Hayatın Kıyısında: Bir Kadının Kırılma Noktası

“Altmış yaşındasın artık, Zeynep. Ne bekliyorsun ki hayattan?” Annemin sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O sabah, mutfakta çaydanlığın fokurtusu arasında, kendi kendime mırıldanırken yakaladı beni. “Yeter artık, çocuklar büyüdü, torunların oldu. Biraz da dinlen.”

Ama içimde bir yer, hâlâ yanıyor. O ateşi söndüremedim. Ellerim titreyerek pastanın üzerindeki mumları dizerken, gözlerimden yaşlar süzüldü. Kimse fark etmedi. Herkes gülüyor, şakalaşıyor, bana övgüler yağdırıyordu: “Sen hâlâ çok gençsin Zeynep abla!” Ama ben aynaya her baktığımda, gözlerimin kenarındaki çizgilerde kayboluyorum.

Kocam Hasan, her zamanki gibi köşesinde oturmuş, telefonunda haberleri karıştırıyordu. Ona bakınca içimde bir sızı oluşuyor. Yıllarca onun için, çocuklarımız için yaşadım. Kendi hayallerimi, tutkularımı hep erteledim. Gençliğimde tiyatrocu olmak isterdim. Babam, “Kız kısmı sahneye çıkmaz!” dediğinde susmuştum. Sonra Hasan’la evlendim, o da “Evimizin kadını ol yeter,” dedi. Ben de sustum.

Şimdi ise içimde bir fırtına kopuyor. Altmış yaşındayım ve hâlâ kendim olamadım. O gün doğum günü pastamı üflerken, içimden bir dilek tuttum: “Bir kez olsun kendim için yaşamak istiyorum.”

O akşam herkes gittikten sonra, mutfağı toplarken kızım Elif yanıma geldi. “Anne, iyi misin?” diye sordu. Gözlerime baktı, ama ben kaçırdım bakışlarımı. “İyiyim kızım,” dedim. Ama iyi değildim.

Ertesi sabah, evde yalnızken eski defterlerimi karıştırmaya başladım. Gençliğimden kalma şiirler, tiyatro oyunları… Her satırda kaybolmuş bir Zeynep buldum. O an karar verdim: Artık susmayacaktım.

O gün Elif’e açıldım: “Kızım, ben tiyatroya gitmek istiyorum. Belki bir kursa başlarım.” Elif şaşırdı önce, sonra gülümsedi: “Anne, neden olmasın? Senin yaşında insanlar neler yapıyor! Hatta birlikte gidelim mi?”

Ama Hasan’a söylemek kolay olmadı. Akşam yemeğinde cesaretimi topladım: “Hasan, ben tiyatro kursuna başlamak istiyorum.”

Hasan kaşlarını çattı: “Bu yaşta ne tiyatrosu Zeynep? Komşular ne der? Torunlara kim bakacak?”

İçimdeki öfke kabardı: “Yıllarca herkes için yaşadım! Bir kez olsun kendim için bir şey yapmak istiyorum!”

Evde soğuk bir hava esti. Günlerce Hasan benimle konuşmadı. Annem aradı: “Kızım, ne gerek var böyle şeylere? Yaşına başına bak!”

Ama Elif yanımdaydı. Onun desteğiyle tiyatro kursuna başladım. İlk gün sahneye çıktığımda dizlerim titriyordu ama kalbim ilk defa bu kadar hızlı atıyordu. Orada benim gibi kadınlar vardı; Ayşe abla altmış beşinde, Emine teyze yetmişine merdiven dayamış… Hepsi yıllarca susmuş, şimdi seslerini bulmaya çalışıyorlardı.

Kursun sonunda küçük bir oyun sahneledik. Hasan gelmedi. Annem de gelmedi. Ama Elif oradaydı ve gözleri dolu dolu bana bakıyordu.

Oyun bitince sahneden indim, Elif bana sarıldı: “Anne, seninle gurur duyuyorum.”

O an anladım ki hayat sadece başkaları için yaşamak değilmiş. Kendi sesini bulmakmış asıl mesele.

Şimdi pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Kaç kadın benim gibi susuyor? Kaçımız kendi hayatımızı erteledik? Sizce de artık kendi sesimizi duyurma zamanı gelmedi mi?