Salondaki Gölgeler: Anneanne Bizi Unuttuğunda

“Anne, anneanne neden yine aramadı?” diye sordu Defne, gözlerinde kocaman bir boşlukla. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Masanın üzerinde, annemin geçen yıl gönderdiği solmuş çiçek kartı duruyordu. Defne’nin sesiyle irkildim, kelimeler boğazımda düğümlendi. “Belki yoğundur kızım,” dedim, ama sesim titredi. Oysa biliyordum, annem artık aramayacaktı.

Her şey, annemin doğum gününde aramamasıyla başladı. Önce birkaç hafta, sonra aylar geçti. Telefonlar cevapsız kaldı, mesajlar okunmadı. Eşim Murat, “Belki bir şey olmuştur, git konuş,” dediğinde, içimdeki korku ve öfke birbirine karıştı. Annemle aramızda hiçbir zaman büyük bir kavga olmamıştı. Ama son zamanlarda, özellikle babamı kaybettikten sonra, içine kapanmıştı. Yine de torunlarını, beni, böylesine sessizce terk edeceğini hiç düşünmemiştim.

Bir akşam, Defne ve küçük kardeşi Efe, salonda oyun oynarken, annemin eski fotoğraflarını buldular. Defne, “Anneanneyle neden hiç fotoğrafımız yok?” diye sordu. O an, içimdeki acı daha da büyüdü. Onlara ne diyebilirdim? “Anneanneniz sizi sevmiyor mu?” diye sordular. Hayır, annem onları çok severdi. Ama artık aramızda görünmez bir duvar vardı.

Bir gün, cesaretimi topladım ve annemin evine gittim. Kapıyı açtığında yüzünde yabancı bir ifade vardı. “Anne, nasılsın?” dedim. Gözleri bana bakıyordu ama sanki içimden geçiyordu. “İyiyim,” dedi kısaca. İçeri girdim, evde ağır bir sessizlik vardı. Annemin elleri titriyordu. “Çocuklar seni çok özledi,” dedim. Hiçbir şey söylemedi. O an, annemin bana ve torunlarına neden uzaklaştığını anlamaya çalıştım.

Bir süre sonra, annemin komşusu Ayşe Teyze aradı. “Kızım, annen iyi değil. Bazen beni bile tanımıyor,” dedi. O an, içimdeki öfke yerini korkuya bıraktı. Annemin unutkanlığı, sadece bize değil, herkese yayılmıştı. Alzheimer… O kelimeyi ilk kez o gün duyduğumda, sanki tüm dünyam başıma yıkıldı. Annem, yavaş yavaş bizi unutuyordu.

Bunu çocuklarıma nasıl anlatacaktım? Defne, “Anneanne bizi neden istemiyor?” diye sorduğunda, gözyaşlarımı tutamadım. “Anneannen hasta, canım. Bazen hatırlayamıyor,” dedim. Ama çocuk aklı, bunu anlamıyordu. Efe, “İyileşince gelir mi?” dedi. Ne diyebilirdim ki?

Murat, “Belki birlikte gidelim, çocuklar da görsün,” dedi. Bir pazar günü, hep birlikte annemin evine gittik. Annem, Defne’yi görünce bir an durdu, sonra “Sen kimsin?” dedi. Defne’nin gözleri doldu. O an, içimdeki tüm umutlar sönmüştü. Annem, torunlarını tanımıyordu. Efe, annemin elini tuttu. “Ben Efe’yim, anneannenin torunuyum,” dedi. Annem, bir an gülümsedi, sonra tekrar uzaklara daldı.

O günden sonra, evimizde bir sessizlik başladı. Çocuklar, anneannelerinin onları neden hatırlamadığını anlamaya çalıştı. Ben ise, annemin her geçen gün biraz daha kayboluşunu izledim. Gece yatağımda, annemin bana küçükken anlattığı masalları hatırladım. O zamanlar, annem her şeyi bilirdi. Şimdi ise, kendi kızını bile tanımıyordu.

Bir gün, Defne okuldan ağlayarak geldi. “Arkadaşımın anneannesi ona oyuncak almış. Benim anneannem neden beni sevmiyor?” dedi. O an, içimdeki acı dayanılmaz oldu. Ona sarıldım, “Anneannen seni çok seviyor, ama bazen hatırlayamıyor,” dedim. Defne, “Ben de unutulacak mıyım?” diye sordu. O soruya cevap veremedim.

Murat, bana destek olmaya çalıştı. “Sen elinden geleni yapıyorsun,” dedi. Ama ben, annemin yokluğunun çocuklarımda açtığı yarayı kapatamıyordum. Her doğum günü, her bayram, annemin eksikliği daha da hissediliyordu. Komşular, akrabalar, “Annen nasıl?” diye sordukça, içimdeki yara tekrar kanıyordu.

Bir gün, annemi hastaneye yatırmak zorunda kaldık. Doktor, “Hafızası giderek zayıflayacak,” dediğinde, sanki annemi ikinci kez kaybetmiş gibi hissettim. Hastane odasında, annemin elini tuttum. “Benim kızım var mı?” diye sordu. “Evet anne, ben buradayım,” dedim. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. O an, annemin içinde bir yerlerde hâlâ bana dair bir şeyler kaldığını hissettim.

Çocuklar, hastane ziyaretlerinde annemin yanında sessizce oturdular. Defne, annemin saçlarını okşadı. “Anneanne, ben Defne’yim,” dedi. Annem, bir an gözlerini Defne’ye dikti, sonra tekrar uzaklara daldı. O an, Defne’nin gözlerindeki umudu ve kırgınlığı gördüm. Efe ise, annemin elini bırakmadı. “Ben buradayım,” dedi.

Evimize döndüğümüzde, çocuklar sessizdi. Akşam yemeğinde, Defne, “Anne, ben büyüyünce seni unutacak mıyım?” diye sordu. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Hayır kızım, anneler unutulmaz,” dedim. Ama içimde, annemin beni nasıl unuttuğunu düşündüm.

Geceleri, annemin eski ses kayıtlarını dinliyorum. Bana masal anlattığı, şarkı söylediği anları… O zamanlar, annem her şeyimdi. Şimdi ise, salondaki gölgeler arasında kaybolmuş bir hatıra gibi. Çocuklarım, anneannelerinin yokluğuna alışmaya çalışıyor. Ben ise, annemin her geçen gün biraz daha silikleşen yüzünü hafızamda tutmaya çalışıyorum.

Bazen düşünüyorum, bir insan sevdiklerini unutunca, geriye ne kalır? Annemin sessizliği, evimizin duvarlarında yankılanıyor. Çocuklarımın gözlerindeki o kırgın bakış, her geçen gün biraz daha derinleşiyor. Ben ise, annemin yokluğunda, kendi anneliğimi sorguluyorum. Bir gün ben de unutulursam, çocuklarım ne hisseder?

Siz hiç, annenizin sizi unuttuğunu gördünüz mü? Ya da çocuklarınıza, bir sevginin nasıl sessizce kaybolduğunu anlatmak zorunda kaldınız mı?