Eğer Annem Seçimimi Kabul Etmezse, Sonsuza Dek Giderim…

“Anne, eğer seçimimi kabul etmezsen… giderim. Sonsuza dek.” Sesim titriyordu ama gözlerimin içine bakmasını istedim. O an mutfakta, eski ahşap masanın başında oturuyorduk. Annemin elleri, çay bardağını sımsıkı kavramıştı. Dudakları titredi, gözleri doldu. “Kadir, oğlum… Senin iyiliğini istiyorum. Bu kız sana göre değil,” dedi. Sanki içimde bir şey kırıldı.

O sabah, İstanbul’un gri gökyüzüyle yarışan içimdeki kasvetle evden çıktım. Kadıköy’e giden banliyö trenine bindim. Vagonun camından dışarı bakarken, annemin sesi kulaklarımda yankılanıyordu: “Bizim ailemizde öyle olmaz!” Karşıma oturan yaşlı çiftin huzurlu sessizliğiyle benim içimdeki fırtına arasında uçurum vardı. Kadın, kocasına bir poğaça uzattı. Onların göz göze bakışında yılların sevgisi vardı. Ben ise annemle aramdaki uçurumu düşünüyordum.

Zeynep’le üç yıl önce üniversitede tanıştık. O, Karadenizli bir ailenin kızıydı; ben ise İç Anadolu’nun küçük bir kasabasından geliyordum. Zeynep’in ailesi açık fikirliydi ama annem… Annem için her şey gelenekti, töreydi, “el ne der”di. Zeynep’i ilk kez eve getirdiğimde annem onu baştan aşağı süzmüş, sonra bana dönüp sessizce “Senin için uygun mu?” demişti. O gün anlamıştım; bu yol kolay olmayacaktı.

Babam yıllar önce vefat ettiğinden beri annem hem anne hem baba olmuştu bana. Onun için tek evlat bendim, hayatını bana adamıştı. Ama ben de kendi hayatımı yaşamak istiyordum artık. Zeynep’le birlikte olmak istiyordum. Onun yanında kendimi özgür, mutlu ve tamam hissediyordum.

Bir akşam Zeynep’le Moda’da yürüyorduk. Deniz kokusu, martıların sesi… “Kadir,” dedi Zeynep, “Anneni ikna edebilecek miyiz sence?” Gözlerimi kaçırdım. “Bilmiyorum,” dedim. “Ama deneyeceğim.”

O gece eve döndüğümde annem salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama gözleri ekranda değildi. Yanına oturdum.

– Anne…
– Ne var Kadir?
– Zeynep’i seviyorum. Onunla evlenmek istiyorum.
– O kızla olmaz oğlum! Bizim ailemize uygun değil.
– Nesi uygun değil anne? İyi bir insan, çalışkan, ahlaklı…
– Sen anlamazsın! Akrabalar ne der? Komşular ne der? Benim yüzümü yere mi düşüreceksin?

O an içimdeki öfke patladı.

– Ben senin için mi yaşayacağım anne? Benim de bir hayatım var! Mutlu olmak istiyorum!

Annem ağlamaya başladı. O an kendimi dünyanın en kötü evladı gibi hissettim ama geri adım atmadım.

Günler geçti, annemle aramızdaki mesafe büyüdü. Evde konuşmalar azaldı, sofrada sessizlik hâkim oldu. Bir gün annem bana eski bir sandık getirdi. “Babanın yadigârı,” dedi. Sandığı açtığımda babamın gençlik fotoğrafları, eski mektupları çıktı. Bir mektupta babam anneme şöyle yazmıştı: “Hayat bazen bizi zor seçimlere iter. Ama kalbimizin sesini dinlemezsek pişman oluruz.”

O gece sabaha kadar düşündüm. Annem de babamla evlenirken ailesinin karşı çıktığını anlatmıştı bir keresinde. Ama sonunda aşklarına sahip çıkmışlardı.

Bir sabah cesaretimi topladım ve anneme tekrar konuştum:

– Anne, babam da seninle evlenirken ailesine karşı gelmişti. Sen de onun yanında durmuşsun.
– O başka! O zamanlar farklıydı…
– Değil anne! Aynı! Sen de mutluluğunu seçmişsin.

Annem sustu, gözleri doldu. “Ben seni kaybetmek istemiyorum,” dedi sessizce.

O gün Zeynep’le buluşup ona her şeyi anlattım. “Belki de gitmeliyiz,” dedi Zeynep. “Belki de İstanbul’dan uzak bir yerde yeni bir hayat kurmalıyız.” İçimde korku ve umut birbirine karıştı.

Bir hafta boyunca annemle konuşmadık. Evde sadece ayak seslerimiz yankılandı. Sonunda bir akşam annem yanıma geldi.

– Kadir…
– Efendim anne?
– Eğer bu kadar seviyorsan… Git onunla konuş, ailesiyle tanışmaya gitmek istiyorum.

O an gözlerim doldu. Annemin ellerini tuttum, “Teşekkür ederim anne,” dedim.

Zeynep’in ailesiyle tanışmaya gittiğimizde annem çok heyecanlıydı ama aynı zamanda gergindi de. Zeynep’in annesi sofraya Karadeniz yemekleri koymuştu; mısır ekmeği, hamsili pilav… Annem ilk başta yabancılık çekti ama sonra Zeynep’in annesiyle sohbet etmeye başladı. İki anne arasında yavaş yavaş bir bağ oluştu.

Düğünümüz küçük ama çok samimi oldu. Annem gözyaşları içinde beni gelin arabasına uğurladı.

Şimdi her şey geride kaldı sanıyordum ama bazen geceleri hâlâ o ilk kavganın acısı içimde sızlıyor. Annemin gözyaşları, kendi çaresizliğim… Ama biliyorum ki hayat seçimlerden ibaret ve bazen en sevdiklerimizi bile üzmek pahasına kendi yolumuzu çizmemiz gerekiyor.

Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için annenizi karşısına alabilir miydiniz? Yoksa aileye boyun eğip aşkınızdan vaz mı geçerdiniz?