Bir Kış Sabahı: Komşuluk, Yalnızlık ve Bir Çocuğun Cesareti

“Yine mi kavga ediyorsunuz?” diye içimden geçirdim, annemle babamın mutfaktan yükselen seslerini duyarak. Sabahın körüydü, dışarıda kar fırtınası durmuş, her yer bembeyaz olmuştu. Odanın penceresinden bakınca, apartmanın önünde kimsenin ayak izinin olmadığını gördüm. Herkes uyuyordu belki ama ben, 13 yaşındaki Arda, uykusuz ve huzursuzdum. Annem kapımı açıp, “Arda, okullar tatil, biraz daha uyu oğlum,” dedi ama ben başımı yastığa gömemedim. Babamın öfkeli sesi hâlâ kulaklarımdaydı.

Birden aklıma Müzeyyen Teyze geldi. Apartmanın en yaşlısıydı; eşi vefat edeli yıllar olmuştu, çocukları ise Almanya’da yaşıyordu. Geçen hafta market poşetlerini taşırken bana gülümsemişti: “Sen olmasan bu apartmanda kimse bana yardım etmiyor yavrum,” demişti. İçimde bir şey kıpırdadı. Belki de kendi evimde bulamadığım huzuru, başkasına yardım ederek bulabilirdim.

Paltoyu giyip sessizce dışarı çıktım. Kar hâlâ diz boyuydu. Elime küreği aldım, Müzeyyen Teyze’nin kapısına kadar yolu açmaya başladım. Ellerim üşüdü, burnum sızladı ama içimde garip bir sıcaklık vardı. Her kürek darbesinde, sanki evdeki tartışmalar biraz daha uzaklaşıyordu benden.

Bir ara apartmanın camından annem bana baktı. Göz göze geldik. Yüzünde şaşkınlık ve biraz da gurur vardı. Babam ise hâlâ mutfakta söyleniyordu; onun için ben sadece derslerinde başarılı olması gereken bir çocuktum. Ama ben o an başka bir şey olmak istedim: Birinin hayatında fark yaratan biri.

Müzeyyen Teyze’nin kapısına vardığımda, kapı hafifçe aralandı. “Arda oğlum, sen misin?” dedi titrek sesiyle. “Benim teyzecim,” dedim, gülümsemeye çalışarak. “Sana zahmet oldu yavrum, Allah razı olsun.”

“Hiç zahmet olur mu teyzecim? Senin çocukların uzakta, ben buradayım,” dedim. Gözleri doldu; belki de uzun zamandır ilk defa biri ona böyle sahip çıkıyordu.

Karları temizledikten sonra eve döndüm. Ellerim donmuştu ama içim sıcacıktı. Annem bana sıcak çay koydu, babam ise hâlâ surat asıyordu. O gün evdeki hava biraz daha yumuşamıştı sanki; annem bana sarıldı, “Seninle gurur duyuyorum,” dedi sessizce.

Akşamüstü kapımız çaldı. Kapıyı açınca Müzeyyen Teyze’yi gördüm; elinde bir tabak börek ve küçük bir not vardı. “Bunu annene götür oğlum,” dedi utangaçça. Notta şöyle yazıyordu: “Arda sayesinde bugün yalnız hissetmedim. Allah sizden razı olsun.”

Annem notu okuyunca gözleri doldu. Babam ise ilk defa sessiz kaldı; belki de kendi annesini düşündü o an Almanya’da yaşayan.

O gece yatağımda uzun süre uyuyamadım. Dışarıda kar hâlâ yağıyordu ama içimde bir umut filizlenmişti. Belki de ailemdeki çatışmaların çözümü, birbirimize daha çok sahip çıkmaktı; tıpkı Müzeyyen Teyze’ye sahip çıktığım gibi.

Şimdi size soruyorum: Birbirimize gerçekten yeterince sahip çıkıyor muyuz? Yoksa herkes kendi yalnızlığında mı kayboluyor bu koca şehirde?