Yabancı Bir Dünyada Yürüyüş: Bir Göçmen Çocuğun Hikayesi
“Anne, yine mi gök gürlüyor?” diye fısıldadım, titreyen sesimle. Annem, gözleri endişeyle dolu, beni kucağına aldı. “Korkma yavrum, geçecek,” dedi ama sesi de en az benimki kadar titriyordu. İstanbul’un bu eski apartmanında, sanki her gece gökyüzü bize kızıyor, geçmişimizi unutmamıza izin vermiyordu.
Üç aydır bu şehirdeyiz. Her şeyimiz geride kaldı: evimiz, oyuncaklarım, babamın bana aldığı o eski bisiklet… Şimdi ise annemle birlikte, bir odalı bir evde, her gece gökyüzünün öfkesinden saklanıyoruz. Annem beni kocaman bir battaniyeye sarıp banyoya götürdü. “Burada daha güvendeyiz,” dedi. Banyoda otururken, duvarların arkasından gelen gök gürültüsüyle birlikte kalbim de sarsılıyordu.
“Anne, babam da korkar mıydı böyle?” diye sordum. Annem gözlerini kaçırdı. Babamı son gördüğümde, sınırda askerlerle tartışıyordu. O günden sonra ondan hiç haber alamadık. Annem hep umutlu olmamı isterdi ama gözlerinin altındaki morluklar ve geceleri sessizce ağlaması bana her şeyi anlatıyordu.
Sabah olduğunda yağmur dinmişti ama içimdeki fırtına hâlâ devam ediyordu. Annemle birlikte pazara gitmek için hazırlandık. Komşumuz Ayşe teyze kapıda bizi bekliyordu. “Kızım, bugün hava soğuk. Çocuğu sıkı giydir,” dedi anneme. Annem başını salladı ama gözleri yine uzaklara dalmıştı.
Pazarda insanlar bize tuhaf bakıyordu. Annemin aksanını hemen anlıyorlardı. “Nerelisiniz?” diye sordular birkaç kez. Annem cevap vermekten çekindi, ben ise başımı eğdim. Bir kadın yanımıza yaklaşıp “Yardım ister misiniz?” dediğinde annem hemen reddetti. Gururunu kaybetmek istemiyordu ama ben onun ne kadar yorgun olduğunu biliyordum.
Okula başladığım ilk gün de böyleydi. Sınıfa girdiğimde herkes bana bakıyordu. Öğretmenim Zeynep Hanım gülümseyerek “Hoş geldin Emir,” dedi ama çocuklar fısıldaşıyordu: “Yabancı bu.” Bir çocuk yanımdan geçerken omzuma çarptı: “Senin burada ne işin var?” O an ağlamak istedim ama annemin “Güçlü olmalısın” sözleri aklıma geldi.
O gün okuldan eve dönerken anneme hiçbir şey anlatmadım. Ama gece olunca yine gök gürledi ve ben korkudan titrerken annemin kollarına sığındım. “Anne, neden herkes bize böyle bakıyor?” diye sordum. Annem saçlarımı okşadı: “Çünkü onlar seni tanımıyorlar henüz. Zamanla alışacaklar.”
Bir gün okulda resim dersi vardı. Öğretmenimiz “Hayalinizdeki evi çizin,” dedi. Ben eski evimizi çizdim: bahçesinde nar ağacı olan, penceresinde babamın oturduğu o evi… Yanımdaki çocuk resmime baktı ve “Burası neresi?” diye sordu. “Benim ülkem,” dedim sessizce. O an gözlerim doldu ama ağlamadım.
Bir akşam annem işten çok geç geldi. Yorgunluktan ayakta duramıyordu. Ona yardım etmek istedim ama elimden bir şey gelmedi. Masaya kuru ekmek ve biraz peynir koyduk, sessizce yedik. Annem birden ağlamaya başladı. “Çok yoruldum Emir,” dedi. O an ona sarıldım ve “Ben büyüyünce sana bakacağım anne,” dedim.
Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki çocuklar yolumu kesti. “Sen Suriyelisin değil mi?” dediler alaycı bir şekilde. “Hayır, ben Emir’im,” dedim ama dinlemediler. Beni itip kakmaya başladılar. O an koşarak eve gittim ve anneme sarıldım. Annem gözyaşlarımı sildi: “İnsanlar bazen anlamazlar oğlum, ama sen iyi kalpli ol.”
Zamanla bazı şeyler değişti. Komşumuz Ayşe teyze bana kitaplar getirdi, bazen de anneme yemek verdi. Okulda Zeynep Hanım beni korudu, diğer çocuklara beni tanıttı: “Emir çok iyi bir çocuk.” Yavaş yavaş arkadaşlarım olmaya başladı ama içimdeki yalnızlık hiç geçmedi.
Bir gece yine gök gürlediğinde anneme sordum: “Anne, burası bizim evimiz olacak mı?” Annem uzun süre sustu, sonra gözlerime baktı: “Ev insanın yüreğindedir oğlum.” O an anladım ki ne kadar yabancı olursak olalım, birbirimize sarıldıkça güçleniyoruz.
Şimdi her sabah okula giderken başımı dik tutuyorum. Bazen hâlâ insanlar tuhaf bakıyor ama artık korkmuyorum. Çünkü biliyorum ki annem yanımda olduğu sürece hiçbir fırtına beni yıkamaz.
Bazen düşünüyorum: İnsan gerçekten bir yere ait olabilir mi? Yoksa aitlik sadece sevdiklerimizin yanında olmak mıdır? Sizce gerçek yuva neresi?