Kışın Eski Bir Anadolu Evi: Yeniden Doğan Umutlar
— Gerçekten mi Burak? Yani, buraya kadar geldik ve… bu mu? dedi Zeynep, dudaklarını bükerek.
O an içimde bir şeyler kırıldı. Ellerim cebimde, başımı eğdim. Bahçenin köşesinde, yıllardır dokunulmamış otlar diz boyu olmuştu. Duvarlar rutubetten kararmış, pencerelerin camları çatlamıştı. Babaannemden kalan bu eski Anadolu evi, benim için bir hazineydi ama arkadaşlarımın gözünde sadece bir harabeydi.
— Ne bekliyordunuz ki? dedim içimden. Saray mı? Burası benim çocukluğumun geçtiği, annemin babamla ilk kez dans ettiği, dedemin soba başında masal anlattığı ev. Ama bunu kimse bilmiyordu.
Burak, sırtındaki çantasını yere bırakırken, “Abi, burada kalacak mıyız gerçekten?” diye sordu. Gözlerinde hafif bir korku vardı. Zeynep ise burnunu çekip, “Benim alerjim var, bu rutubette sabaha kadar öksürürüm,” dedi.
İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. Onlara anlatmak istedim; bu evin bana ne ifade ettiğini, burada geçen kış gecelerini, babaannemin bana ördüğü yün çorapları… Ama kelimeler boğazıma düğümlendi.
Birden annemin sesi yankılandı kulaklarımda: “O evde mutluluk da acı da bir arada yaşanır oğlum. Herkesin taşıyamayacağı yükler vardır o duvarlarda.” O zamanlar anlamamıştım ama şimdi, arkadaşlarımın küçümseyici bakışları arasında annemin ne demek istediğini daha iyi anlıyordum.
İçeri girdik. Ahşap döşemeler gıcırdadı. Sobanın başında toplanıp çay demledik. Zeynep telefonu çekmediği için söyleniyor, Burak ise eski radyoyu kurcalıyordu. Bir an sessizlik oldu. Herkes birbirine bakıyordu; sanki burada olmaktan utanıyorlardı.
— Biliyor musunuz, dedim sessizliği bozarak, bu evde babaannem her kış bize masal anlatırdı. Elektrikler kesilince mum ışığında otururduk. O zamanlar hiçbirimiz şikayet etmezdik.
Zeynep gözlerini devirdi. “Ama şimdi 2024 yılındayız Burak. İnsan biraz yenilik ister.”
O an içimde bir isyan yükseldi. “Siz hiç eskiyle barışmayı denediniz mi? Her şeyin yeni olması mı gerekiyor mutlu olmak için?” dedim sesim titreyerek.
Burak başını eğdi. “Haklısın abi… Biz alışmışız şehre, konfora… Ama belki de biraz değişiklik iyi gelir.”
O gece sobanın başında otururken, dışarıda kar yağmaya başladı. Camdan bakınca bembeyaz bir örtü kaplamıştı bahçeyi. Birden çocukluğumun kışları geldi aklıma; dedemle kartopu oynadığımız günler, annemin yaptığı tarhana çorbasının kokusu…
Ama bu evin sadece güzel anıları yoktu. Babamın hastalığı da burada başlamıştı. O soğuk kış gecesinde babamın öksürükleriyle uyanmıştık hepimiz. Annem sabaha kadar başında beklemişti. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı.
Birden gözlerim doldu. Arkadaşlarım fark etti mi bilmiyorum ama içimde bir fırtına kopuyordu.
— Burak, iyi misin? diye sordu Zeynep yumuşak bir sesle.
Başımı salladım. “Bazen geçmişte kalmak istiyorum,” dedim kısık sesle. “Çünkü orada kaybettiklerim hâlâ yaşıyor gibi geliyor bana.”
Burak elini omzuma koydu. “Burası senin için ne kadar değerli olduğunu şimdi anlıyorum abi,” dedi.
Sabah olduğunda kar hâlâ yağıyordu. Bahçeye çıktık, ayak izlerimiz taze karın üzerinde kaldı. Zeynep ilk defa gülümsedi: “Aslında burası çok huzurluymuş… Şehirde böyle bir sessizlik yok.”
O gün hep birlikte evi temizledik; camları sildik, bahçedeki otları biçtik. Eski radyodan türküler açtık, birlikte yemek yaptık. Akşam olduğunda sobanın başında oturup kahkahalarla eski günleri anlattık.
Ama gece herkes uyuduktan sonra ben yine uyanıktım. Evin duvarlarına dokundum; her çatlakta bir anı vardı. Babamın hastalığı, annemin gözyaşları, babaannemin duaları…
Birden kapı çaldı. Korkuyla açtım; köyün muhtarı İsmail Amca’ydı.
— Burak oğlum, hoş geldiniz! dedi gülerek. “Baban rahmetli olduğundan beri kimse uğramadı buraya… Sevindim vallahi!”
Gözlerim doldu yine. “İsmail Amca… Burası hâlâ bizim için çok kıymetli… Ama herkes anlamıyor işte…”
İsmail Amca omzuma dokundu: “Ev dediğin dört duvar değildir oğlum; içindeki hatıralardır önemli olan… Sen onları yaşatmaya devam et!”
O gece uzun uzun düşündüm; geçmişin yükünü taşımak zor ama ondan kaçmak daha da zor… Arkadaşlarımın küçümseyici bakışlarıyla yüzleşmek bana ağır gelmişti ama sonunda onlar da anlamıştı bu evin değerini.
Şimdi düşünüyorum da; mutluluk yeni eşyalarla ya da konforla mı gelir? Yoksa geçmişin acı-tatlı hatıralarını sahiplenmekle mi? Sizce insan geçmişinden kaçabilir mi? Yoksa o eski duvarların arasında yeniden umut bulmak mümkün mü?