Kimseyle Yapma!: Kibirli Müdürün Felakete Sürüklenen Hikâyesi

Saat sekizi geçtiğinde, gökdelenin otuzuncu katında, bir arıza nedeniyle terleyen klimanın öfkesiz vızıltısıyla toplantının gerilimi birleşiyordu. Masada, üzerinde ince dosyalar, kalemler ve cam bardakta demlenmemiş çaylar vardı. Ben Elif Güneş, bu devasa odada tedirgin ve umutsuz, sağ elimi titrememesi için zorla dizime sabitlemiş, herkesin gözleri önümde yanıp sönerken, Tolga Bey’in ağır adımları duyuldu. O geldiğinde birkaç kişi ayağa kalktı ama ben donup kalmıştım. Sanki zeminin altındaki tüm güvenim kaybolmuştu.

‘Ne halt ettin yine Elif, bana söyler misin?’ dedi, gözlerinin içiyle bakmıyor, içimde bir şeyi parçalıyordu. Herkes susmuştu, ufacık bir hata – müşteriye yanlış belge göndermişim – ama böyle bir öfkeyi hiç beklemiyordum. ‘Kaç kere söyledim, kontrol etmeden doküman göndermeyeceksin! Kimseyle yapma bu işi diyorum sana, yine de dinlemiyorsun. Belki de bu senin kapasiten!’ dedi. Her cümlede kendimi küçülmüş hissettim, kırıldım. Susmaktan başka yolum yoktu, çünkü bir kere karşılık versem, işimden olacaktım – bunu ben de o da biliyorduk.

İçten içe, ‘Neden hep bizim hatalarımız büyüyor bu odada, neden erkelerin küçücük başarısı bile alkışlanırken, bizimkilere yer yok?’ diye düşündüm. O an ağlamadan durabilmek için ellerimi masanın altında sıktım, tırnaklarım ete geçti. Sonra, Tolga Bey bana daha da yaklaşıp, iyice alçaltıcı şekilde, ‘Seni bu takımdan çıkarıyorum. Belki temizlik ekibiyle daha uyumlu çalışırsın.’ dedi. O anda içimdeki tüm direnç yerle bir oldu.

İnsanlar sessizce bana bakıyordu, kimisi acıyordu, kimisinin yüzünde ise bir tebessüm vardı; çünkü burada düşenin eline tutan olmaz, herkes bir sonraki hedefin kim olacağını beklerdi. Ben ise o an, odayı yıkayan sessizlikte yalnızdım. Ayağa kalktım, ‘Affedersiniz, evet, hata yaptım. Ama hatasız olmak mümkün mü Tolga Bey? Önünüzde eğilmem, sadece saygıyla cevap verdim.’ dedim. Sözümün yarısında sesiyle kesti beni, ‘Burası hata kabul etmez Elif Hanım. Hadi, toparlanın ve çıkın.’

Ofisten çıktığımda, gözlerim doluydu ama hâlâ dökülmemişti. Hemen tuvalete girdim, aynada gördüğüm kişiye bakarken, ‘Burası kimseye sorulmadan ruhumu aşağı çekerken, ben neden mücadeleyi bırakıyorum?’ diye sordum kendime. Telefonum çaldı, arayan annemdi. Sesimi duyar duymaz, ‘Kızım neden bu kadar üzgünsün? Yine mi o adam?’ dedi. ‘Anne… Bir hata yüzünden… Belki de artık orada işim kalmadı.’ ‘Yavrum, bir hata yüzünden insan harcanmaz. Sakın o adamın laflarına inanma,’ dedi.

İşte ben orada öğrendim: Ne kadar güçlü taklit edersen et, düştüğünde yanında gerçek insanlar yoksa, yalnızsın. O akşam eve döndüğümde, babamın yanımda susarak oturması bana ilham verdi. ‘Bazı adamlar güçlerinin karşısında insanlığını unutuyor Elif,’ dedi babam, ‘Ama sen unutma.’

Ertesi gün, şirkette dedikodular yayılmıştı: ‘Elif ekibinden atılmış, galiba işi bırakacak…’ Herkesin gözü üstümdeydi. Ama o sabah bir şey değişti. Hiç kimse öyle kolay kolay bir kadının onurunu çalamazdı. Biriken öfkemi, işime olan saygımı koruyarak, o hafta boyunca departmanı toparlayan ben oldum. Tolga Bey bir türlü benden vazgeçemedi; çünkü benim yerime gelecekler işi beceremiyordu.

Bir sabah, şirketin üst yönetiminden Mine Hanım geldi. Her zamanki zarafetiyle, ‘Elif Hanım, sizinle bir kahve içebilir miyim?’ dedi. Asansörde gerginliğimi hissetti, ‘Tolga hakkında şikâyetler var. Sizin de başınıza gelenleri biliyorum,’ dedi. Şaşırdım. ‘Durumu açıklayın, lütfen. Biz de buraya gelmeden önce kadın olduğumuz için ne tür bariyerlerle karşılaştığımızı biliyoruz.’

Ofisine geçtik. Her şeyi olduğu gibi anlattım. Gözlerim doldu, kızımın bana gurur duyacağı bir anne olmak istedim ama içimdeki korkunun geçtiği yoktu. Mine Hanım, ‘Burada bu tür ayrımcılığa yer yok. Haksız yere aşağılama, mobbing, ve adil olmayan işten çıkarmalar peşine düşüyoruz. Tolga Bey hakkında ciddi bir soruşturma başlatılacak,’ dedi. Döndüğümde, iş arkadaşlarım bir bir odama gelmeye başladılar. ‘Elif, neden itiraz etmedik biz?’ dedi Sibel. ‘Bilmiyorum, hepimiz başımıza gelmesinden korktuk sanırım,’ dedim.

Bahri Bey – şirketin eski güvenlik şefi – yanıma geldi: ‘Ben de yıllar önce ona karşı geldim, depoya sürüldüm. Ama haklısın kızım, biri önce olmalıydı.’ O gün, yıllarca küçük düşürülen, göz ardı edilen bütün kadınlar, büyük toplantı odasında bir araya geldik. Sanki bir devrim başlıyordu. Mine Hanım öne geçti, ‘Değerli ekip, bu şirkette eşitlik ilkesini kurum kültürü yapmak bizim görevimiz. Tolga Bey artık bu aramızda olmayacak.’ Gözümden bir damla yaş süzüldü.

İronik olan, Tolga Bey’in aldığı kararlar yüzünden şirketin en büyük müşterisini de kaybetmiş olmasıydı. O kadar gururla oturduğu koltuğu, bir yanlışa verdiği kibirli tepki ve küçük gördüğü bir kadına gösterdiği saygısızlık nedeniyle kaybetmişti. Artık kimse ondan korkmuyordu. Benim çaresizliğimle dalga geçenler ise şimdi utançla başlarını eğiyordu. Şirketin sosyal medya hesabında, ‘Artık daha kapsayıcı, daha adil bir kurumsal aile olma yolunda kararlıyız,’ yazısı asılmıştı.

Ben ise, başımı kaldırıp dev camdan İstanbul’un martılara karışan siluetine baktım. ‘Bazen bir hata, insana asla unutamayacağı gücü verir mi? Kırık gururlarımızla yeniden ayağa kalkmak mümkün mü, sizce?’