Seviyor mu, Sevmiyor mu? Yoksa Sadece Kendini mi Seviyor?

“Elif, karar ver artık! Böyle sürüncemede kalamazsın!” diye bağırdı annem, mutfakta bulaşıkları hızla yıkarken. Cam tabakların birbirine çarpan sesi, içimdeki karmaşayı daha da büyütüyordu. O an, mutfağın kapısında donup kaldım. Annemin gözlerinde öfke ve endişe birbirine karışmıştı. “Biriyle nişanlanacaksın, ötekiyle hâlâ görüşüyorsun. Bu ne biçim iş?”

İçimden geçenleri söyleyemedim. Anneme göre mesele basitti: Ya Emre’yi seçecektim, ya da Kerem’i tamamen hayatımdan çıkaracaktım. Ama benim için hiçbir şey bu kadar net değildi. Emre, ailemin gözdesiydi; düzenli işi, efendi tavırları ve İstanbul’da kendi evi vardı. Kerem ise çocukluk aşkımdı; deli dolu, hayalperest ve hâlâ üniversiteyi bitirmeye çalışan biriydi. Annem Emre’yi her fırsatta överdi: “Bak kızım, Emre gibi birini bulmak kolay mı? Adam gibi adam!”

Ama ben… Ben ne istiyordum? Bunu kendime bile itiraf edemiyordum. Herkesin benden bir beklentisi vardı. Babam bile geçen akşam sofrada lafı dolandırmadan söylemişti: “Kızım, ailenin adını düşün biraz. Herkes konuşuyor artık.”

O gece odama çekildiğimde telefonum çaldı. Arayan Kerem’di. “Elif, konuşmamız lazım,” dedi sesi titreyerek. “Yarın buluşalım mı?”

Sabah, Kadıköy’deki o eski kafede buluştuk. Kerem’in gözleri yorgundu ama hâlâ o eski sıcaklığı taşıyordu.

“Elif,” dedi, “Biliyorum, ailen benden hoşlanmıyor. Ama ben seni gerçekten seviyorum. Bir şans daha ver bize.”

Gözlerim doldu. “Kerem, bilmiyorum… Her şey çok karışık. Annemler Emre’yi istiyor. Ben de ne hissettiğimi bilmiyorum.”

Kerem’in sesi kırıldı: “Beni seviyor musun, Elif? Sadece bunu bilmek istiyorum.”

O an cevap veremedim. Sustum. Kerem’in gözlerinde umudu ve korkuyu aynı anda gördüm.

O akşam eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu. “Neredeydin?” diye sordu soğuk bir sesle.

“Biraz dolaştım,” dedim yalan söyleyerek.

Annem başını iki yana salladı: “Bak Elif, bu işin şakası yok. Komşular konuşuyor, baban üzülüyor. Emre gibi birini bulamazsın bir daha.”

O gece yatağımda dönüp durdum. İçimde bir fırtına kopuyordu. Emre’nin bana olan ilgisi ve ailesinin sıcaklığı… Kerem’in ise saf sevgisi ve birlikte kurduğumuz hayaller… Hangisi gerçekti? Hangisi bana ait bir hayat sunuyordu?

Ertesi gün Emre aradı: “Elif, annemler seni yemeğe davet ediyorlar. Gelir misin?”

Kabul ettim. Akşam üzeri Emre’nin evine gittiğimde herkes güler yüzlüydü ama ben kendimi yabancı gibi hissediyordum. Emre’nin annesi bana altın bilezik taktı: “Kızım, artık ailemizdensin.”

O an boğazım düğümlendi. Gülümsedim ama içimden ağlamak geliyordu.

Eve dönerken vapurda camdan dışarı bakarken gözyaşlarımı tutamadım. Kendime sordum: “Ben ne istiyorum?”

Ertesi sabah en yakın arkadaşım Zeynep’le buluştum. Ona her şeyi anlattım.

“Elif,” dedi Zeynep, “Eğer iki kişi arasında kalıyorsan, belki de ikisini de sevmiyorsundur. Ya da kendini kandırıyorsundur.”

Bu sözler beynimde yankılandı. Gerçekten de öyle miydi? Yoksa ben sadece yalnız kalmaktan mı korkuyordum?

Bir hafta boyunca kimseyle konuşmadım. Annem her gün kapımı çalıp “Ne karar verdin?” diye sordu. Babam ise sessizce bakıyordu bana; hayal kırıklığı gözlerinden okunuyordu.

Bir akşam Kerem kapımızın önüne geldi. Annem kapıyı açınca yüzü asıldı.

“Elif’le konuşabilir miyim?” dedi Kerem cesaretle.

Annem istemese de izin verdi.

Kerem gözlerimin içine baktı: “Elif, seni beklemekten yoruldum ama vazgeçemiyorum. Eğer bir umut yoksa, bunu bana söyle ki gideyim.”

O an içimde bir şeyler koptu. Gözyaşlarımı tutamadım.

“Kerem… Ben de bilmiyorum ne hissettiğimi! Herkes benden bir şey bekliyor ama ben kendimi bile tanıyamıyorum artık.”

Kerem başını eğdi: “O zaman hoşça kal Elif.”

Arkasından bakakaldım.

O gece annem yanıma geldi ve sessizce saçımı okşadı: “Kızım, mutlu olmanı istiyorum ama doğru olanı da yapmalısın.”

Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah olduğunda Emre’ye mesaj attım: “Bir süre görüşmeyelim.”

Emre hemen aradı: “Bir sorun mu var?”

“Bilmiyorum Emre,” dedim ağlayarak. “Kendimi bulmam lazım.”

Telefonu kapattığımda içimde garip bir huzur vardı.

Aylar geçti… Kimseyle görüşmedim. Üniversiteye odaklandım, yeni hobiler edindim, kendimi tanımaya çalıştım.

Bir gün aynada kendime baktığımda ilk kez gerçek Elif’i gördüm: Korkak, kararsız ama artık kendi yolunu seçmeye hazır biri…

Şimdi dönüp bakınca soruyorum kendime:

Gerçekten sevmek mi zor, yoksa kendini sevmek mi? Siz olsanız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için herkesi karşınıza alabilir miydiniz?