Kot Pantolona Yasak Olan Ev: Bir Ailenin Kuralları ve Kendin Olmanın Cesareti
“Oğlum, sakın bu kotla gelme!” diye mırıldandı annem, bana kapıda son bir kez baktığında. Ciddi bir işi şansa bırakır gibi, gri kumaş pantolonumun ütüsünü kontrol etti; ama ben, bugüne kadar kendimi iyi hissetmemi sağlayan tek giysim olan eski kot pantolonumu seçtim o akşam için. Avucumun içinde bilet gibi buruşturduğum heyecanımla, Zeynep’in evine doğru yürürken nefes alamadığımı fark ettim. Sadece bir akşam yemeği… Ama ya annesi Nevin Hanım? Sınırsız kuralı ve sert bakışlarıyla mahallede ünlüydü ve Zeynep’in ağzından çıkan cümleleri “bizim evde kot yasak” ile her zaman bitirirdi.
Zili çaldım. Koridordan, taş gibi bir sessizlik yükseldi. Kapı açılır açılmaz, Nevin Hanım’ın gözleri ayaklarıma indi. “Hoş geldin, Ali,” dedi, sesi ne kadar nazik olmaya çalışsa da ödümü koparacak kadar soğuktu, “Üstünü asabilirsin, ama istersen şu aceleyle sana bir eşofman altı bulabilirim.” Zeynep eliyle sertçe Nevin Hanım’ı dürttü. “Anne, Ali gayet uygun giyinmiş,” dedi fakat lafını bitiremeden annesi onu bir bakışla susturdu. Hayatımda ilk defa bir evde, ayakkabılarımı çıkardıktan sonra pantolonumdan dolayı utanmak zorunda kaldım.
Salona girdim. Zeynep’in babası Metin Bey gazeteye gömülmüş, küçük kardeşi Tuğçe ise telefonuna bakıyor. Kimse göz göze gelmiyor. Elimdeki küçük pastayı masaya uzatırken Nevin Hanım tekrar konuştu: “Ali, ailen nasıl biri?” Bir nefes, bir ‘acaba’… “Çok sıcak kanlılardır, hoşgörülülerdir,” dedim gülümsemeye çalışarak. “Bizde disiplin önemlidir,” dedi aniden, “herkesin ne giydiği, ne dediği ölçülüdür. Yoksa insan kaybolur.”
Bir an Zeynep’le göz göze geldik. Hüzünle ve utanarak baktı bana. Gülümsedim ona destek olabilmek için. Nevin Hanım devam etti: “Zeynep de bazen anlamıyor ama bazı şeyler aileyi ayakta tutar. Kurallar gibi.” Tuğçe mesaj yazmaya devam ederken, babası gazeteden başını kaldırmadı. Akşam yemeği başladığında, çorbanın üstünde süzülen sessizliği sanki kot pantolonum bozdu. Kaşığımı bırakırken tedirginliğimi gizleyemiyordum. Nevin Hanım masada konuşmaya devam etti: “Senin annen-baban ne iş yapıyor?”
Bir an tereddüt ettim. “Babam emekli işçi, annem ev hanımı,” dedim. Cevabım havada asılı kaldı. “Demek öyle… Peki, sizde de kurallar var mı? Mesela akşam kaçta eve dönersin?” Zeynep araya girdi: “Anne, yeter artık, Ali’ye neden polis gibi soruyorsun?” Nevin Hanım her zamanki soğukkanlılığıyla: “Kendisine soruyorum sadece. Herkesin bir düzeni olmalı. Bak şimdi, mesela bizim evde kot pantolon giyilmez!” Başımı öne eğdim, “Alışkınım, sorun değil,” dedim. Ama içimde çocukluğumun sıcak ocağına duyduğum hasret kabardı. Babam akşamları eve geliş saatime değil, yüreğimi korumama bakardı.
O sırada Metin Bey usulca “Nevin, bırak çocukları kendi rahat hissettikleri gibi yaşasınlar,” dedi. Fakat o an, bir suyun içinde bile taş gibi oturup kalan gerginlik evin duvarlarında yankılandı. Nevin Hanım sesini yükseltti: “Metin, çocukları bu gevşeklikle bırakırsan, sonra istedikleri gibi davranırlar! Disiplin şart. Ben babamdan böyle gördüm.” Metin Bey gözlerini tekrar gazeteye kaçırdı. Zeynep ise gözyaşlarıyla savaşıyordu. Sonunda dayanamayıp masadan kalktı ve odasına geçti. Sessizlik çöktü.
Tuğçe telefonunu bırakmadan sordu: “Anne, kot pantolon giymek neden yasak? Arkadaşlarım giyiyor, ben de istiyorum.” Nevin Hanım anında cevabını verdi: “Biz başkalarına bakmayız. Kendi kurallarımızı uygularız. Evlat dediğin, annesini örnek almalı.” İçimi tarifsiz bir isyan duygusu kapladı. Çünkü Zeynep’in bana anlattığı hikâyeler geldi aklıma: Okulda olmak istediğini gizleyen Zeynep, bale seçmelerine sessizce katılan Tuğçe… Ve evde, annesinin zihnindeki bir kural kitabına sıkışıp, sadece itaat eden çocuklar.
Gece ilerledi. Ben de kalkıp Zeynep’in yanına gittim. Kapıyı tıklattım. “Girebilir miyim?” dedim. Zeynep gözyaşlarını elinin tersiyle silerken, “Biliyorum, utanıyorsun bana gelmekte… Annem yüzünden özür dilerim,” dedi. Yanına oturdum ve elini tuttum. “Bu senin suçun değil. Kendin olmaktan korkma Zeynep,” dedim. Korkuyla sordu: “Sen olsan ne yapardın?” İçimdeki huzursuzluk sesime geçti: “Ben… Kendi gibi olmaktan utanmayan birinin yanında yaşamak isterdim. Çünkü kurallar insanı iyi yapmaz; içindeki iyilikle iyi olursun.” Zeynep’in gözleri doldu. O an birbirimize sarılırken Nevin Hanım kapıda belirdi, bir an için ne anlatmaya çalıştığımızı anlamaya çalışan bir bakışla. “Zeynep, lütfen odandan çıkıp sofradaki tabaklarını toplar mısın? Misafir varken böyle olmaz,” dedi. Zeynep, son kalan cesaretiyle annesine döndü: “Anne… Ali ile rahatken kendim olabiliyorum. Lütfen… Bizden biraz anlayış bekleyemez misin?” Nevin Hanım’ın yüzünde anlam ve inkar arasında bir çizgi belirdi.
O akşam, o evde, bir kuralın yıkılmasına şahit olmasam da bir çocuk ruhunda açılan yaraya dokundum. Annem “Kendin ol, ama saygılı ol” derdi. İşte o gece, kendi olmanın ve başkası için de cesurca ayakta durmanın ne demek olduğunu gördüm. Birini sevmek kolay; karşısında dimdik durmaksa gerçek cesaret. Evden ayrılırken Zeynep arkamdan fısıldadı: “Teşekkür ederim Ali, bana yalnız olmadığımı hatırlattın.”
O gece boyunca düşündüm: Gerçek aile, asıl hangi kurallarla ayakta kalır? Sevgisizliğin koyduğu kuralları değiştirmek, acaba sadece bir kot pantolonu giymeye cesaret etmek kadar kolay mı?
Siz olsaydınız, böyle bir evde büyümeye devam eder miydiniz? Yorumlarda duymak isterim.