Bir Sabah Kapısı Çalınan Hayatlar: Gelinim, Torunlarım ve Ben

“Ne yapıyorsun sen, Zeynep?” diye kendi kendime fısıldadım, oğlumun apartmanının kapısında anahtarı çevirirken. Oğlum Emre işteydi, gelinim Elif’in ise telefonunu açmaması içimi kemirmişti. Torunlarımı bir haftadır görememiştim; içimde bir huzursuzluk, bir merak… Saat sabah ondu. Kimseye haber vermeden, elimde poğaçalarla kapıyı açtım.

İçeri girer girmez, evde bir sessizlik… Sonra salondan hafif bir çocuk kahkahası geldi. Küçük Defne ve Arda, halının üstünde oyuncaklarla oynuyordu. Gözlerim hemen etrafı taradı; mutfakta bulaşıklar birikmiş, masada yarısı içilmiş bir süt bardağı, yerde birkaç oyuncak daha… Ama Elif ortada yoktu. Ayaklarım beni yatak odasına götürdü. Kapıyı hafifçe araladım; Elif, yorganı başına çekmiş, derin uykuda. Yüzünde yorgunluk çizgileri…

İçimde bir öfke kabardı: “Çocuklar kendi başlarına, anneleri uyuyor! Bu nasıl annelik?” diye düşündüm. Ama sonra Defne’nin bana bakışı, Arda’nın sessizce oyuncaklarını paylaşmaya çalışması… Birden içimdeki öfke yerini endişeye bıraktı. Sessizce mutfağa geçip çay koydum. Çocuklara poğaça verdim. Onlar sevinçle yediler.

Yarım saat sonra Elif uyanıp salona geldi. Gözleri şişmişti, saçları dağınıktı. Beni görünce şaşırdı:

– Anneciğim, sen mi geldin? Haber vermedin…

– Merak ettim sizi, çocukları… dedim soğukça.

Elif’in gözleri doldu. Bir an sustu, sonra kısık bir sesle:

– Çok yorgunum anne… Gece Arda ateşlendi, sabaha kadar başında bekledim. Emre de sabah erkenden işe gitti. Biraz gözümü kapatayım dedim…

O an içimdeki öfke yerini utanca bıraktı. Hiçbir şey göründüğü gibi değildi demek ki. Ama yine de içimdeki o eski kaynana refleksiyle:

– Yine de çocukları yalnız bırakmak doğru mu? dedim.

Elif başını eğdi:

– Haklısınız… Ama bazen dayanamıyorum. Annem uzakta, Emre işte… Her şey üst üste geliyor.

O an sustum. Kendi gençliğim aklıma geldi; üç çocukla tek başıma kaldığım günler… Ama annem hemen yanı başımdaydı, komşular kapımı çalardı. Şimdi ise herkes kendi derdinde.

O gün evde kaldım, Elif’e yardım ettim. Çocuklarla oynadım, mutfağı topladım. Akşam Emre geldiğinde yüzünde şaşkınlık vardı:

– Anne? Hayırdır?

– Sizi merak ettim oğlum, dedim.

Emre bana bakıp Elif’e döndü:

– Bir şey mi oldu?

Elif gözlerini kaçırdı:

– Yok, anne yardım etti bugün biraz…

O akşam yemek masasında sessizlik vardı. Herkes kendi düşüncelerine gömülmüştü. Ben ise içimde bir savaş veriyordum: Elif’e haksızlık mı ediyorum? Yoksa gerçekten çocuklar ihmal mi ediliyor?

Gece eve dönerken yol boyunca düşündüm: Biz anneler, gelinlerimizden hep mükemmel olmalarını bekliyoruz. Ama onların da insan olduğunu, yorulduklarını unutuyoruz. Belki de en çok birbirimize destek olmamız gereken zamanda en çok yargılıyoruz.

Ertesi gün Elif’ten bir mesaj geldi: “Dün için teşekkür ederim anneciğim. Bazen sadece birinin yanında olduğunu bilmek bile iyi geliyor.”

O an gözlerim doldu. Belki de Elif’in ihtiyacı olan şey eleştiri değil, anlayıştı. Belki de torunlarımı korumanın yolu gelinimi anlamaktan geçiyordu.

Şimdi size soruyorum: Biz büyükler olarak genç annelere yeterince destek oluyor muyuz? Yoksa onları yalnızlıklarında daha da mı yalnız bırakıyoruz?