Yıllar Sonra Karşıma Çıkan Babam ve Unutulan Doğum Günüm

“Bugün senin doğum günün müydü?” dedi babam, gözlerini kaçırarak. O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllar sonra, İstanbul’un kalabalık bir kafesinde, tesadüfen karşıma çıkan adamın, bana bu kadar yabancı olması… O an, çocukluğumun bütün yalnızlığı, annemin sessiz gözyaşları, babaannemin “Sen ona çok benziyorsun, kızım” deyişleri bir anda üzerime çöktü.

Yedi yaşındaydım, babam evi terk ettiğinde. Ne bir kavga hatırlıyorum, ne de bir veda. Sadece bir sabah, annemin gözlerinin şiş olduğunu, kahvaltı masasının eksik olduğunu hatırlıyorum. O günden sonra, evimizdeki her şey eksikti. Annem, bana sarılırken hep biraz daha kırık, biraz daha yorgundu. Babaannem ise, “O da zor bir adamdı, ama seni çok severdi” deyip dururdu. Ben ise, babamın gri gözlerini aynada arar, parmaklarımı onun gibi kıvırmaya çalışırdım. Sanki onun bir parçası olmak, yokluğunu biraz olsun dolduracaktı.

Yıllar geçti, ben büyüdüm. Annem, hayatını bana adadı. Hiçbir zaman bir daha evlenmedi. “Sen bana yetersin,” derdi, ama gözlerinde hep bir eksiklik, bir kırgınlık vardı. Okulda babalar gününde yapılan etkinliklerde, öğretmenimin “Baban ne iş yapıyor?” sorusuna verecek cevabım olmazdı. Arkadaşlarım babalarıyla pikniğe giderken, ben annemle evde kek yapardım. Bazen, gece yatağımda, babamın neden gittiğini, beni neden istemediğini düşünürdüm. O zamanlar, çocuk aklımla, suçun bende olduğunu sanırdım. Belki daha uslu olsaydım, belki daha iyi bir çocuk olsaydım, gitmezdi.

Üniversiteye başladığımda, İstanbul’a taşındım. Annem, beni uğurlarken gözyaşlarını saklamaya çalıştı. “Kendine dikkat et, kızım. Sakın yalnız hissetme, ben hep buradayım,” dedi. Oysa ben, ilk defa gerçekten yalnızdım. Koca şehirde, kimseye ait olmadan, kimseye güvenmeden yaşadım. Arkadaşlarımın ailelerinden bahsederken, ben hep sustum. İçimde bir boşluk, bir eksiklik vardı. Babamın yokluğu, hayatımın her anında, her kararımda kendini hissettirdi.

Bir gün, üniversiteden çıkıp eve dönerken, Kadıköy’de bir kafede oturdum. Hava yağmurluydu, gökyüzü griydi. Siparişimi beklerken, kapıdan içeri giren adama gözüm takıldı. Gri gözleri, uzun parmakları… Bir an için kalbim duracak gibi oldu. O adam, babamdı. Yıllar sonra, tesadüfen, karşıma çıkmıştı. Yanında bir kadın ve küçük bir çocuk vardı. Göz göze geldik. O an, zaman durdu. İçimdeki küçük kız, babasına koşmak istedi. Ama ben, olduğum yerde kaldım.

Babam, beni tanıdı. Yanıma geldi, utangaç bir şekilde gülümsedi. “Sen… Elif’sin, değil mi?” dedi. Sesinde bir yabancılık, bir çekingenlik vardı. “Evet,” dedim, sesim titreyerek. Yanındaki kadın ve çocuk, uzaktan bizi izliyordu. Babam, sandalyeye oturdu. Bir süre sessiz kaldık. Sonra, “Nasılsın?” diye sordu. Ne cevap vereceğimi bilemedim. Yıllardır kurduğum bütün cümleler, bir anda boğazımda düğümlendi. “İyiyim,” dedim kısaca. O an, çocukluğumun bütün soruları, içimde bir fırtına gibi döndü. “Neden gittin? Beni neden bıraktın? Hiç mi merak etmedin?” diye haykırmak istedim. Ama sadece sustum.

Babam, gözlerini masadan kaldırmadan, “Bugün senin doğum günün müydü?” dedi. O an, içimdeki bütün umutlar yıkıldı. Yıllarca, onun bir gün geri döneceğini, beni hatırlayacağını, doğum günümde kapımı çalacağını hayal etmiştim. Ama o, doğum günümü bile hatırlamıyordu. “Evet, bugün doğum günüm,” dedim, gözlerim dolarak. Babam, mahcup bir şekilde başını eğdi. “Kusura bakma, Elif. Zaman nasıl geçti, bilmiyorum. Hayat… Zor oldu,” dedi. O an, ona kızmak istedim. Ama daha çok, üzülmekten kendimi alamadım.

Yanındaki kadın, masamıza yaklaştı. “Mehmet, çocuk bekliyor,” dedi. Babam, kadına dönüp, “Birazdan geliyorum,” dedi. Kadın, bana kısa bir bakış attı, sonra çocuğun yanına döndü. Babam, bana dönüp, “Biliyorum, sana iyi bir baba olamadım. Ama hayat bazen insanı sürüklüyor. Annenle anlaşamadık, ben de… Kaçtım. Korktum. Senden de, kendimden de,” dedi. O an, içimdeki öfke, yerini derin bir hüzne bıraktı. “Ben seni hep merak ettim, Elif. Ama yüzleşmeye cesaret edemedim,” diye ekledi.

O an, ona ne söyleyeceğimi bilemedim. Yıllarca beklediğim buluşma, böyle mi olmalıydı? İçimdeki küçük kız, babasına sarılmak isterken, yetişkin Elif, ona yabancı bir adam gibi bakıyordu. “Ben büyüdüm, baba. Annemle… İyi bir hayat kurmaya çalıştık. Ama senin yokluğun, hep bir eksiklikti,” dedim. Babam, gözlerini kaçırdı. “Seni affedebilir misin?” diye sordu. O an, içimdeki bütün duygular birbirine karıştı. Affetmek… Ne kadar kolaydı ki?

Babam, cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Ben, yedi yaşındayken çekilmiş bir fotoğraf. “Bunu hep yanımda taşıdım,” dedi. Gözlerim doldu. “Ama bir fotoğraf, bir çocuğun hayatındaki boşluğu doldurmaz, baba,” dedim. O an, babamın gözlerinde de yaşlar birikti. “Haklısın,” dedi sessizce. “Ama yine de, geç de olsa, seni görmek istedim.”

Yanındaki çocuk, babasına seslendi: “Baba, hadi gidelim!” Babam, bana son bir kez baktı. “Belki bir gün, yeniden konuşuruz. Sana anlatacak çok şeyim var,” dedi. Ben, sadece başımı salladım. O an, içimdeki bütün çocukluk hayallerim, bir daha geri gelmemek üzere yıkıldı.

Babam, kadının ve çocuğun yanına döndü. Onlara sarıldı, elini çocuğun başına koydu. O an, içimde bir kıskançlık hissettim. O çocuğun sahip olduğu babayı, ben hiç tanımamıştım. Babam, bana son bir kez el salladı ve kafeden çıktı. Ben, masada tek başıma kaldım. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Annemi aramak istedim, ama ona ne diyeceğimi bilemedim. Yıllarca beklediğim buluşma, bana sadece daha fazla yalnızlık getirmişti.

O gece, eve döndüğümde, annemle telefonda konuştum. Sesim titriyordu. “Anne, babamı gördüm bugün,” dedim. Annem, bir süre sessiz kaldı. Sonra, “İyi misin?” diye sordu. “Bilmiyorum,” dedim. “Onun yeni bir ailesi var. Beni hatırlamıyor bile.” Annem, “Senin bir ailen var, Elif. Ben varım. Senin için hep buradayım,” dedi. O an, annemin sevgisinin, bütün eksiklikleri biraz olsun doldurduğunu hissettim.

Ama yine de, içimde bir boşluk kaldı. Babamı affedebilir miyim, bilmiyorum. Onun yokluğunda büyüdüm, ama belki de en çok, onun eksikliğinde kendimi buldum. Şimdi, kendi hayatımı kurarken, geçmişin gölgesinden çıkabilecek miyim? Siz olsaydınız, affeder miydiniz? Yoksa bazı yaralar, asla kapanmaz mı?