Bir Kase Mısır Gevreği ve Dağılan Hayatlar: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Yeter artık, bu evde kimse bir işi üstlenmeyecek mi?” diye bağırdım, sesim titreyerek salonun duvarlarında yankılandı. Halının üzerinde, rengarenk mısır gevrekleri bir savaş alanı gibi yayılmıştı. Torunum Efe, sekiz aylık minicik elleriyle gevrekleri daha da uzağa saçıyor, oğlum Barış ise kanepede telefonuna gömülmüş, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Gelinim Elif ise mutfakta, gözleri dolu dolu bana bakıyordu.

O an, içimde yıllardır biriktirdiğim öfke ve yorgunluk birden patladı. “Barış, bu senin işin! Efe’yi sen besledin, dökülenleri de sen toplayacaksın!” dedim. Barış başını kaldırmadan, “Anne, şimdi işim var. Elif toplar birazdan,” dedi. Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü; ama sesini çıkarmadı.

İçimden geçenleri bastıramadım: “Elif zaten sabahtan beri evin işini yapıyor! Senin işin neden ona kalıyor? Sen de bu evin oğlusun ama sorumluluk almıyorsun!” dedim. Barış’ın yüzü asıldı, ama yine de yerinden kalkmadı. Elif ise yere çömeldi, minik Efe’yi kucağına aldı ve sessizce gevrekleri toplamaya başladı.

O an geçmişe gittim. Kendi gençliğimde de aynı şeyleri yaşamıştım. Rahmetli kayınvalidem bana hep şunu söylerdi: “Ev kadının işidir kızım, erkekler yorulur.” O zamanlar içime atardım; ama şimdi torunumun önünde aynı döngünün devam ettiğini görmek canımı acıtıyordu.

Elif’in yanına gittim, elini tuttum: “Kalk kızım, bırak şimdi. Barış toplasın.” Elif başını eğdi: “Anneciğim, kavga çıkmasın diye ben yapayım,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. “Kavga çıkacaksa çıksın! Yeter ki artık bu evde kadınlar her şeyi üstlenmesin!” dedim.

Barış sinirle ayağa kalktı: “Anne, abartıyorsun! Biraz gevrek döküldü diye bu kadar büyütülür mü?”

“Büyütülür Barış! Çünkü bu sadece gevrek değil; yıllardır kadınların sırtına yüklenen yükün sembolü!” dedim. Gözlerim doldu. Elif’in elleri titriyordu.

Bir an sessizlik oldu. Efe ağlamaya başladı; Elif hemen onu sakinleştirmeye çalıştı. Barış ise hâlâ anlamamış gibi bana bakıyordu.

İçimdeki isyanı bastıramadım: “Senin baban da böyleydi Barış! Her şeyi ben yapardım; sonra da kimse kıymet bilmezdi. Şimdi aynı şeyi Elif’e mi yaşatacaksın?”

Barış’ın sesi yumuşadı: “Anne, ben çalışıyorum, yoruluyorum…”

“Peki Elif çalışmıyor mu? O da sabah akşam Efe’yle uğraşıyor, evi çekip çeviriyor! Senin işin bitince dinleniyorsun ama onun işi hiç bitmiyor!”

Elif’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Ben alıştım artık anneciğim,” dedi sessizce. O an içimdeki öfke yerini derin bir hüzne bıraktı.

Kendi gençliğimde yaşadıklarım geldi aklıma. Sabahları erkenden kalkıp çocukları okula hazırlamak, eşimin gömleğini ütülemek, akşam yemeğini yetiştirmek… Kimse teşekkür etmezdi; sanki bunlar benim görevimmiş gibi kabul edilirdi. Şimdi Elif’in de aynı yükün altında ezildiğini görmek beni kahrediyordu.

Barış’a döndüm: “Oğlum, bir gün Elif dayanamazsa ne yapacaksın? Ya bu evde kadınlar greve giderse?”

Barış başını öne eğdi; ama yine de gevrekleri toplamaya yanaşmadı. Elif ise hâlâ yerdeydi; minik Efe’nin ellerini tutuyordu.

O an karar verdim: “Bugün bu evde hiçbir kadın elini sürmeyecek o gevreklere! Bakalım kim daha fazla dayanacak?” dedim ve mutfağa geçtim.

Saatler geçti; halının üzerindeki gevrekler hâlâ oradaydı. Barış birkaç kez yanından geçti ama hiç umursamadı. Efe ise her seferinde yeni bir gevreği bulup ağzına atmaya çalışıyordu.

Akşam oldu; Elif yorgunluktan bitap düştü. Barış ise hâlâ inatla yerinden kalkmıyordu. Sonunda dayanamadım; tekrar salona girdim.

“Barış, bu inat neye yarıyor? Evin huzuru için biraz sorumluluk almak çok mu zor?” dedim.

Barış sessizce başını salladı; ama yine de hareket etmedi.

O gece Elif’le uzun uzun konuştuk. Bana çocukluğundan beri hep ‘uslu kız’ olmasının öğretildiğini anlattı. “Annem hep ‘Kocanı üzme, evi çekip çevir’ derdi,” dedi gözleri dolarak.

Ben de ona kendi annemin sözlerini anlattım: “Biz de böyle büyütüldük kızım; ama artık değişmeli.”

Ertesi sabah Barış işe gitmek için hazırlanırken ayağı gevreklerin üzerinde kaydı ve yere düştü. Bir anlık acıyla bağırdı: “Of ya! Şu gevrekleri niye kimse toplamıyor?”

Elif gözlerini bana çevirdi; ben ise sessizce gülümsedim: “Çünkü artık herkes kendi döktüğünü toplayacak oğlum.”

Barış o an ilk defa eğildi ve gevrekleri toplamaya başladı. Yavaşça hepsini süpürdü; sonra Elif’e dönüp mahcup bir şekilde “Özür dilerim,” dedi.

O an içimde bir umut filizlendi. Belki de değişim böyle küçük adımlarla başlıyordu.

Şimdi düşünüyorum da… Acaba başka evlerde de kadınlar böyle sessizce yükleniyor mu her şeyi? Ya siz? Sizin evinizde kim dökülen gevrekleri topluyor?