Baba, Bu İş Erkek İşi: Bir Kadının Gölgesinde Kalan Hayatım

“Balkabağım, çekil kenara, bu iş erkek işi!” Babamın sesi, yaz akşamlarının mangal dumanına karışırken, içimde bir yerleri acıtırdı. O anlarda, çocukluğumun o sıcak, güvenli kucağında değil de, sanki bir yabancının evinde, yanlış bir yerdeymişim gibi hissederdim. Oysa üç yaşıma kadar adımın gerçekten Balkabağı olduğuna inanmıştım. Annem, babamın bana taktığı bu lakabı gülümseyerek anlatırdı, ama ben büyüdükçe, bu masum görünen kelimenin ardında başka anlamlar olduğunu fark ettim.

Babam, Adil Bey, mahallenin saygı duyulan, sözü dinlenen adamıydı. Herkes ona danışır, onun onayını beklerdi. Evde ise, onun sözü kanundu. Annem, Zeynep Hanım, sessiz, sabırlı bir kadındı. Babamın yanında hep bir adım geride durur, onun isteklerini sorgusuz yerine getirirdi. Ben ise, iki çocuklu ailenin büyük kızı olarak, babamın gölgesinde büyüdüm. Kardeşim Emre, babamın gözünde ailenin gerçek varisi, evin erkeği, her şeyin merkeziydi. Ben ise, babamın gözünde hep narin, korunması gereken, kırılgan bir “balkabağı”ydım.

Liseye başladığımda, babamın bana olan yaklaşımı daha da belirginleşti. “Kız kısmı çok konuşmaz, kız kısmı fazla dışarı çıkmaz, kız kısmı erkeklerle oturmaz.” Bu cümleler, evin duvarlarına kazınmış gibiydi. Annem, gözleriyle bana sabretmemi, karşı gelmememi fısıldardı. Ama içimde bir yer, bu kurallara sığmıyordu. Okulda başarılıydım, öğretmenlerim beni överdi. Ama babam için önemli olan, benim iyi bir kız olmam, ailemizin adını lekelemememdi.

Üniversiteyi kazandığımda, babamın ilk tepkisi, “Kız başına başka şehirde ne işin var?” oldu. Annem, gizlice bana destek oldu, “Kızım, oku, kendi ayaklarının üzerinde dur,” dedi. Babamı ikna etmek için günlerce uğraştık. Sonunda, “Ama eve her hafta sonu geleceksin, ona göre!” diyerek izin verdi. O yıllarda, özgürlüğün tadını ilk kez aldım. Kendi kararlarımı vermek, kendi hayatımı yaşamak bana iyi geldi. Ama her hafta sonu eve döndüğümde, babamın bakışları, sözleri, yine üzerime bir ağırlık gibi çökerdi.

Mezun olduktan sonra, iş buldum, kendi paramı kazanmaya başladım. Babam, “Kız kısmı çalışmaz, evde oturur, kocasına bakar,” dese de, annem yine arkamda durdu. Sonra, hayatıma Serkan girdi. Serkan, anlayışlı, nazik, modern bir adamdı. Onunla evlenmek istediğimi söylediğimde, babamın ilk tepkisi, “Oğlum, senin işin ne? Ailene bakabilecek misin?” oldu. Serkan’ın yanında, babam bana hiç söz hakkı tanımadı. Nişan törenimizde bile, babam her şeyi kendi istediği gibi yaptı. Annem, bana göz kırparak, “Sabret kızım, evlenince kendi evinde kendi kurallarını koyarsın,” dedi.

Evliliğimizin ilk yılı, babamın gölgesi üzerimizdeydi. Her aile buluşmasında, Serkan mangalın başına geçmek isterdi. Babam hemen araya girer, “Oğlum, çekil kenara, bu iş erkek işi!” derdi. Serkan, başta gülüp geçiyordu ama zamanla bu sözler ona dokunmaya başladı. Bir gün, babamın evinde yine bir mangal günüydü. Serkan, “Adil Amca, ben de yardım edeyim,” dedi. Babam, elindeki maşayı Serkan’ın elinden aldı, “Oğlum, sen geç sofraya, erkek işi bu!” dedi. O an, Serkan’ın gözlerinde bir kırgınlık gördüm. Eve dönerken, arabada sessizdi. Sonunda, “Senin baban beni adam yerine koymuyor,” dedi. O gece, ilk kez evliliğimizde ciddi bir tartışma yaşadık. Serkan, “Sen de babanın söylediklerine hiç karşı çıkmıyorsun,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Yıllardır babamın gölgesinde yaşamaya öyle alışmıştım ki, kendi sesimi kaybettiğimi fark ettim.

Bir süre sonra, annem hastalandı. Evdeki roller daha da belirginleşti. Babam, “Zeynep Hanım, çay getir! Emre, oğlum, şu televizyonu aç!” diye emirler yağdırırken, ben ve annem mutfakta sessizce çalışıyorduk. Annem, bir gün bana, “Kızım, ben de gençken hayallerim vardı. Ama baban izin vermedi. Sen bari kendi yolunu çiz,” dedi. O an, annemin gözlerinde yılların yorgunluğunu, pişmanlığını gördüm. O gece, Serkan’la uzun uzun konuştuk. “Ben artık babamın kurallarına göre yaşamak istemiyorum,” dedim. Serkan, “O zaman birlikte kendi ailemizi, kendi kurallarımızı kuralım,” dedi.

Bir gün, babamın evinde yine bir aile yemeği vardı. Bu kez, Serkan mangalın başına geçti. Babam, her zamanki gibi, “Oğlum, çekil kenara, bu iş erkek işi!” dedi. Ama Serkan, bu kez geri çekilmedi. “Adil Amca, ben de bu ailenin damadıyım. Hem, birlikte yapmak daha güzel olmaz mı?” dedi. Babam, ilk kez şaşırdı, bir şey diyemedi. O an, ben de mutfaktan çıktım, sofrayı birlikte kurduk. Annem, bana gururla baktı. O gün, evde bir şeyler değişti. Babam, ilk kez sessiz kaldı. Belki de, yıllardır kurduğu düzenin sarsıldığını hissetti.

Zamanla, babam da değişmeye başladı. Annemin hastalığı ilerledikçe, ona daha çok yardım etmeye başladı. Bir gün, babamı mutfakta anneme çorba yaparken gördüm. Gözlerim doldu. Annem, bana gülümseyerek, “Bak kızım, bazen değişim zaman alır,” dedi. O an, yıllardır içimde taşıdığım yük biraz hafifledi.

Şimdi, kendi evimde, kendi ailemde, farklı bir yol açmaya çalışıyorum. Kızım Elif’e, “Sen her şeyi yapabilirsin,” diyorum. Eşimle birlikte, ev işlerini, sorumlulukları paylaşıyoruz. Bazen, babamın sesi kulaklarımda çınlıyor: “Balkabağım, çekil kenara, bu iş erkek işi!” Ama artık o sesi susturmayı, kendi sesimi duymayı öğrendim.

Bazen düşünüyorum, acaba babam da gençken kendi babasının gölgesinde mi kaldı? Biz kadınlar, kendi sesimizi bulmak için daha kaç nesil mücadele edeceğiz? Sizce, ailedeki bu roller gerçekten değişebilir mi, yoksa her şey yine eskiye mi döner?