“Artık Sana İhtiyacım Yok”: Bir Kadının Annelik Hayaliyle Yüzleştiği Terk Ediliş

“Zeynep, ben gidiyorum.”

Serkan’ın sesi, mutfağın kapısında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla yere düştü. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. “Ne diyorsun Serkan? Şaka mı bu?” dedim, sesim çatallandı. Gözleri yere bakıyordu, bana bakmaya cesaret edemiyordu. “Artık sana ihtiyacım yok,” dedi kısık bir sesle. “Bunu bana şimdi mi söylüyorsun? Tam da doktorun ‘Zeynep Hanım, artık anne olabilirsiniz’ dediği gün mü?”

O an zaman durdu sanki. Yıllardır süren tedaviler, umutla beklenen her regl gecikmesi, annemin duaları, kayınvalidemin imalı bakışları… Hepsi bir anda anlamsızlaştı. Serkan kapıyı çekip gittiğinde, evin sessizliği üzerime çöktü. O an anladım ki; bazen en büyük yalnızlık, en çok sevdiklerinin yanında yaşanırmış.

Telefonum çaldı. Annemdi. “Kızım, doktor ne dedi?” dedi heyecanla. Yutkundum, kelimeler boğazıma düğümlendi. “Anne… Olabiliyormuşum,” dedim. Sesimdeki burukluğu anlamış olacak ki, “Ne oldu Zeynep? Serkan nerede?” diye sordu. “Gitti anne,” dedim. “Beni bıraktı.”

O gece uyuyamadım. Serkan’ın dolabındaki boşluk, banyodaki diş fırçasının eksikliği… Her şey bana onun yokluğunu hatırlatıyordu. Sabah olduğunda annem kapıda belirdi. Gözleri dolu dolu bana sarıldı. “Kızım, bu ev senin yuvandır. Ne olursa olsun yanındayız,” dedi ama gözlerinde bir suçlama vardı: ‘Sen ne yaptın da adam gitti?’

Akrabalar birer birer aramaya başladı. Teyzem, “Belki de çok üstüne gittin çocuğu olsun diye,” dedi. Kuzenim Ayşe ise, “Boşver abla, erkek milleti işte,” diyerek geçiştirdi. Herkesin bir yorumu vardı ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu.

İşe gitmek zorundaydım. Ofiste herkesin gözü üzerimdeydi. Müdürüm Asuman Hanım beni odasına çağırdı. “Zeynep’ciğim, nasılsın?” dedi samimi bir sesle. Dayanamadım, gözyaşlarım süzüldü. “Serkan gitti,” dedim kısaca. O an Asuman Hanım’ın yüzünde tanıdık bir acı gördüm. “Ben de aynı şeyi yaşadım,” dedi sessizce. “Ama unutma, kadınlar her şeyin üstesinden gelir.”

Geceleri uyuyamıyordum. Annemle babamın evinde çocukluğumun odasında yatmak bana daha da ağır geliyordu. Babam akşamları televizyonun sesini açıp hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu ama gözleri her fırsatta bana kayıyordu.

Bir gün Serkan’ın annesi aradı. “Zeynep kızım, oğlum hata yaptı ama sen de çok baskı yaptın ona çocuk için,” dedi suçlayıcı bir tonla. “Belki de biraz rahat bıraksaydın…” Sustum. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım ama başaramadım: “Ben sadece aile olmak istedim!” diye bağırdım ve telefonu kapattım.

Günler geçtikçe yalnızlığım büyüdü. Hamile kalıp kalmadığımı bilmiyordum; test yapmak için cesaretim yoktu. Bir yandan Serkan’ın geri dönmesini isterken, diğer yandan ona olan öfkemle boğuşuyordum.

Bir akşam eski arkadaşım Melis aradı: “Zeynep, dışarı çıkalım mı? Evde çürüyorsun.” İstemeye istemeye kabul ettim. Kafede otururken Melis bana baktı: “Senin suçun yok Zeynep,” dedi kararlı bir şekilde. “Toplumun yükünü tek başına taşıyamazsın.” O an gözlerim doldu; ilk defa biri beni gerçekten anladı.

Bir hafta sonra cesaretimi topladım ve hamilelik testi yaptım. Sonuç pozitifti. Elimde testle banyoda yere çöktüm; sevinç ve korku birbirine karıştı. Anneme söyledim; gözleri doldu ama yüzünde buruk bir gülümseme vardı: “Kızım, Allah büyüktür.”

Serkan’a haber vermek istedim ama sonra vazgeçtim. O beni en çok ihtiyacım olduğu anda bırakmıştı; şimdi geri dönse bile hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Aylar geçti; karnım büyüdü, insanlar sokakta bana acıyarak bakmaya başladı. Komşular fısıldaşıyordu: “Kocası bırakmış, şimdi tek başına çocuk doğuracakmış…” Babam akşamları sessizce yanıma oturup elimi tutuyordu; annem ise her fırsatta dua ediyordu.

Doğum zamanı geldiğinde hastanede sadece ailem yanımdaydı. Kucağıma aldığımda oğlumu, gözyaşlarımı tutamadım: “Hoş geldin oğlum… Seni asla bırakmayacağım.”

Şimdi oğlum üç yaşında ve ben hala yalnızım ama güçlüyüm. Bazen geceleri Serkan’ı düşünüyorum; acaba pişman mı oldu? Ama sonra oğlumun yüzüne bakıp kendime soruyorum: Bir kadının değeri sadece yanında bir adam olduğu için mi ölçülür? Yoksa tek başına ayakta kalabilmesiyle mi?

Sizce toplumun kadınlara yüklediği bu ağır yükü nasıl hafifletebiliriz? Benim yerimde siz olsaydınız ne yapardınız?