Kendim İçin Yaşamak İstedim: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı

“Anne! Yine mi kahvaltı hazır değil? Torunlar okula geç kalacak!” Oğlum Emre’nin sesi evin duvarlarında yankılanırken, ellerim titreyerek çaydanlığı ocağa koyuyorum. İçimde bir yerler acıyor; sanki yıllardır susturduğum bir çığlık, boğazımda düğümleniyor. O an, mutfağın penceresinden dışarı bakarken, kendime şu soruyu soruyorum: Ben ne zaman kendim için yaşadım?

Adım Gülten. 62 yaşındayım. Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalıştım. Gençliğimde babamın sözünden çıkmazdım; “Kız kısmı uslu olur, laf dinler,” derdi. Sonra Emre doğdu, kocam Cemal’in ani ölümüyle dünyam başıma yıkıldı. O günden sonra tek dayanağım oğlum oldu. Onun için yaşadım, onun için çalıştım, onun için hayallerimden vazgeçtim.

Ama şimdi, Emre evli ve iki çocuk babası. Eşi Derya çalışıyor, torunlarım Ece ve Kerem’in bakımı bana kaldı. Sabahları onları okula hazırlıyor, akşamları yemeklerini yapıyor, evin işlerini çekip çeviriyorum. Herkesin hayatı var; benimkisi ise sanki başkalarının gölgesinde silikleşmiş bir iz gibi.

Bir gün, Ece ödevini yaparken bana dönüp “Babaanne, sen küçükken ne olmak isterdin?” diye sordu. Bir an donup kaldım. Çocukken ressam olmak isterdim. Renklerle oynamak, kendi dünyamı tuvallere dökmek… Ama babam “Ressamlık kız işi değil,” dediğinde susmuştum. Sonra evlilik, çocuk derken hayallerim tozlu bir sandığın dibinde kaldı.

O gece yatağımda dönüp dururken içimdeki boşluk büyüdü. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Kendi hayatımı hiç yaşamamıştım ki… Hep başkalarının ihtiyaçlarına koştum. Bir gün bile “Ben ne istiyorum?” diye sormadım kendime.

Bir sabah Emre ile tartıştık. “Anne, neden her şeye karışıyorsun? Bırak çocukları biz büyütelim!” dedi. Sanki evde fazlalıkmışım gibi hissettim. O an içimde bir şeyler koptu. Mutfağa geçip eski defterimi açtım; gençken çizdiğim birkaç resmi buldum. Tozlu sayfalara bakarken gözyaşlarımı tutamadım.

O gün karar verdim: Artık kendim için de yaşayacaktım. Ertesi gün mahalledeki halk eğitim merkezine gittim. “Resim kursuna katılmak istiyorum,” dedim çekinerek. Kurs hocası Ayşe Hanım gülümsedi: “Ne güzel! Kaç yaşında olursanız olun, hayallerinizi ertelemeyin.”

İlk gün fırçayı elime aldığımda ellerim titredi. Yanımdaki genç kızlar bana şaşkınlıkla baktı ama umurumda değildi. Renkler tuvalde dans ederken içimde yıllardır bastırdığım sevinç kabardı. Eve döndüğümde yüzümde bir tebessüm vardı; Emre bunu fark etti ama bir şey demedi.

Haftalar geçti. Her kurs günü benim için bir kaçış, bir özgürlük anı oldu. Torunlarım okuldan gelince “Babaanne resim yaptın mı bugün?” diye sorar oldular. Onların gözlerinde gurur görmek bana güç verdi.

Ama Emre memnun değildi. Bir akşam sofrada “Anne, bu yaşta ne resmi? Evde iş çok, çocuklara kim bakacak?” dedi. Derya araya girdi: “Emre, bırak annen de biraz nefes alsın.” O an Derya’ya minnetle baktım.

Yine de suçluluk duygusu yakamı bırakmadı. Bir yanda yıllardır süren alışkanlıklar, diğer yanda içimde yeni filizlenen umutlar… Bir gece Ece yanıma sokuldu: “Babaanne, büyüyünce ben de senin gibi cesur olacağım.” O an anladım ki, kendi hayallerimin peşinden gitmek sadece bana değil, onlara da ilham oluyordu.

Bir gün kurs hocası Ayşe Hanım sergi açmamızı önerdi. Korktum önce; “Ben kimim ki?” dedim kendi kendime. Ama sonra düşündüm: Hayatımı hep başkalarının onayına göre yaşadım, bu kez kendim için bir adım atacaktım.

Sergi günü geldiğinde ellerim buz gibiydi. Tabloya adımı yazarken kalbim küt küt atıyordu. Emre ve torunlarım da geldi. Emre tabloma uzun uzun baktı; gözleri doldu mu, yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum.

O akşam eve dönerken Emre sessizdi. Sonunda arabada konuştu: “Anne… Ben hiç senin ne istediğini sormadım değil mi? Özür dilerim.” Gözlerim doldu; yıllardır beklediğim cümle buydu belki de.

Şimdi her sabah pencereden dışarı bakarken içimde umut var artık. Geç de olsa kendi hayatımı yaşamaya başladım. Belki yıllarımı başkalarına adadım ama şimdi biliyorum ki insan kendini de sevmeli, kendine de zaman ayırmalı.

Siz hiç kendi hayallerinizden vazgeçtiniz mi? Yoksa benim gibi geç de olsa peşinden gitmeye cesaret edebildiniz mi?