Tesadüfi Bir Buket ve Kaderin Dönüşü

“Kim o?” diye seslendim kapının arkasından, sesim titrek ve yorgundu. O gün, İstanbul’un gri akşamlarından biriydi; yağmur damlaları camı döverken, içimdeki yalnızlık daha da büyüyordu. Annemi kaybedeli üç yıl olmuştu ve babamla aramızdaki soğukluk, evin duvarlarına sinmişti. O yüzden, kapının çalınması bile bana yabancıydı.

“Pelin Hanım’a bir teslimat var,” dedi genç bir erkek sesi. Kapıyı araladım, karşımdaki adamın elinde devasa bir çiçek buketi vardı. Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. “Ben Pelin,” dedim, ama içimden ‘Kim gönderdi ki?’ diye geçiriyordum. Adam, “İyi akşamlar, imzanızı alabilir miyim?” dedi. Elim titreyerek kalemi aldım, imzaladım. Buketi aldım, kapıyı kapattım.

Salona geçip çiçekleri masanın üstüne koydum. Buketin arasına iliştirilmiş bir kart vardı. Kartta sadece şu yazıyordu: “Her şey yeniden başlayabilir. – M.” Kalbim hızla atmaya başladı. M harfi… Aklıma ilk gelen kişi, yıllardır görüşmediğim çocukluk arkadaşım Murat’tı. Ama neden şimdi, neden böyle bir mesajla?

Telefonumu elime aldım, Murat’ın numarasını hâlâ ezbere biliyordum. Aramakla aramamak arasında gidip geldim. O sırada babamdan bir mesaj geldi: “Yarın akşam konuşmamız lazım.” İçimdeki huzursuzluk ikiye katlandı. Babamla aramızda annemin ölümünden sonra hiç kapanmayan bir uçurum vardı. Annem hastayken ben İstanbul’da üniversite okuyordum, babam ise beni suçlamıştı: “Sen olsaydın, belki bu kadar yalnız hissetmezdi.” O günden beri ne zaman konuşsak, aramızda görünmez bir duvar vardı.

Çiçeklerin kokusu odayı doldururken, geçmişin ağırlığı da üzerime çöktü. Murat’ı aramaya karar verdim. Telefon çaldı, çaldı, açmadı. Mesaj attım: “Bana bir buket gönderdin mi?” Cevap gelmedi. O gece uyuyamadım. Annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Hayat bazen beklemediğin anda sana bir kapı açar, kızım.”

Ertesi sabah işe gitmek için hazırlandım. Ofiste herkes kendi derdindeydi. En yakın arkadaşım Elif, gözlerimin altındaki morlukları fark etti. “Pelin, iyi misin?” diye sordu. “Dün gece garip bir şey oldu,” dedim ve olanları anlattım. Elif, “Belki de bu bir işarettir. Hayatında bir şeylerin değişmesi gerekiyordur,” dedi. Ama ben hâlâ tedirgindim.

Akşam eve dönerken babamı düşündüm. Onunla konuşmak her zaman zordu. Eve vardığımda, babam çoktan gelmişti. Masada oturuyordu, yüzü her zamanki gibi asıktı. “Hoş geldin,” dedi kısık bir sesle. “Hoş bulduk baba,” dedim. Sessizlik uzadı. Sonunda babam, “Pelin, ben yalnız kalmak istemiyorum artık. Seninle daha fazla vakit geçirmek istiyorum. Ama sen hep uzak duruyorsun,” dedi. Gözlerim doldu. “Baba, ben de yalnızım. Annemin yokluğunu her gün hissediyorum. Ama sen de bana hiç yaklaşmadın,” dedim. Babam başını öne eğdi. “Belki de ikimiz de birbirimize nasıl yaklaşacağımızı unuttuk,” dedi. O an, yıllardır içimde biriken öfke ve özlem gözyaşlarımla birlikte aktı. Babam bana sarıldı, ben de ona. O an, ilk defa annemin yokluğunda birbirimize tutunabileceğimizi hissettim.

O gece, Murat’tan bir mesaj geldi: “Buket benden değil. Ama senin mutlu olmanı isterim. Geçmişi bırak, Pelin.” Şaşkınlıkla ekrana baktım. O zaman bu buket kimdendi? İçimde bir huzursuzluk daha büyüdü. Ertesi gün, iş çıkışı apartmanın önünde bir adam bekliyordu. Yüzünü tanımıyordum. “Pelin Hanım siz misiniz?” dedi. “Evet,” dedim temkinli bir şekilde. “Benim adım Cem. O buketi ben gönderdim. Sizi uzun zamandır uzaktan tanıyorum. Aynı apartmanda oturuyoruz. Sizi hep yalnız gördüm. Cesaretimi topladım ve size bir selam vermek istedim,” dedi. Şaşkınlıkla ona baktım. “Neden?” diye sordum. “Çünkü bazen bir yabancının gülümsemesi bile birinin hayatını değiştirebilir,” dedi.

O an, hayatımda ilk defa bir yabancıdan gelen samimiyeti hissettim. Cem’le yürüyüşe çıktık. Konuştuk, güldük, hayatlarımızı anlattık. O da annesini küçük yaşta kaybetmişti. “Yalnızlık insanı ya güçlendirir ya da kırar,” dedi. “Ama bazen bir el, bir omuz, bir tebessüm yeter.”

Günler geçtikçe Cem’le daha çok vakit geçirmeye başladık. Babamla aramızdaki buzlar da yavaş yavaş eriyordu. Bir akşam, babam bana, “Kızım, hayat bazen beklenmedik bir anda sana bir şans verir. O şansı değerlendirmek senin elinde,” dedi. O an, annemin sözlerini hatırladım. Hayat gerçekten de beklenmedik bir anda değişebiliyordu.

Cem’le ilişkimiz ilerledi. Birlikte kahvaltı ettik, Boğaz’da yürüyüş yaptık, eski Türk filmleri izledik. Bir gün, Cem bana, “Pelin, geçmişin acılarını bırak. Geleceğe birlikte bakalım,” dedi. Gözlerim doldu. “Korkarım,” dedim. “Ya yine kaybedersem?” Cem elimi tuttu. “Kaybetmekten korkarsan, hiç kazanamazsın,” dedi. O an, içimde bir umut filizlendi.

Şimdi, hayatımda ilk defa hem babamla hem de Cem’le gerçek bir aile olabileceğimi hissediyorum. Annemin yokluğunu hâlâ hissediyorum ama artık yalnız olmadığımı biliyorum. Belki de hayat, bir çiçek buketiyle başlar ve bir tebessümle devam eder.

Bazen düşünüyorum: Hayatımızda tesadüf diye bir şey var mı gerçekten, yoksa her şey bir şekilde olması gerektiği için mi oluyor? Sizce, bir yabancının hayatımıza dokunuşu kader mi, yoksa bizim seçimimiz mi?