Annemin Emekli Maaşı ve Bizim Sessiz Savaşımız
“Sen annenin emekli maaşını bilmiyor musun gerçekten?” diye sordu Ayşe, iş yerindeki çay molasında. Herkes annesine ne kadar destek olduğunu, annesinin ne kadar maaş aldığını anlatırken, ben sadece sustum. İçimde bir utanç dalgası yükseldi. Annemin emekli maaşı… Hiç sormamıştım. Hatta, annemin maaşını bilmem gerektiği aklıma bile gelmemişti.
O an, çocukluğumdan beri annemle aramızda var olan o görünmez duvarı hissettim. Annemle aramızda hep bir mesafe vardı. Babam vefat ettiğinde ben üniversiteye yeni başlamıştım. Annem, o günden sonra daha da içine kapanmıştı. Ben ise kendi hayatıma, işime, arkadaşlarıma odaklanmıştım. Annemle aramızdaki iletişim, çoğu zaman sadece “Nasılsın?” ve “Bir şeye ihtiyacın var mı?”dan ibaretti. Oysa şimdi, iş yerinde herkes ailesiyle ne kadar yakın olduğunu anlatırken, ben annemin hayatındaki en temel bilgiyi bile bilmiyordum.
O gün eve dönerken kafamda bin bir düşünce vardı. Annem, mutfakta sessizce çayını karıştırıyordu. Yüzünde her zamanki gibi yorgun bir ifade vardı. “Anne, senin emekli maaşın ne kadar?” diye sordum birden. Annem şaşkınlıkla bana baktı. Sanki yıllardır beklediği ama hiç gelmeyeceğini düşündüğü bir soruydu bu. “Ne yapacaksın kızım, benim maaşımı?” dedi. Sesi biraz kırgın, biraz da savunmacıydı.
“Bilmiyorum anne, merak ettim sadece. Herkes annesine destek oluyormuş, ben de bilmek istedim,” dedim. Annem bir süre sustu. Çayını yudumladı. “Ben kimseye yük olmak istemem. Allah’a şükür, yetiyor bana,” dedi. O an, annemin yıllardır içinde biriktirdiği yalnızlığı hissettim.
Küçükken annemle çok yakın değildik. Babam daha çok ilgilenirdi benimle. Annem hep çalışır, evin işlerini yapar, akşamları yorgun düşerdi. Babam öldükten sonra ise, annemle aramızdaki mesafe daha da arttı. Ben üniversiteye gittim, sonra iş buldum, İstanbul’a taşındım. Annem ise küçük kasabamızda yalnız kaldı. Yılda bir-iki kez yanına giderdim. Her seferinde bana “Kendine iyi bak, işine odaklan,” derdi. Hiçbir zaman “Beni özledin mi?” ya da “Yanımda kal,” demezdi.
İstanbul’a taşındıktan sonra annemi yanıma aldım. Ama bu da aramızdaki mesafeyi azaltmadı. Aynı evde iki yabancı gibi yaşıyorduk. Ben işten geç saatlerde gelirdim, annem ise televizyonun karşısında uyuyakalırdı. Bazen sabahları kahvaltı yaparken, annemin gözlerinde bir hüzün görürdüm. Ama hiç sormazdım. Sormaya cesaret edemezdim. Çünkü cevabından korkardım.
O gece, annemle konuşmaya karar verdim. “Anne, ben seninle hiç konuşamıyorum. Sanki aramızda bir duvar var. Neden böyle olduk?” dedim. Annem bir süre sustu. Sonra gözleri doldu. “Kızım, ben seni hiç üzmek istemedim. Hep güçlü olmanı istedim. Baban öldükten sonra, sana hem anne hem baba olmaya çalıştım. Ama galiba beceremedim,” dedi.
O an, yıllardır içimde biriktirdiğim tüm duygular döküldü. “Anne, ben de seni hiç anlamadım. Hep kendi hayatıma odaklandım. Senin ne hissettiğini, neye ihtiyacın olduğunu hiç sormadım. Özür dilerim,” dedim. Annem elimi tuttu. “Senin suçun yok kızım. Hayat bizi böyle yaptı. Ben de sana duvar ördüm, çünkü seni korumak istedim. Ama galiba seni kendimden de korudum,” dedi.
İkimiz de ağladık o gece. Yıllardır konuşmadığımız her şeyi konuştuk. Annem bana, emekli maaşının aslında çok da yeterli olmadığını, bazen markette fiyatlara bakarken içinin acıdığını anlattı. “Ama sana yük olmak istemedim. Senin de hayatın zor, biliyorum. İstanbul’da yaşamak kolay değil,” dedi. O an, annemin ne kadar gururlu ve ne kadar yalnız olduğunu bir kez daha anladım.
Ertesi sabah, kahvaltı masasında anneme “Anne, bundan sonra her ay maaşına ek olarak ben de sana destek olacağım. Birlikte alışverişe çıkalım, birlikte karar verelim,” dedim. Annem önce itiraz etti. “Kızım, ben kimseye muhtaç olmak istemem,” dedi. Ama sonra, gözlerinde bir rahatlama gördüm. “Peki,” dedi sessizce.
O günden sonra annemle ilişkimiz değişti. Artık birlikte alışverişe çıkıyoruz, birlikte yemek yapıyoruz. Annem bana çocukluğundan, gençliğinden hikayeler anlatıyor. Ben de ona iş yerimde yaşadıklarımı, hayallerimi anlatıyorum. Aramızdaki o görünmez duvar yavaş yavaş eriyor.
Ama bazen hâlâ kendime soruyorum: Neden bu kadar geç kaldık? Neden yıllarca birbirimize bu kadar uzak kaldık? Annemin emekli maaşını bilmemek, aslında onun hayatındaki en temel gerçekleri bilmemekti. Şimdi, annemin hayatına daha yakından bakınca, onun ne kadar güçlü, ne kadar fedakâr bir kadın olduğunu daha iyi anlıyorum.
Belki de Türkiye’de birçok ailede böyle sessiz savaşlar yaşanıyor. Anneler, babalar çocuklarına yük olmamak için susuyor; çocuklar ise kendi hayatlarının telaşında, anne-babalarının ne hissettiğini, neye ihtiyaç duyduğunu fark etmiyor. Oysa biraz daha konuşsak, biraz daha birbirimizi dinlesek, belki de aramızdaki mesafeler bu kadar büyümezdi.
Şimdi, annemle her sabah kahvaltı ederken, ona “Bugün nasıl hissediyorsun?” diye soruyorum. Annem de bana “Sen nasılsın kızım?” diyor. Belki de en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimize gerçekten “Nasılsın?” demekmiş.
Siz hiç annenizin ya da babanızın maaşını, geçim derdini sordunuz mu? Yoksa siz de benim gibi geç kaldınız mı?