Sessizliğin İçinde Kaybolmak: Bir Gecenin Ardından

O gece saat dördü biraz geçmişti. Birdenbire, sanki biri omzuma dokunmuş gibi irkildim ve gözlerimi açtım. Odamda öyle bir sessizlik vardı ki, kulaklarım uğulduyordu. Ne dışarıdan geçen arabaların sesi, ne üst kattaki komşumuz Emine Teyze’nin sabah namazı için kalkıp yürüdüğünde çıkan gıcırtılar, ne de kedimiz Pamuk’un mama için miyavlaması… Hiçbir şey yoktu. Sanki dünya durmuştu. Yatağımda doğruldum, kalbim deli gibi atıyordu. Annemin odasından da çıt çıkmıyordu. “Anne?” diye seslendim, ama cevap gelmedi.

Birden içimi tarifsiz bir korku kapladı. Kalkıp annemin odasına gittim. Kapıyı hafifçe araladım; annem pencerenin önünde oturmuş, dışarıya bakıyordu. Omuzları hafifçe titriyordu. “Anne, iyi misin?” dedim. Cevap vermedi, sadece başını öne eğdi. Yanına oturdum. Ellerini tuttum; buz gibiydi. “Ne oldu anne? Korkutuyorsun beni…”

Bir süre sessizlik oldu. Sonra annem derin bir nefes aldı ve fısıldar gibi konuştu: “Bazen insanın hayatında öyle bir an gelir ki, her şeyin anlamı değişir kızım. O an geldiğinde, ne yaparsan yap, eskiye dönemezsin.”

O an içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Annem bana hiç böyle konuşmazdı. Hep güçlüydü, hep neşeliydi. Ama şimdi karşımda çökmüş bir kadın vardı. “Anne, lütfen anlat… Ne oldu?” dedim.

Annem gözlerini bana çevirdi; gözlerinde yılların yorgunluğu vardı. “Sana yıllardır anlatamadığım bir şey var,” dedi titrek bir sesle. “Babanla ilgili…”

O an içimdeki sessizlik daha da derinleşti. Babamı hiç tanımamıştım; o ben doğmadan önce evi terk etmişti. Annem hep ‘iş için gitti’ demişti ama asla detay vermemişti. “Baban… Aslında hiç gitmedi,” dedi annem gözyaşlarını silerken. “O gece… O gece kavga ettik ve ben onu evden kovdum. Sonra… Sonra başına ne geldiğini bilmiyorum. Kimse bilmiyor.”

Dünya başıma yıkıldı sandım. Yıllardır içimde taşıdığım ‘babam bir gün dönecek’ umudu, annemin sözleriyle paramparça oldu. “Yani… Beni terk etmedi mi?” diye sordum kısık bir sesle.

Annem başını salladı. “Hayır kızım… Belki de ben onu terk ettim.”

O an anneme sarıldım; ikimiz de ağlıyorduk. O gecenin sessizliği artık sadece dışarıda değil, içimizde de yankılanıyordu.

Sabah olduğunda, annemle birlikte eski fotoğraflara baktık. Babamın gençlik fotoğrafı elime geçtiğinde ellerim titredi. Gözlerindeki hüzün bana çok tanıdık geldi; sanki kendi gözlerime bakıyordum.

O günden sonra evdeki sessizlik daha da anlam kazandı benim için. Herkesin bir sırrı vardı; bazen en yakınlarımız bile bize yabancı olabiliyordu. Annemle aramızdaki mesafe azalmıştı ama içimdeki boşluk büyümüştü.

Bir hafta sonra mahalledeki eski komşumuz Hüseyin Amca’ya rastladım. Beni görünce durdu, yüzüme dikkatlice baktı ve “Sen babanın kopyasısın kızım,” dedi. İçimde bir yer sızladı. “Babamı tanır mıydın?” diye sordum.

Hüseyin Amca başını salladı: “Çok iyi tanırdım. O çok iyi bir insandı ama çok gururluydu. Annenle aralarındaki meseleleri kimseye anlatmazdı.”

Eve döndüğümde anneme Hüseyin Amca’nın söylediklerini anlattım. Annem uzun süre sustu, sonra “Bazen insan en sevdiklerine en büyük kötülüğü yapar, farkında olmadan,” dedi.

Geceleri yine uykularım kaçıyordu. Her şeyin cevabını bulmak istiyordum ama bazı soruların cevabı yoktu işte… Babam nereye gitmişti? Hâlâ hayatta mıydı? Annem ona haksızlık mı etmişti? Yoksa babam gerçekten bizi bırakıp gitmiş miydi?

Bir akşam annemle mutfakta çay içerken ona döndüm: “Anne, babamı affettin mi?” Annem uzun uzun düşündü, sonra gözleri dolarak “Kendimi affedemedim ki kızım,” dedi.

İşte o an anladım ki, bazen en büyük sessizlik insanın kendi içinde başlar. Dışarıdaki gürültü diner, insanlar susar ama insanın içindeki fırtına dinmez.

Yıllar geçti; üniversiteye başladım, başka bir şehre taşındım ama o geceki sessizlik hâlâ peşimi bırakmadı. Her yeni başlangıçta, her yeni dostlukta içimde bir eksiklik hissettim.

Bir gün annem aradı; sesi çok yorgundu. “Kızım,” dedi, “Bazen geçmişi olduğu gibi kabul etmek gerekir.” O an ağlamaya başladım; çünkü ben geçmişi kabullenmek istemiyordum. Hep bir umut aradım, hep bir cevap bekledim.

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ o gecenin sessizliğini duyuyorum kulaklarımda. Belki de huzur, geçmişi affetmekte ve kendini kabullenmekte saklıdır.

Siz hiç içinizdeki sessizliği dinlediniz mi? Ya da geçmişinizle yüzleşmeye cesaretiniz var mı?