Üç Kadının Aynı Elmaya Bakışı: Bir Pazar Yerinde Hayatın Yüzleri
— Şu elmalara bak, dedi Nermin Hanım, sesi yorgun ve biraz da öfkeliydi. — Küçücükler, çoğu çürük. Fiyatlar desen ateş pahası! Eskiden böyle miydi? Her şeyin tadı tuzu kalmadı vallahi…
O an elimdeki poşeti sıktım. Annemle birlikte pazara gelmiştik; ama bu sabah annemin keyfi yoktu. Son zamanlarda evde de sürekli şikayet ediyordu: faturalar, market fiyatları, babamın işsizliği… Sanki hayatın yükü omuzlarına çökmüştü ve o yükü her gün biraz daha fazla hissediyordu.
Yanımızda duran yaşlıca bir kadın, Gülizar Teyze, hafifçe gülümsedi. — Ben bu seneki elmaları bir nimet olarak görüyorum, dedi. — Yağmurlar yüzünden mahsul azdı. Çiftçi perişan oldu. Yine de bak, Allah bereket versin, tezgahlar boş kalmadı. Eskiden böyle zor yıllar çok gördüm ben. Sabretmek gerek.
Annem ona kısa bir bakış attı. Gözlerinde bir anlığına bir yumuşama olduysa da hemen ardından dudaklarını sıktı. Ben ise ikisinin arasında kaldım; annemin umutsuzluğuyla Gülizar Teyze’nin şükrü arasında sıkışmıştım.
O sırada arkamızdan genç bir kadın yaklaştı; üstü başı düzgün ama gözlerinde bir telaş vardı. — Ablalar, dedi, sizce bu elmalar çocuklar için iyi mi? Okuldan sonra onlara sürpriz yapmak istiyorum ama param da kısıtlı…
Nermin Hanım hemen atıldı: — Kızım, bu fiyatlara elma mı alınır? Git başka bir şey al, yazık günah!
Gülizar Teyze ise kadının elini tuttu: — Evladım, çocuklar için en güzeli taze meyvedir. Bak, şuradaki elmalar biraz daha uygun. Hem satıcıya da sor, belki indirim yapar.
Genç kadın gözleri dolu dolu bana döndü. — Sizce hangisini almalıyım? Annem cevap vermedi; ben ise elimdeki poşeti uzattım. — Benim aldıklarımı paylaşabiliriz isterseniz, dedim. Bir anlık sessizlik oldu. Annem bana kızgın bir bakış attı; “Biz kendimize zor yetiyoruz,” der gibiydi.
O an içimde bir şeyler koptu. Annemin haklı olduğunu biliyordum; evde çoğu zaman akşam yemeğinde ne pişireceğimizi kara kara düşünüyorduk. Babam işsiz kaldığından beri her kuruşun hesabını yapıyorduk. Ama öte yandan, karşımızdaki kadının çaresizliği bana kendi çocukluğumu hatırlattı: Annemin pazarda en ucuz sebzeleri seçerkenki mahcubiyetini, babamın eve eli boş döndüğü akşamları…
Gülizar Teyze’nin sesiyle irkildim: — Kızım, hayat bazen paylaşınca kolaylaşır. Benim de torunlarım var; onlar için dua ederim hep. Allah herkesin rızkını verir.
Genç kadın gözyaşlarını sildi ve bana sarıldı. — Allah razı olsun abla, dedi. O an pazardaki kalabalık, satıcıların bağırışları, hatta annemin iç çekişleri bile uzaklaştı sanki.
Eve dönerken annem sessizdi. Poşetler ağırdı ama asıl ağırlık içimdeydi. Eve vardığımızda babam yine koltukta oturuyordu; televizyon açıktı ama gözleri dalgındı. Annem mutfağa geçti; ben ise odama çekildim.
Gece boyunca düşündüm: Annem neden bu kadar umutsuzdu? Gülizar Teyze nasıl bu kadar umutlu kalabiliyordu? Genç kadın neden bu kadar çaresizdi? Ve ben… Ben hangisine daha yakındım?
Sabah kahvaltıda annemle göz göze geldik. — Dün pazarda yaptığın şeyi doğru bulmadım, dedi aniden. — Bizim de halimiz ortada.
Başımı eğdim. — Anne, dedim, belki de paylaşmak zorunda olduğumuz için bu haldeyizdir… Belki de herkes biraz daha paylaşsa hayat kolaylaşır.
Annem bir süre sustu. Sonra gözleri doldu; ilk defa onu bu kadar kırılgan gördüm. — Kızım, ben de isterdim herkese yardım etmeyi… Ama bazen insan kendi derdinden başkasını göremiyor.
O an annemi anladım; onun da yükü ağırdı. Ama yine de içimde bir umut vardı: Belki de hayatı değiştiren küçük iyiliklerdir.
Bir hafta sonra pazara yine gittik. Bu sefer annem yanımda durdu ve genç kadını tekrar gördük. O da bize gülümsedi; elinde küçük bir poşet vardı ve içinde birkaç elma… Annem ona selam verdi; ben ise içimden dua ettim.
Hayat bazen aynı elmaya üç farklı gözle bakmak gibi… Kimimiz umutsuzlukla, kimimiz şükürle, kimimiz ise umutla yaklaşıyoruz. Ama belki de önemli olan, hangi gözle baktığımız değil; birbirimize nasıl dokunduğumuzdur.
Siz olsaydınız hangi kadının yerinde olurdunuz? Hayata hangi gözle bakmak isterdiniz?