Görünmeyen Yük: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı
“Yine mi geç kaldın, Oğuz?” Annemin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Gözlerimi kaçırdım, çünkü onun gözlerinde gördüğüm hayal kırıklığı, içimdeki yükü daha da ağırlaştırıyordu. Babam gazeteyi bir kenara bıraktı, kaşlarını çattı. “Bir gün de şu evde huzurla kahvaltı edelim, Oğuz. Her sabah aynı şey.”
O an, içimde kopan fırtınayı kimse göremiyordu. Dışarıdan bakınca herkes beni örnek çocuk sanırdı: İstanbul Üniversitesi’nde hukuk okuyorum, atletik yapılıyım, giydiğim gömlekler ütülü, ayakkabılarım tertemiz. Ama kimse bilmezdi; her sabah yatağımdan kalkarken içimdeki ağırlığın beni nasıl ezdiğini, nefes almakta zorlandığımı…
Küçüklüğümden beri annemle babamın tek hayali vardı: “Oğlumuz avukat olacak, bizim gururumuz olacak.” Ben ise resim yapmak isterdim. Lise yıllarında gizlice çizdiğim defterlerim vardı; onları bulduklarında babam yırtıp sobaya atmıştı. “Bunlarla mı para kazanacaksın?” diye bağırmıştı. O gün, içimde bir şeyler kırıldı ama kimse duymadı o sesi.
Kahvaltı masasında sessizlik çöktü. Annem tabağıma peynir koyarken fısıldadı: “Bugün önemli bir sınavın var, değil mi?” Başımı salladım. Oysa sınava çalışmamıştım bile. Gece boyunca defterlerime karalamalar yapmıştım; kafamda binbir düşünceyle sabahı etmiştim.
Okula giderken metrobüste camdan dışarı baktım. Herkesin bir yere yetişme telaşı vardı. Ben ise nereye gittiğimi bilmiyordum. Arkadaşlarım arasında da hep maskeliydim; gülüyor, şakalaşıyor ama içimdeki boşluğu kimseye göstermiyordum.
Sınıfa girdiğimde Burcu yanıma geldi. “Oğuz, iyi misin? Yüzün solgun.” Gülümsedim, “İyiyim ya, biraz uykusuzum,” dedim. O an Burcu’nun gözlerinde bir şefkat gördüm; belki de ilk defa biri gerçekten nasıl olduğumu merak etmişti.
Sınav kâğıdını önüme aldığımda ellerim titredi. Sorulara bakıyor ama hiçbirini anlamıyordum. Kalemim elimde ağırlaştı; sanki bütün hayatım o kalemin ucunda asılıydı ve ben onu taşıyamıyordum.
Sınavdan sonra kantinde otururken Burcu tekrar yanıma geldi. “Oğuz, bana anlatmak ister misin? Biliyorum, bir şeyler yolunda değil.”
Bir an sustum. Sonra kelimeler dökülmeye başladı: “Burcu, bazen nefes alamıyorum. Sanki herkes benden bir şeyler bekliyor ama ben… ben başka biri olmak istiyorum.”
Burcu elimi tuttu: “Kendin olmayı denedin mi hiç?”
O an gözlerim doldu. Kimseye anlatamadığım o yükü ilk defa paylaşmıştım. Ama eve döndüğümde yine aynı duvarlar, aynı beklentiler… Babam akşam yemeğinde notlarımı sordu. “Sınav nasıl geçti?”
Yalan söyledim: “İyiydi.”
Babam gururla başını salladı: “Aferin oğlum. Sen bizim yüzümüzü kara çıkarmazsın.”
Ama ben her geçen gün biraz daha soluyordum. Geceleri odamda resim yapmaya devam ettim; çizdiklerimi dolabımın arkasına sakladım. Bir gece annem kapıyı aniden açtı ve resimlerimi gördü. Yüzü asıldı: “Oğuz, hâlâ bu çocukça şeylerle mi uğraşıyorsun?”
O gece annemle tartıştık. “Anne, ben mutlu değilim!” diye bağırdım ilk defa.
Annem ağladı: “Biz senin iyiliğin için uğraşıyoruz! Senin geleceğin için!”
Ama ben onların geleceği için kendi hayatımı feda ediyordum.
Günler geçtikçe içimdeki boşluk büyüdü. Okulda başarısız olmaya başladım; hocalarım uyardı. Babam öfkelendi: “Bize rezil olacaksın! Komşular ne der?”
Bir akşam Burcu’yu aradım: “Kaçmak istiyorum,” dedim.
Burcu sustu, sonra yavaşça konuştu: “Kaçmak çözüm değil Oğuz. Belki de ilk defa kendin için bir şey yapmalısın.”
O gece sabaha kadar düşündüm. Sabah olduğunda ailemin karşısına geçtim.
“Ben hukuk okumak istemiyorum,” dedim titreyen bir sesle.
Babam ayağa kalktı: “Ne diyorsun sen? Bunca yıl boşa mı okudun?”
Annem ağladı: “Oğlum, biz sana ne yaptık da böyle oldun?”
Onlara anlatmaya çalıştım: “Ben başka bir hayat istiyorum. Resim yapmak istiyorum.”
Babam kapıyı çarparak çıktı. Annem sessizce ağladı.
O gün evden çıktım; cebimde sadece birkaç lira ve defterlerim vardı. Bir süre arkadaşlarımda kaldım; Burcu bana destek oldu. Ailemle aylarca konuşmadık.
Bir gün resimlerimi bir kafede sergileme şansı buldum. İnsanlar beğendi; ilk kez kendimi görünür hissettim.
Aylar sonra annem aradı: “Oğuz… iyi misin?”
Sesinde endişe vardı ama öfke yoktu artık.
“İyiyim anne,” dedim. “Kendim olmaya çalışıyorum.”
Ailemle aramızdaki yaralar hâlâ kapanmadı ama artık kendi yolumdayım.
Bazen geceleri hâlâ o eski yükü hissediyorum; ama artık biliyorum ki bu yük sadece bana ait değil — bu ülkede binlerce genç aynı baskının altında eziliyor.
Peki siz hiç ailenizin hayalleriyle kendi hayalleriniz arasında sıkışıp kaldınız mı? Kendi yolunuzu seçmek için neleri göze alırdınız?