Kendi Evimde Yabancı
“Burada ne işin var?!” diye bağırdım, kapının önünde duran yaşlı adama. Elinde eski bir anahtar, yüzünde suçlulukla karışık bir şaşkınlık vardı. Annemin ölümünden sonra ilk kez çocukluğumun evine dönmüştüm; içimdeki boşluk, evin sessizliğiyle yarışıyordu. Üç aydır kimse uğramamıştı buraya. Annemin kokusu hâlâ duvarlarda asılıydı, ama şimdi bu yabancı adam, evimizin eşiğinde duruyordu.
“Ben… Ben sadece bakmaya geldim,” dedi adam, sesi titrek. “Burası eskiden çok güzeldi.”
O an, içimdeki öfke ve korku birbirine karıştı. Annemin eşyalarını toplamak için gelmiştim; her köşede onun izi vardı. Ama şimdi, bir yabancının varlığıyla geçmişim daha da bulanıklaşmıştı. “Siz kimsiniz? Buraya nasıl girdiniz?” dedim, gözlerim dolu dolu.
Adam başını eğdi. “Benim adım Mahmut. Karşı komşunuzdum. Sizin annenizle yıllarca yan yana yaşadık. Kimse gelmeyince… Evinize göz kulak olmak istedim.”
Bir an duraksadım. Mahmut Amca’yı hatırladım; çocukken bana bahçeden elma verirdi. Ama annem öldükten sonra kimseyle konuşacak gücüm olmamıştı. “Anahtar sizde mi kaldı?” diye sordum, sesim yumuşamıştı.
“Anneniz bana bırakmıştı, hırsızlara karşı,” dedi utana sıkıla. “Ama ben… Sadece bakmak istedim. İçeri girmedim.”
İçimde bir suçluluk duygusu kabardı. Annemin ölümünden sonra bu evi tamamen unuttuğumu fark ettim. Komşularımız yaşlanmış, çoğu taşınmış ya da çocuklarının yanına gitmişti. Mahalle değişmişti; eskiden çocuk sesleriyle dolu olan sokaklar şimdi sessizdi.
Evin içine girdik birlikte. Salonun ortasında annemin örgü sepeti duruyordu; yarım kalmış bir kazak, ipler birbirine dolaşmış. Mahmut Amca pencerenin önünde durdu, dışarıya baktı. “Burası çok sessiz oldu,” dedi. “Eskiden annenizle çay içer, sohbet ederdik.”
Gözlerim doldu. Annemle son konuşmamız aklıma geldi: “Kızım, bu ev senin yuvandır. Ne olursa olsun, dönmekten korkma.” O zamanlar anlamamıştım bu sözlerin ağırlığını.
Mahmut Amca bir sandalyeye oturdu. “Senin annen bana çok yardım etti,” dedi. “Eşim vefat ettiğinde, bana yemek getirdi, yalnız bırakmadı.”
O an annemin ne kadar güçlü ve merhametli biri olduğunu bir kez daha hissettim. Ama ben… Ben kendi acıma gömülüp herkesi unutmuştum.
Birden dışarıdan bir ses geldi; kapının önünde iki genç adam tartışıyordu. Mahallede son zamanlarda yabancı yüzler çoğalmıştı. Mahmut Amca endişeyle pencereye yaklaştı.
“Buralar eskisi gibi değil artık,” dedi fısıldayarak. “Geçen hafta da birileri camı kırmaya çalıştı.”
İçimdeki huzursuzluk arttı. Annemin evi artık bana ait olsa da, kendimi burada yabancı gibi hissediyordum. Eşyaları toplamaya başladım; her parça bir anıydı: Annemin yazdığı mektuplar, eski fotoğraflar, çocukluğumdan kalma oyuncaklar…
Mahmut Amca bana yardım etti; birlikte eski sandığı açtık. İçinden annemin gençlik fotoğrafları çıktı. Gözlerim doldu; annemi genç ve mutlu görmek içimi acıttı.
“Senin annen çok iyi insandı,” dedi Mahmut Amca tekrar. “Ama sen de güçlüsün. Bu evi bırakma.”
Birden içimde bir isyan yükseldi: “Ama nasıl bırakmayayım? Her şey değişti! Annem yok, komşular yok… Bu ev artık bana ait değil gibi!”
Mahmut Amca elimi tuttu: “Evler sadece duvarlardan ibaret değildir kızım. Anılarımız burada yaşar.”
O anda gözyaşlarımı tutamadım. Annemin hatıralarıyla dolu bu evde, kendimi hem çok yalnız hem de çok kalabalık hissettim.
Akşam olduğunda Mahmut Amca gitmek istedi. Kapının önünde durdu, bana döndü: “Korkma,” dedi sessizce. “Bu evde senin de yerin var.”
O gece evde tek başıma kaldım. Annemin yatağına uzandım; tavanı izlerken çocukluğumun sesleri kulağımda yankılandı. Dışarıda rüzgâr uğulduyordu; mahalle sessizdi ama ben ilk defa bu sessizliğin içinde huzur buldum.
Sabah olduğunda kararımı vermiştim: Bu evi satmayacaktım. Annemin hatıralarıyla birlikte yaşamayı öğrenecektim.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi evinizde yabancı gibi hissettiniz mi? Anılarınızla yüzleşmekten korktuğunuz oldu mu? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın.