Ufukta Birlikte: Cesur Bir Köy Çocuğunun Şehirli Bir Güzeli Kazanma Hikayesi
“Elif, lütfen gitme! Bir kere olsun dinle beni!” diye bağırdım, sesim köyün sessizliğinde yankılandı. O an, hayatımın en kritik anlarından biriydi. Elif’in gözleri dolmuştu, dudakları titriyordu. “Ali, ben burada boğuluyorum. Bunu anlamıyor musun?” dedi ve arkasını dönüp hızla uzaklaştı. O an içimde bir şeyler koptu; sanki yıllardır biriktirdiğim tüm umutlarım, köyün toprak yolunda Elif’in ayak izleriyle birlikte siliniyordu.
Ben Ali. Anadolu’nun ortasında, Kayseri’nin küçük bir köyünde doğdum, büyüdüm. Babam çiftçi, annem ev hanımıydı. Hayatımız zordu ama birbirimize sımsıkı bağlıydık. Liseyi bitirdikten sonra askere gittim; orada geçen iki yıl boyunca her gece köyümüzün yıldızlı göğünü, annemin yaptığı tarhanayı ve en çok da Elif’i düşündüm. Elif… Çocukluk arkadaşım, komşumuzun kızı. Hep şehirde okudu, tatillerde köye geldiğinde gözlerim hep onu arardı. O ise bana hep mesafeli, hep ulaşılmazdı.
Askerden döndüğümde köyde her şey aynıydı ama ben değişmiştim. Artık hayata başka bakıyordum. Bir akşamüstü, köy meydanında Elif’i gördüm. Saçlarını toplamış, elinde kitaplarla yürüyordu. Göz göze geldik. “Hoş geldin Ali,” dedi gülümseyerek. O an içimde bir şeyler kıpırdadı. Cesaretimi topladım, yanına gittim.
“Ne zamandır buradasın?” diye sordum.
“Bir hafta oldu. Babam rahatsızlandı ya, annem tek başına baş edemiyor,” dedi. Yorgundu ama gözlerinde eski neşesinden bir parça vardı.
O günden sonra sık sık görüşmeye başladık. Ben tarlada çalışırken o da annesine yardım ediyordu. Akşamları köyün çeşmesinde buluşup sohbet ediyorduk. Bana şehirdeki hayatını anlatıyordu; üniversiteyi nasıl kazandığını, oradaki arkadaşlarını… Ben ise ona köydeki değişiklikleri, yeni ekilen tarlaları anlatıyordum.
Bir gece yıldızların altında otururken cesaretimi topladım: “Elif, ben seni seviyorum,” dedim. Bir an sustu, sonra gözlerini kaçırdı: “Ali, ben de seni seviyorum ama… Bizim aramızda çok fark var.”
O farklar neydi? Şehirde okuyan bir kızla köyde yaşayan bir oğlanın arasındaki uçurumlar… Elif’in ailesi onun şehirde kalıp iyi bir iş bulmasını istiyordu. Benim ailem ise onun köyde kalıp bana eş olmasını… Herkes kendi doğrusunu savunuyordu ama kimse bizim ne hissettiğimizi sormuyordu.
Bir akşam babam sofrada lafı açtı: “O kız şehirli oldu oğlum, sana uymaz. Bizim töremize göre gelin köyden alınır.” Annem ise sessizce başını salladı. İçimde öfke büyüdü ama bir şey diyemedim.
Elif’in ailesi de farklı değildi. Annesi ona sürekli baskı yapıyordu: “Kızım, sen bunca yıl okudun, şimdi köyde mi kalacaksın? Ali iyi çocuk ama onun dünyası başka.”
Bir gün Elif’le dere kenarında buluştuk. Gözleri şişmişti; ağlamıştı belli ki.
“Ali, ben ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi hıçkırarak. “Ailem bana kızıyor, senin ailen de istemiyor… Sanki ikimizin de hayatı başkalarının ellerinde.”
O an ona sarıldım. “Kaçalım Elif,” dedim fısıldayarak. “Kimseyi dinlemeyelim.”
Bir an umutlandı gözleri ama sonra başını salladı: “Kaçsak bile nereye gideceğiz? Ben şehirde iş bulsam sen ne yapacaksın? Sen köyden kopabilir misin?”
Cevap veremedim. Çünkü ben de bilmiyordum.
Günler geçtikçe aramızdaki baskı arttı. Köyde dedikodular başladı: “Elif şehirli oldu, Ali’ye bakmaz artık.” “Ali’nin gözü yükseklerde.” Herkes konuşuyordu ama kimse bizi anlamıyordu.
Bir gün Elif’in babası beni çağırdı. Evlerine gittiğimde yüzü asıktı.
“Bak oğlum,” dedi sertçe, “Kızımın geleceğiyle oynamanı istemem. O şehirde okuyacak, iyi bir hayat kuracak. Sen de kendi yoluna bak.”
O an içimdeki umutlar bir kez daha yıkıldı. Eve döndüğümde annem gözlerime baktı: “Oğlum, bazen sevmek yetmez,” dedi sessizce.
Elif’le son kez buluştuğumuzda yağmur yağıyordu. Islanmış saçları yüzüne yapışmıştı.
“Ali,” dedi titrek bir sesle, “Belki de kaderimiz buymuş.”
Onu son kez öptüm ve arkasından bakakaldım.
Aylar geçti. Elif şehre döndü; ben ise köyde kaldım. Her gün tarlada çalışırken onu düşündüm. Geceleri yıldızlara bakıp içimden ona seslendim: “Sen mutlu musun Elif?”
Şimdi yıllar geçti üzerinden. Hâlâ köyde yaşıyorum; evlendim, çocuklarım var ama Elif’in yeri hep başka kaldı içimde.
Bazen düşünüyorum: Biz gerçekten kendi hayatımızı mı yaşadık yoksa başkalarının hayallerini mi?
Sizce insan sevdiği için mi yaşar yoksa alıştığı için mi? Hiç gerçekten sevdiğiniz biri için her şeyi göze aldınız mı?