Kırık Kalplerin Arasında: Bir Sevda, Bir Dua, Bir Yolculuk
“Bunu bana nasıl yaparsın, Elif?” annemin sesi mutfakta yankılandı. Gözlerim doldu, ellerim titredi. O an, hayatımın en zor kararını vermek üzere olduğumu hissettim. Annem karşıma geçmiş, gözlerimin içine bakıyordu; babam ise arka planda sessizce sigarasını tüttürüyordu. “Sen bizim kızımızsın, aileni düşünmek zorundasın!” dedi babam, sesi titrek ama kararlıydı.
Oysa ben… Ben iki adam arasında kalmıştım. Bir yanda çocukluk aşkım Emre; mahallemizin delikanlısı, annemin gözdesi, babamın ise “adam gibi adam” dediği kişi. Diğer yanda ise üniversitede tanıştığım Baran; hayata başka bir pencereden bakan, özgür ruhlu, ailesiyle arası limoni ama bana dünyaları vaat eden biri. Her ikisi de beni seviyordu, ama ben hangisini sevdiğimi bilmiyordum. Ya da belki ikisini de…
O gece odamda dua ettim. Ellerimi açıp Allah’a yalvardım: “Allah’ım, ne olur bana bir yol göster. Hangisiyle mutlu olacağımı bilmiyorum. Kalbim paramparça.” Gözyaşlarım yastığıma damlarken, içimde tarifsiz bir huzursuzluk vardı. Annem kapımı tıklattı: “Kızım, sabaha kadar ağlama artık. Yarın Emre’yle konuşmaya gideceğiz.”
Sabah olduğunda, annemle birlikte Emre’nin evine gittik. Emre’nin annesi bizi kapıda karşıladı; gözlerinde umut vardı. Emre bana bakarken gözleriyle konuşuyordu: “Beni seç, Elif.” Ama ben susuyordum. İçimde bir ses, “Baran’ı da unutamazsın,” diyordu.
O günün akşamı Baran aradı. “Elif, seni seviyorum. Aileni ikna edemesem de seninle bir ömür geçirmeye hazırım,” dedi. Sesi titriyordu; ilk defa bu kadar çaresiz hissettim onu. “Baran, ben de seni seviyorum ama ailem… Onlar asla kabul etmezler,” dedim. O an Baran’ın sessizliği telefonda yankılandı.
Günler geçtikçe içimdeki fırtına dinmedi. Her gece dua ettim; bazen sabaha kadar ağladım. Annemle babam sürekli Emre’yi övdü; “Baran’ın ailesiyle sorunları varmış,” dediler. Mahallede dedikodular başladı: “Elif iki kişiyi birden idare ediyormuş.” Arkadaşlarım bile bana mesafeli davranmaya başladı.
Bir gün camide yaşlı bir teyze yanıma oturdu. Gözlerim şişmişti; belli ki ağladığımı anlamıştı. “Kızım, Allah’a sığınmak en güzeli ama bazen kalbinin sesini de dinlemen gerekir,” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı; belki de ilk defa kendime dürüst olmam gerektiğini anladım.
Baran’la buluşmaya karar verdim. Ona her şeyi anlattım: Ailem, mahalle baskısı, dedikodular… Baran gözlerimin içine baktı: “Elif, ben seni özgür bırakıyorum. Ne karar verirsen ver, yanında olacağım.” O an Baran’ın sevgisinin bencillikten uzak olduğunu anladım.
Eve döndüğümde annem beni bekliyordu. “Ne karar verdin?” diye sordu. Gözlerim doldu: “Anne, ben mutlu olmak istiyorum ama kimseyi kırmak da istemiyorum.” Annem sarıldı bana: “Kızım, biz senin iyiliğini isteriz ama hayat senin hayatın.” Babam ise ilk defa sessiz kaldı.
O gece yine dua ettim. Bu sefer Allah’tan bir işaret istedim: “Allah’ım, kalbimi ferahlat.” Ertesi gün Emre kapımızı çaldı. Elinde bir demet çiçek vardı; gözleri doluydu. “Elif, seni seviyorum ama senin mutlu olmanı istiyorum. Eğer Baran’ı seçersen sana kızmam,” dedi. O an Emre’nin de sevgisinin ne kadar saf olduğunu gördüm.
İçimdeki düğüm çözülmeye başladı. Belki de gerçek mutluluk başkasının beklentilerini değil, kendi kalbimi dinlemekti. Baran’ı aradım: “Baran, ben seni seviyorum ama önce kendimi bulmam lazım,” dedim. Baran sessizce “Seni beklerim,” dedi.
Aylar geçti… Dualarımda artık sadece aşkı değil, huzuru da istedim. Kendi ayaklarım üzerinde durmaya başladım; iş buldum, yeni arkadaşlar edindim. Ailemle ilişkilerim düzeldi; annem ve babam bana daha çok güvenmeye başladı.
Bir gün camide yine o yaşlı teyzeyle karşılaştım. Bana gülümsedi: “Kalbinin sesini dinledin mi?” dedi. Gözlerim doldu: “Evet teyze, hem kalbimi hem Allah’ı dinledim.”
Sonunda Baran’la yeniden buluştuk; bu sefer ailem de yanımızdaydı. Annem Baran’a sarıldı; babam elini sıktı. O an anladım ki; dua etmek sadece istemek değilmiş, sabretmek ve doğru zamanı beklemekmiş.
Şimdi geriye dönüp bakınca soruyorum kendime: Gerçek mutluluk başkalarının istediği gibi yaşamak mıydı? Yoksa kendi yolumu bulmak mıydı? Siz olsanız hangisini seçerdiniz?