Kızımın Eşi ve Bitmeyen Prensip Savaşları: Bir Anne Olarak Çaresizliğim
“Yeter artık, Zeynep! Kaçıncı iş bu?” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. Ellerim titriyordu, çay bardağını tezgâha bırakırken neredeyse düşürecektim. Kızım başını öne eğmiş, gözlerini kaçırıyordu. O an, içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Yıllardır süren bu döngüden bıkmıştım. Her seferinde damadım Emrah bir iş buluyor, birkaç ay sonra “prensiplerim” diyerek ya istifa ediyor ya da kovuluyordu. Zeynep ise ona siper oluyor, ne olursa olsun arkasında duruyordu.
“Anne, Emrah haksızlığa göz yumamaz. Sen de biliyorsun, patronu işçilerin maaşını eksik yatırmış. Emrah da itiraz etmiş, o yüzden kovmuşlar,” dedi Zeynep, sesi titrek ama kararlıydı.
“İyi de kızım, evin kirası, faturalar, senin oğlun var! Prensipler karın doyurmuyor ki!” dedim, gözlerim doldu. Torunum Efe salonda oyuncaklarıyla oynuyordu, arada bize bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Emrah akşam eve geldiğinde yüzünde yine o mağrur ifade vardı. “Merhaba,” dedi kısık bir sesle. Zeynep hemen yanına koştu, elini tuttu. Ben ise kendimi tutamayıp patladım:
“Emrah, kaçıncı işten atılışın bu? Hep aynı şey! Senin adalet savaşın yüzünden kızım perişan oldu!”
Emrah başını eğdi, ama gözlerinde bir damla pişmanlık yoktu. “Ben yanlış gördüğüm şeye sessiz kalamam, Fatma Anne. Herkes susarsa bu ülke nasıl düzelecek?”
“Senin görevin önce aileni korumak! Oğluna bakmak! Herkesin yükünü sen mi taşıyacaksın?” dedim. O an gözümden yaşlar süzüldü. Zeynep bana sarıldı, “Anne lütfen… Emrah’ı anlamaya çalış,” dedi.
Ama ben anlamıyordum. Çünkü her ayın sonunda elektrik faturasını nasıl ödeyeceğimizi düşünüyor, torunumun okul masrafları için para denkleştirmeye çalışıyordum. Kızım üniversite mezunu ama iş bulamıyor; Emrah ise her işte birkaç ay dayanıp sonra yine işsiz kalıyor.
Bir akşam, komşumuz Ayşe Abla uğradı. Çay içerken dertleştik. “Fatma, kızına sahip çık. Bu devirde iş bulmak kolay mı? Adam biraz susmayı öğrensin,” dedi. İçimden ona hak verdim ama Zeynep’in gözlerindeki inancı görünce susmak zorunda kaldım.
Bir gün Efe ateşlendi. Hastaneye götürdük, doktor antibiyotik yazdı ama reçetedeki ilaçların fiyatı dudak uçuklatıyordu. Eczanede kasada dururken cüzdanımdaki son parayı saydım. Emrah’ın yüzü kıpkırmızı oldu, “Ben hallederim,” dedi ama biliyordum ki cebinde beş kuruş yoktu.
O gece Zeynep’le mutfakta otururken ağlamaya başladım. “Kızım, ben yaşlandım artık. Size daha fazla destek olamam. Emrah’ın bu inadı nereye kadar sürecek?” dedim.
Zeynep elimi tuttu, “Anne, Emrah’ın doğru bildiğinden şaşmaması bana güç veriyor. Belki zorlanıyoruz ama onun gibi bir adamla evli olduğum için gurur duyuyorum,” dedi.
O an içimde bir şeyler kırıldı. Kızımın gözünde Emrah bir kahramandı; ben ise sadece geçim derdindeydim.
Bir gün Emrah eve elinde bir zarfla geldi. “Bir iş daha buldum,” dedi heyecanla. Hepimiz umutlandık. Ama üç ay sonra yine aynı hikâye… Bu kez işyerinde sendika kurmaya çalışmış, patronun tepkisini çekmişti.
Zeynep’in sabrı tükenmeye başlamıştı artık. Geceleri sessizce ağladığını duydum birkaç kez. Ama Emrah’a hiçbir şey belli etmiyordu.
Bir akşam sofrada sessizlik vardı. Efe tabağındaki pilavla oynarken birden sordu: “Baba, sen neden hep evdesin?”
Emrah’ın yüzü asıldı. Zeynep hemen lafa girdi: “Baban çok çalışıyor oğlum, bazen evden de çalışıyor.” Ama Efe’nin gözlerinde bir soru vardı: Neden diğer babalar gibi sabah işe gitmiyor?
O gece Emrah’la baş başa konuşmak istedim. “Bak oğlum,” dedim, “Senin iyi niyetini anlıyorum ama hayat böyle yürümez. Biraz susmayı öğrenmen lazım.”
Emrah gözlerini kaçırdı: “Fatma Anne, ben kendime ihanet edemem.”
“Peki ya ailene ihanet etmiş olmuyor musun?” dedim sessizce.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Zeynep’in odasından hıçkırık sesleri geliyordu.
Bir sabah Zeynep yanıma geldi, gözleri şişmişti. “Anne, bazen çok yoruluyorum ama Emrah’ı değiştiremeyeceğimi biliyorum. Onu böyle kabul ettim,” dedi.
Kendi kendime sordum: Bir anne olarak kızımı korumak mı doğru olan? Yoksa onun seçimine saygı duymak mı? Ya torunum Efe? Onun geleceği ne olacak?
Şimdi sizlere soruyorum: Bir insanın prensipleri ailesinin önüne geçebilir mi? Yoksa bazen susmak ve kabullenmek mi gerekir? Siz olsanız ne yapardınız?