Bir Evsizin Kurtardığı Hayat: Beni Sarsan Sır

“Karabas! Dur, oğlum, çekme bu kadar!” diye bağırdım, elimdeki tasmanın ipini sıkıca kavrarken. Akşam güneşi Kadıköy sokaklarına altın bir örtü sererken, Karabas her zamanki gibi enerjik ve heyecanlıydı. Ama bu akşam bir tuhaflık vardı; köpeğim huzursuzdu, kulakları dik, burnu havada, sanki bir tehlikeyi sezmiş gibi. Tam Moda Parkı’nın köşesine vardığımızda, Karabas birdenbire havlamaya başladı ve hızla çalıların arasına daldı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu, çünkü parkta zaman zaman başıboş köpekler ya da garip tipler olabiliyordu.

Peşinden koştum, “Karabas, gel buraya!” diye bağırırken, çalıların arasından bir adamın boğuk sesi duyuldu: “Korkma, zarar vermeyeceğim!” Bir an duraksadım. Karabas, adamın önünde durmuş, kuyruğunu sallıyor, ama aynı zamanda tetikteydi. Adamın üstü başı perişandı, saçları karışık, yüzünde haftalardır tıraş olmamış bir sakal. Gözleri ise şaşırtıcı bir şekilde sıcak ve yorgundu. “Köpeğin çok akıllı,” dedi, hafifçe gülümseyerek. “Ama burada dikkatli ol, geçen hafta bir çocuk saldırıya uğradı.”

İçimde bir ürperti hissettim. İstanbul’da, özellikle akşam saatlerinde parklarda tehlikeler olabileceğini biliyordum ama bu kadar yakından hiç yaşamamıştım. “Sen burada mı yaşıyorsun?” dedim, sesim titreyerek. Adam başını eğdi, “Evet, bazen. Burası en azından güvenli,” dedi. O an Karabas birden havladı ve hızla yolun karşısına fırladı. Bir arabanın hızla yaklaştığını gördüm, kalbim ağzıma geldi. “Karabas!” diye çığlık attım. Adam bir an bile düşünmeden fırladı, Karabas’ı yakaladı ve son anda yolun kenarına çekti. Araba korna çalarak yanımızdan geçti. Dizlerimin bağı çözüldü, gözlerim doldu. “Teşekkür ederim, hayatımı kurtardın,” dedim, gözyaşlarımı silerken.

Adam gülümsedi, “Ben de bir zamanlar köpekleri çok severdim,” dedi. “Onlar insanlardan daha sadık.” O an, cebimden biraz para çıkardım, “Bunu al, en azından bir yemek ye,” dedim. Ama adam parayı almadı. “Benim senden istediğim başka bir şey var,” dedi, gözleri ciddileşti. “Sadece dinlemeni istiyorum.”

Bir banka oturduk. Adam derin bir nefes aldı. “Benim adım Yusuf,” dedi. “Bir zamanlar ben de senin gibi bir ailem, işim, evim vardı. Ama bir hata yaptım, büyük bir hata. O hatanın bedelini yıllardır ödüyorum.” Merakım artmıştı. “Ne oldu?” diye sordum. Yusuf başını öne eğdi, sesi kısık çıktı: “Kardeşimi kaybettim. Onu koruyamadım. O günden sonra ailem dağıldı, ben de kendimi affedemedim. Evimden, işimden oldum. Sokaklar bana kaldı.”

Bir süre sessiz kaldık. Karabas Yusuf’un ayaklarının dibine uzanmış, huzurla uyuyordu. “Ailemle görüşmüyor musun?” diye sordum. Yusuf acı bir şekilde güldü. “Onlar beni öldü sandı. Ben de öyle olmasını istedim. Ama bazen, geceleri, annemin sesini duyar gibi oluyorum. ‘Yusuf, oğlum, neredesin?’ diyor.” Gözlerim doldu. “Neden geri dönmüyorsun?” dedim. Yusuf başını salladı. “Bazen insanın yüzleşmeye gücü kalmaz. Hele ki kendini affedememişse.”

O an cebimden telefonumu çıkardım. “Aileni bulmamı ister misin?” dedim. Yusuf bir an duraksadı, gözleri doldu. “Belki… Ama önce bana söz ver, onları üzmeyeceksin. Sadece iyi olduklarını bilmek istiyorum.”

O gece eve döndüğümde, Yusuf’un hikâyesi aklımdan çıkmadı. Anneme ve babama Yusuf’un adını sordum. Annem birden durdu, gözleri büyüdü. “Yusuf mu dedin? Yusuf Demir?” dedi. “Evet,” dedim, şaşkınlıkla. Annem ağlamaya başladı. “O, babanın kuzeni. Yıllardır kayıp. Herkes öldü sandı.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yusuf’un ailesi bizim ailemizdi. Ertesi gün annemle birlikte parka gittik. Yusuf’u bulduk, annem ona sarıldı, gözyaşları içinde. “Yusuf, oğlum, seni yıllardır arıyoruz!” dedi. Yusuf ağladı, annem ağladı, ben ağladım. O an, aile olmanın ne demek olduğunu yeniden anladım. Yusuf, anneme sarılırken, “Affedebilir misiniz?” dedi. Annem, “Sen bizim kanımızsın, affetmekten öte, seni kaybettiğimiz için her gün dua ettik,” dedi.

Yusuf artık bizimle yaşıyor. Karabas ona çok alıştı. Bazen geceleri, Yusuf’la uzun yürüyüşlere çıkıyoruz. Bana, “Hayatta en büyük ceza, kendini affedememektir,” diyor. Ben de düşünüyorum: Acaba kaç kişi, bir hata yüzünden kendini affedemeden yaşıyor? Kaçımız, ailemize bir adım daha yaklaşsak, hayatımız değişir? Siz hiç, bir yabancının aslında ailenizden biri olduğunu öğrendiniz mi? Hayat bazen, en beklemediğimiz anda, en büyük sırları önümüze seriyor. Siz olsanız, Yusuf’un yerinde ne yapardınız?