Beni Doğurmam İçin Yalvardı, Ama Oğlumuz Üç Aylıkken Annemin Evine Kaçtı

“Elif, lütfen… Bir çocuğumuz olsun. Sana söz veriyorum, her şey çok güzel olacak.”

Bu cümleyi kaç kere duydum, kaç kere gözlerinin içine bakıp inandım bilmiyorum. O anlarda içimdeki korkuları, endişeleri bastırıp sadece umutla doluyordum. Eşim Murat, bana her seferinde çocuk sahibi olmanın hayatımızı tamamlayacağını, aile olmanın en güzel yanı olduğunu anlatıyordu. Ben ise işimi, özgürlüğümü, kendi hayatımı bırakıp anneliğe hazır olup olmadığımı sorguluyordum. Ama Murat’ın ısrarı, sevgisi ve vaatleriyle sonunda ikna oldum. Birlikte hayaller kurduk, bebek odası hazırladık, isimler düşündük. Her şey çok güzeldi… Ta ki oğlumuz Can dünyaya gelene kadar.

Can doğduğunda Murat’ın gözlerinde bir ışık gördüm. İlk günler gerçekten de bana destek oldu, altını değiştirdi, gece uykusuz kaldı. Ama zaman geçtikçe Murat’ın yüzündeki o ışık sönmeye başladı. Geceleri ağlayan bebeğimizin sesiyle uyanmak istemiyor, işten eve geldiğinde yorgunluğunu bahane edip odasına kapanıyordu. Bir gün, Can üç aylıkken, Murat eve geç geldi. Yüzünde alışık olmadığım bir ifade vardı; yorgun, bezgin ve sanki bana yabancı biri gibi.

“Ne oldu Murat?” dedim.

“Ben… Elif, ben yapamıyorum,” dedi gözlerini kaçırarak.

“Ne demek yapamıyorsun? Beni ve oğlunu bırakacak mısın?”

“Biraz annemlerde kalmam lazım. Kafamı toparlamam gerek.”

O an içimde bir şeyler koptu. O kadar yalvarmıştı ki bana anne olmam için… Şimdi ise ilk zorlukta kaçıyordu. Murat valizini toplarken Can’ın ağlaması evin içinde yankılandı. Ona bakmadı bile. Kapıyı çekip gittiğinde, evdeki sessizlik kulaklarımı sağır etti.

O geceden sonra hayatım altüst oldu. Annem aradı, “Kızım, ne oldu? Murat niye yok?” diye sorduğunda ağlamamak için kendimi zor tuttum. “Biraz kafasını dinleyecekmiş,” dedim kısık sesle. Annem sustu, ama sesinde endişe vardı.

Murat’ın annesiyle aramız hiçbir zaman iyi olmamıştı. Oğlunu bana kaptırdığını düşünürdü hep. Şimdi ise Murat tekrar onun yanındaydı. Birkaç gün sonra kayınvalidem aradı:

“Elif, oğlum burada kalacak bir süre. Sen de biraz düşün istersen.”

“Benim düşünecek vaktim yok! Benim bir bebeğim var!” diye bağırdım telefona.

O günden sonra Murat’tan sadece birkaç mesaj aldım: “Can nasıl? Bir şeye ihtiyacınız var mı?”

İlk başlarda cevap verdim. Ama zamanla mesajlar azaldı, ilgisi tamamen kayboldu. Gece yarıları Can’ı emzirirken gözyaşlarım yastığa akıyordu. Bazen aynada kendime bakıp “Nerede hata yaptım?” diye soruyordum.

Bir gün komşum Ayşe kapımı çaldı. “Elif, iyi misin? Yüzün solmuş,” dedi.

“İyi değilim Ayşe abla… Murat gitti,” dedim ve ağlamaya başladım.

Ayşe abla beni sarıldı: “Kızım, erkekler bazen çocuk gibi olur. Sorumluluk ağır gelince kaçarlar. Sen güçlü olmalısın.”

Ama güçlü olmak kolay değildi. Geceleri Can’ı uyuturken sessizce ağlıyordum. Annem sık sık gelip bana destek olmaya çalıştı ama onun da gözlerinde çaresizlik vardı.

Bir gün Murat’ın sosyal medyada annesiyle çekilmiş bir fotoğrafını gördüm: “Canım oğlum yine evimizde.” Altında onlarca yorum: “Anne kuzusu olmak başka!”

İçimde öfke kabardı. Ben burada tek başıma mücadele ederken o annesinin koynunda huzur buluyordu! O gece Murat’a uzun bir mesaj yazdım:

“Murat, bana anne olmam için yalvardın. Şimdi ise ilk zorlukta kaçtın. Oğlunu hiç aramıyorsun bile! Ben tek başıma mücadele ediyorum, sen ise annenin yanında huzur buluyorsun. Bu mu senin aile anlayışın?”

Cevap gelmedi.

Aylar geçti. Can büyüdü, ilk dişi çıktı, ilk adımlarını attı… Hepsini tek başıma yaşadım. Murat arada bir nafaka gönderdi ama oğlunu görmeye gelmedi. Kayınvalidem ise mahallede hakkımda dedikodu yaptı: “Elif iyi bir eş olamadı, oğlumu kaçırdı.”

Bir gün annem bana sarıldı: “Kızım, senin suçun yok. Bazı erkekler büyüyemiyor.”

Ama ben hâlâ kendimi suçluyorum bazen… Acaba daha iyi bir eş olsaydım Murat gitmez miydi? Ya da daha sabırlı olsaydım?

Şimdi geceleri Can’ı uyuturken ona bakıyorum ve içimden şunu soruyorum: Bir kadın ne kadar güçlü olabilir? Bir anne ne kadar yalnız kalabilir? Sizce ben nerede hata yaptım?