Elif’in Çığlığı: Bir Kızın Sezgileri Annemi Kurtardı
“Anne, yalvarırım gönderme o parayı! Ne olur bak, bir kez daha düşün!” Zeynep’in sesi evin sessizliğini yırtarken, titreşim telefonumun ekranında bekleyen transfer onayıyla birleşiyordu. Gece yarısına on kala, mutfağın loş ışığında sıra dışı bir korku sardı içimi. Ne yapıyordum? Tek başına bir kadın olarak, kimseden yardım almadan yurtdışından dönmüşüm, İstanbul’da hayat kurmaya çalışıyorum. Elimde avucumda biriktirdiğim son param, gayet düzgün konuşan, kendini insan gibi tanıtan bir emlakçının hesabına gönderilecek. Zeynep ise elimde telefonla titrediğimi, sesi kesilen ağzımda kelimeleri ararken gözümden yaşlar süzüldüğünü fark ettiğinde kollarımda sarsıldı.
“O adamı bir kez bile görmedik! Anne, neden inandın ona?” dedi Zeynep, gözlerimin içine mıhlanmış bakışlarıyla. Kızımı korumak için geldiğim bu ülkede, sorusuyla on sekiz yıllık anneliğimi sorgulatıyordu. “Evde olamazsın, o kadar birikimle bu fırsat kaçar mı?” diyorlardı, iş arkadaşımla saatlerce konuşmuş, ona güvendiğini söylemiştim. Ama şimdi Zeynep’in sözleriyle telefonun diğer ucundaki adamın WhatsApp mesajları birer birer aklımda yarıştı.
Bir kadın olarak mahallede yalnız kalmak, tek çocukla geçinmek kolay değildi. Akşamları Zeynep’in ödevleriyle cebelleşiyor, sabah ise kaşla göz arasında onun yanındaki sandviçleri hazırlıyordum. Komşu teyzeler, “Bak Elif, kızına sahip çık, çarşıda kız başına fazla dolaşmasın” diye uyarırken bencilce bir güvende kalma umuduyla yaşıyordum. Fakat karşılaştığım sahte ilanlar, gerçek midir diye şüphelendiğim ama inanmak istediğim sözler, bugünün Türkiye’sinde her gün bir annenin, bir babanın başına gelen acı gerçekti.
O transfer butonuna parmağımla dokunamadan önce Zeynep’in ağlaması daha da arttı. Aniden kesik kesik konuşarak, “Anne, geçen ay Arda’nın ailesinin başına gelmişti, onlar da bir yere kapora göndermişler, meğerse dolandırıcıymış adam. Sen neden hemen inanıyorsun ki? Ben sana dedim, önceden bir gör, konuş yüz yüze!” dedi. Hıçkırıklarını saklamaya çalışsa da, içindeki korkunun kadar umutsuzluk sesinde yankılandı. O an öğrendiğim yalnızlık, bana öncekilerden farklı bir his verdi: Kendi kızıma güvenmemenin, anneliğimle gurur duymaya çalışırken ona hissettirdiğim güvensizliğin sancısıydı bu.
O gece parayı göndermedim. Bu kez Zeynep’in yanına oturup ellerini tuttum. Telefonda ‘Ev sahibi’ olduğunu söyleyen kişi birkaç dakika arayla aramaya başladı. Cevap vermedim. Birkaç saat sonra numara engellenmişti. O numaradan bir daha haber alamadım. Bir hafta boyunca başka ilanlarda o adamın aynı resimlerle başka isimler kullandığını gördük. Dolaştığımız emlakçıların tümü, bana “Ablacığım, İstanbul’da elden kaporayla iş yapılmaz zaten, hele resmi mukavele yoksa hiç güvenme!” dedi.
O ilk sabah, uyanınca hissettiğim minnettarlık tarifsizdi. Zeynep mutfakta ekmek kızartırken yüzü hâlâ asıktı. Ona bir kahvaltı hazırladım, yanına oturdum. Konuşmak istedim, ama utandım. Sessizce, tereddütle sordum: “Kızım, bana güvendiğim için mi kızdın, yoksa bana gösteremediğim için mi?” Cevabı içten oldu: “Ben senden başka kimseye güvenmiyorum ki anne. Ama sen bazen çok korkuyorsun yanılmış olmaktan. Sen kandırılınca… kendime bile kızdım.”
İkimiz de ağladık o sabah. Kendi zayıflıklarımı, içimde yıllardır biriktirdiğim güçsüzlükleri ilk defa Zeynep’in omuzuna yüklediğimi fark ettim. O zamana kadar anneliliği sadece koruyucu olmak sanıyordum, duvar olmak, hep ayakta kalmaktı görevi. Ama o gün, bir kız çocuğunun sezgilerine kulak verme cesaretinin anneliğin asıl kıymeti olduğunu öğrendim. Artık kızım da büyümüştü. Zeynep bazen suskun ve içine dönük olsa da, o an içimdeki şüpheyi görüp hızlıca davranabilmişti.
İş yerimde arkadaşlarım olayın detaylarını duyunca, bana “Bu aralar insanlar çok çaresiz, bir umutla hemen inanıyoruz… Ama bunlar fırsatçılık peşinde koşuyor, Allah’tan kızına güvenmişsin!” dediler. Mahalledeki Emine Teyze, bana tatlı dille, “Bak Elif, senin kızın başka akıllı, sen onun dediğini hep dinle, bakarsın yarın büyük adam olur!” dedi, gülümsedi. Şimdi herkes bu olaydan sonra bana daha çok soru soruyor, “Gerçekten yine böyle bir şey olsa, bu sefer ne yaparsın?” diyorlar. Artık her şeye, özellikle de kızımın şüphelerine rağmen, önce bir adım geri çekilip bakmayı seçiyorum.
Bazen geceleri, Zeynep odasında ders çalışırken, ben mutfakta durup onu seyrediyorum. Onun bana gösterdiği bu güveni, ben daha önce kendimde hiç aramamıştım. Anneme mektuplar yazardım çocukken, “Ne olur bana inan” diye yalvarırdım. Şimdi ben de kendi kızıma “Ne olur beni uyandır” diye güven duymalıyım.
Türkiye’de yalnız bir kadının ayakta kalması, özellikle kiralık ev ararken türlü türlü risk alması kolay değil. Çoğu zaman kapımızı çalmaya korktuğumuz komşularımızın bile, çocuklarımızın bile tavsiyesini dinlemez olduk. O akşamdan beri, insanın bazen kendinden bildiği aklı, ona en yakının sezgisiyle sarsılır. Bunu kabul etmek, pes etmek değil, gerçek annelikmiş.
Bana şimdi sıkça soruyorlar, pişman mıyım? Elbette değilim. Zeynep’in iç sesine kulak verdiğim için her sabah güne biraz daha güvenle uyanıyorum. Peki ya siz, hiç sevdiklerinizin üzerinizde haklı bir şüpheyle sizi durdurduğu bir an yaşadınız mı? Bazen bir çocuğun çığlığı, en doğru yol arkadaşı olabilir mi?