağa girdi, ortamı yumuşatmaya çalıştı. “Anne, senin makyajın çok güzel. Herkesin tarzı kendine,” dedi. Ama Elif’in bakışları hâlâ üzerimdeydi. Sanki yaşlılığım bir utançmış gibi. O an çocukluğuma döndüm. Annem, babam, köydeki kadınlar… Hepsi yaşlandıkça daha sade, daha silik olmaya zorlanmıştı. Oysa ben gençliğimde İstanbul’a geldiğimde, ilk maaşımla bir ruj almıştım. O ruju sürüp aynaya baktığımda, hayatın bana sunduğu tüm zorluklara rağmen kendimi güçlü hissetmiştim.

Eşim Hasan, yıllar önce vefat ettiğinde, herkes bana “Artık süslenmene gerek yok,” demişti. Sanki kadın olmak, eş olmakla sınırlıydı. Oysa ben, Hasan’ı kaybettikten sonra bile aynaya bakıp kendimi güzel bulmak istedim. Çünkü güzellik, başkalarının gözünde değil, insanın kendi gözünde başlar. Ama Elif’in sözleri, yıllardır kurduğum özgüvenimi bir anda yerle bir etti. O gün sofrada otururken, herkes neşeyle konuşurken ben sessizce ellerime baktım. Parmaklarımda yaşlılığın izleri, ama tırnaklarımda hâlâ sevdiğim o açık pembe oje vardı.

Akşam olduğunda, Elif yanıma geldi. “Anneanne, yanlış anlama. Sadece insanlar konuşuyor diye söyledim. Biliyorsun, bizim mahallede herkes birbirini izler,” dedi. Gözlerim doldu. “Elif, ben yıllarca insanların ne dediğini dinlemedim. Gençliğimde de, dul kaldığımda da, şimdi de. Ben kendim için yaşıyorum. Sen de bir gün yaşlanacaksın. O zaman ne hissedeceğini merak ediyorum,” dedim. Elif bir an sustu, sonra başını eğip odadan çıktı. O an anladım ki, mesele sadece makyaj değildi. Mesele, yaşlanınca kadınların görünmez olması gerektiği fikriydi.

O gece uyuyamadım. Geçmişim gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Gençliğimde, Hasan’la ilk tanıştığımızda, bana “Senin gözlerin çok güzel, ama rujun daha da güzel gösteriyor,” demişti. O günden beri, rujum benim gücüm olmuştu. Çocuklarımı büyütürken, işte çalışırken, hastalıklarla boğuşurken… Hep aynaya bakıp kendime “Sen güçlüsün,” dedim. Ama şimdi, kendi ailemde bile bu gücüm sorgulanıyordu.

Ertesi gün, komşum Ayşe Hanım uğradı. O da benim yaşlarımda, ama hiç makyaj yapmaz. “Ayşegül, yine çok şık görünüyorsun,” dedi. Gülümsedim. “Ayşe, bazen düşünüyorum da, biz kadınlar neden yaşlandıkça silikleşmek zorundayız? Neden renklerimizi kaybetmeliyiz?” dedim. Ayşe Hanım iç çekti. “Toplum öyle istiyor galiba. Ama ben senin cesaretine hayranım,” dedi. O an anladım ki, belki de benim makyajım sadece bana değil, başkalarına da ilham oluyordu.

Bir hafta sonra ailece akşam yemeğinde buluştuk. Elif yine oradaydı. Bu kez bana daha sıcak davrandı. “Anneanne, geçen gün söylediklerim için özür dilerim. Belki de seni anlamaya çalışmadım,” dedi. Gözlerim doldu. “Elif, ben senin yaşındayken de başkalarının ne dediğini çok düşündüm. Ama sonra anladım ki, insan kendini mutlu etmeden başkasını da mutlu edemez,” dedim. O an torunum Defne yanıma gelip, “Anneanne, bana da ruj sürebilir misin?” dedi. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Demek ki, kadın olmanın gücü nesilden nesile aktarılıyordu.

O akşam, Elif’le uzun uzun konuştuk. Ona gençliğimde yaşadığım zorlukları, kadın olmanın yükünü, toplumun baskılarını anlattım. “Elif, kadınlar yaşlandıkça görünmez olmamalı. Bizim de renklerimiz, hayallerimiz, tutkularımız var. Yaş sadece bir sayı,” dedim. Elif başını salladı. “Haklısın anneanne. Belki de ben de bir gün senin gibi olmak isterim,” dedi. O an içimde bir huzur oluştu. Demek ki, bazen bir çatışma, yeni bir anlayışın kapısını aralayabiliyordu.

Şimdi, her sabah aynaya bakıp yine rujumu sürüyorum. Elif bana arada makyaj malzemesi hediye ediyor. Torunum Defne ise, “Anneanne, sen çok güzelsin,” diyor. Belki de en büyük zaferim, kendi aileme kadın olmanın, yaşlanmanın utanılacak bir şey olmadığını göstermek oldu. Ama hâlâ düşünüyorum: Biz kadınlar, yaşlandıkça neden görünmez olmaya zorlanıyoruz? Sizce de artık bu zinciri kırmanın zamanı gelmedi mi?