Yasak Aşkın Gölgesinde: On İki Yılın Hikâyesi
“Hocam, bir şey sorabilir miyim?”
Zeynep’in sesi, amfideki uğultunun arasında bana ulaşırken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, göz göze geldiğimizde zaman durdu sanki. Yirmi sekiz yaşındaydım, üniversitede asistan olarak çalışıyordum ve önümde duran bu genç kız, henüz on sekizine yeni basmıştı. Aramızda tam on iki yıl vardı. O an, bu farkın ağırlığı omuzlarıma çöktü.
Zeynep’in sorusunu cevapladım ama aklım başka yerdeydi. Ders bittiğinde herkes çıkarken, o yanıma geldi. “Hocam, sizinle özel bir şey konuşmak istiyorum,” dedi. Sözleri titrek ama kararlıydı. İçimde bir fırtına koptu. “Tabii Zeynep, dinliyorum,” dedim ama sesim bile bana yabancı geliyordu.
“Biliyorum, belki yanlış anlayacaksınız ama… Sizi çok farklı hissediyorum. Sadece bir hoca olarak değil,” dedi ve gözlerini yere indirdi. O an kalbim yerinden çıkacak sandım. Kafamda binlerce soru: Bu doğru mu? Ahlaki mi? Toplum ne der? Ya ailem?
O gece eve gittiğimde annem sofrayı hazırlıyordu. Babam ise televizyonun karşısında haberleri izliyordu. Annem, “Yorgun musun oğlum?” diye sorduğunda, “Biraz,” dedim kısaca. İçimdeki fırtınayı kimse bilmiyordu. Yemek boyunca sustum. Babam arada bir bana bakıyor, annem ise gözlerimin içine anlamaya çalışarak bakıyordu.
Odamda yalnız kaldığımda Zeynep’in sözleri kulaklarımda çınladı. Kendime kızdım: “Ne yapıyorsun Burak? O senin öğrencin! Hem de senden on iki yaş küçük!” Ama kalbime söz geçiremiyordum. Ertesi gün derste ona bakmamaya çalıştım ama gözlerim hep onu aradı.
Bir hafta sonra Zeynep bana bir not bıraktı: “Sizi rahatsız ettiysem özür dilerim. Ama hislerimi saklayamam.” O an karar vermem gerektiğini anladım. Onu çağırıp açıkça konuştum: “Zeynep, bak… Aramızda büyük bir yaş farkı var. Sen daha çok gençsin, ben ise hayatın başka bir evresindeyim. Ayrıca ben senin hocanım. Bu doğru olmaz.”
Gözleri doldu ama gülümsedi: “Biliyorum hocam… Ama insan kalbine söz geçiremiyor.”
O günden sonra aramızda görünmez bir duvar örüldü. Ama duvar ne kadar kalın olursa olsun, hislerimiz o kadar güçlendi. Bir gün kampüsün arka bahçesinde karşılaştık. Yağmur yağıyordu, herkes koşuştururken biz ıslanmayı umursamadan konuştuk.
“Burak hocam… Sizi unutamıyorum,” dedi Zeynep titreyen sesiyle.
“Ben de seni unutamıyorum Zeynep,” dedim ilk kez adını böyle söyleyerek.
O andan sonra her şey değişti. Gizli gizli buluşmaya başladık. Kütüphanede yan yana oturuyor, ders çıkışlarında kısa yürüyüşler yapıyorduk. Kimseye belli etmemeye çalışıyorduk ama içimizdeki heyecanı saklamak zordu.
Bir gün annem odama geldi ve masamda Zeynep’in yazdığı bir notu buldu. “Burak, bu kim?” diye sordu endişeyle.
“Bir öğrencim anne,” dedim ama gözlerimi kaçırdım.
Annem hemen anladı: “Oğlum, bak… Senin yaşın geldi geçti. Artık evlenmeni istiyoruz. Ama böyle genç kızlarla olmaz bu işler! İnsanlar ne der? Baban duyarsa çok üzülür.”
O gece babamla da konuştular. Babam bana öfkeyle baktı: “Ailemiz mahvolur! İnsanlar arkamızdan konuşur! Sen nasıl böyle bir şeye kalkışırsın?”
Kendimi köşeye sıkışmış hissettim. Bir yanda ailemin onuru, diğer yanda Zeynep’e olan sevgim… Geceleri uyuyamaz oldum. Zeynep’e her buluşmamızda daha da bağlanıyordum ama vicdanım rahat değildi.
Bir gün üniversiteden bir arkadaşım, Ayşe, beni kenara çekti: “Burak, sana dostça söylüyorum… Hakkında dedikodular çıkmaya başladı. Dikkat et.”
O an anladım ki artık gizli kalamayacaktık. Zeynep’le buluştuğumda ona her şeyi anlattım: “Zeynep, insanlar konuşmaya başladı. Ailem çok üzgün. Belki de bu ilişkiyi bitirmeliyiz.”
Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzüldü: “Ben seni gerçekten seviyorum Burak… Ama eğer gitmem gerekiyorsa giderim.”
İçim parçalandı ama başka çarem yoktu. “Belki de zamanla her şey düzelir,” dedim ama ikimiz de inanmıyorduk.
O günden sonra Zeynep’le görüşmedik. Hayatımda büyük bir boşluk oluştu. Ailem rahatladı ama ben her geçen gün daha da yalnızlaştım. İşime odaklanmaya çalıştım ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Aylar geçti. Bir gün üniversitenin bahçesinde Zeynep’i başka biriyle gördüm. Gülümsüyordu ama gözlerinde o eski hüzün vardı. O an anladım ki bazı sevgiler zamansızdır; bazı aşklar ise toplumun kurallarına yenik düşer.
Şimdi geceleri pencereden dışarı bakarken kendime soruyorum: Doğru olanı mı yaptım? Yoksa hayatımın aşkını toplum baskısına kurban mı ettim? Siz olsaydınız ne yapardınız?