Yıldızlar Altında: İki Büyükanne, Bir Hayat
“Senin annenin yaptığı gibi mi yapayım, yoksa senin annenin yaptığı gibi mi?” diye bağırdı babam, mutfakta anneme. O an, ellerimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. O küçücük kırık, evimizdeki büyük çatlağın sesi gibiydi. O gün, iki büyükanne arasında sıkışmış bir çocuğun hikâyesi başladı.
Benim adım Elif. Herkes gibi iki büyükannem vardı: Fatma Hanım, annemin annesi; ve Şerife Hanım, babamın annesi. İkisi de birbirinden farklıydı; biri Kadıköy’de eski bir apartmanda, diğeri ise Üsküdar’da mütevazı bir evde yaşardı. Fatma Hanım eski İstanbul hanımefendisiydi, kitaplarla dolu rafları, dantel örtülü koltukları vardı. Şerife Hanım ise Anadolu’dan göç etmiş, elleri hamur kokan, sabah ezanıyla uyanan bir kadındı. Ama ikisinin de sevgisiyle büyüdüm sanıyordum, ta ki ailemdeki sırlar ortaya çıkana kadar.
O yaz, annemle babamın arası iyice gerilmişti. Babam işten geç geliyor, annem ise sürekli ağlıyordu. Bir akşam, Fatma Hanım’ın evinde kalırken, annemle tartıştıklarını duydum:
– Senin annen hep beni küçümsedi! dedi annem.
– Sen de benim annemi hor gördün! diye bağırdı babam.
O an anladım ki, iki büyükanne arasındaki görünmez savaşta ben de bir cepheydim. Her hafta sonu birinin evinde kalıyor, onların dünyasında kayboluyordum. Fatma Hanım bana piyano çalmayı öğretirken, Şerife Hanım bana mantı açmayı gösteriyordu. Ama ikisinin de gözlerinde bir hüzün vardı; sanki geçmişten gelen bir pişmanlık ya da özlem…
Bir gün Fatma Hanım’ın kitaplığında eski bir fotoğraf buldum. Fotoğrafta genç bir kadın ve yanında tanımadığım bir adam vardı. Anneme gösterdiğimde yüzü bembeyaz oldu:
– O fotoğrafı nereden buldun Elif? dedi titrek bir sesle.
– Kitapların arasında… Kim onlar?
– O… O senin dayın…
Dayım mı? Benim hiç dayım yoktu ki! Annem gözyaşlarını sildi ve anlatmaya başladı:
– Benim bir abim vardı Elif. Ama genç yaşta kayboldu. Ailemiz o günden sonra hiç eskisi gibi olmadı.
O gece Fatma Hanım’ın odasına gizlice girdim. Onu dua ederken buldum. Gözleri kapalıydı ama yanaklarından yaşlar süzülüyordu.
– Anneanne… Dayımı özlüyor musun?
Fatma Hanım gözlerini açtı, bana sarıldı:
– Her gece yıldızlara bakarım Elif’im. Belki o da aynı yıldızlara bakıyordur diye…
O günden sonra Fatma Hanım’ın sessizliğinin ardında ne kadar büyük bir acı sakladığını anladım. Ama Şerife Hanım’ın da kendi yaraları vardı. Bir gün onunla pazara giderken eski bir komşusu yanımıza geldi:
– Şerife abla, oğlun hâlâ Almanya’da mı?
Şerife Hanım’ın yüzü gölgelenmişti:
– Evet kızım, hâlâ dönmedi…
Babamın Almanya’da yıllarca çalıştığını biliyordum ama orada başka bir hayatı olduğunu ilk defa o gün hissettim. Eve dönerken Şerife Hanım bana döndü:
– Elif’im, bazen insan sevdiklerini korumak için yalan söylemek zorunda kalır. Ama yalanlar büyüdükçe insanın içini kemirir.
İşte o zaman anladım: Ailemde herkes birbirinden sır saklıyordu. Annem dayımı kaybetmenin acısıyla susmuştu; babam ise Almanya’daki yalnızlığını kimseye anlatamamıştı. İki büyükanne ise kendi çocuklarının yaralarını sarmaya çalışırken birbirlerine düşman olmuşlardı.
Bir gün ailecek Fatma Hanım’ın evinde toplandık. Annemle babam yine tartışmaya başladılar:
– Senin annen yüzünden bu hale geldik! dedi babam.
– Senin annen de beni hiç kabullenmedi! diye karşılık verdi annem.
Fatma Hanım ve Şerife Hanım göz göze geldi. Aralarında yıllardır süren sessiz savaş o an sona erdi sanki. Fatma Hanım elini Şerife Hanım’ın elinin üstüne koydu:
– Biz çocuklarımızı korumak isterken onları daha çok yaraladık galiba…
Şerife Hanım başını eğdi:
– Belki de en büyük hatamız buydu…
O gece ilk defa iki büyükannem birlikte ağladı. Ben ise onların yanında oturup ellerini tuttum. O an anladım ki, aile olmak sadece aynı sofrada oturmak değilmiş; acıları da, sırları da paylaşmakmış.
Yıllar geçti, büyüdüm. Fatma Hanım’ı kaybettik önce; ardından Şerife Hanım da yıldızların altına göçtü. Şimdi geceleri gökyüzüne bakarken onların bana bıraktığı sevgiyi ve acıyı hissediyorum.
Bazen düşünüyorum: Acaba ailemiz daha açık olsaydı, sırlarımızı paylaşabilseydik hayatımız farklı olur muydu? Sizce de bazen en büyük yaralarımızı en çok sevdiklerimiz açmıyor mu?