Görülmeyen Güzellik: Bir Kadının Kendini Bulma Hikayesi

“Sen de biraz kendine bak kızım, bak şu komşunun kızı Elif’e… Saçları ışıl ışıl, tırnakları manikürlü, yüzünde bir damla makyaj yok ama pırıl pırıl. Sen ise… Yorgun görünüyorsun.” Annemin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O an ellerimdeki bulaşık süngerini sıktım, köpükler parmaklarımın arasından aktı. İçimde bir şeyler kırıldı.

O gün, aynaya bakmaya korktum. Yirmi sekiz yaşındaydım ve hayatım boyunca güzelliğin dışarıdan geldiğine inandırılmıştım. Annem, teyzem, hatta ilkokul öğretmenim bile “Kız dediğin bakımlı olur” derdi. Oysa ben, üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’da bir muhasebe ofisinde çalışmaya başlamıştım; sabah altıda kalkıp akşam sekizde eve dönüyordum. Göz altlarımda mor halkalar, saçlarımda kırıklar… Ama en çok da içimde bir yorgunluk vardı.

Bir akşam işten eve dönerken otobüste camdan dışarı bakıyordum. Yanımda oturan genç bir kadın telefonunda selfie çekiyordu. Saçları özenle toplanmış, dudaklarında parlak bir ruj… Yan gözle bana baktı, sonra tekrar ekrana döndü. O an kendimi camda yansıyan silik suretimde gördüm. “Ben neden böyleyim?” diye sordum kendime.

O gece annem yine başladı: “Bak kızım, yaşın geçiyor. Sen böyle bakımsız olursan kimse seni istemez.” Babam ise sessizce televizyona bakıyordu. Annemin sesi yükseldikçe içimdeki öfke de büyüyordu. “Anne,” dedim titrek bir sesle, “ben yorgunum. Her gün işe gidip geliyorum, evde de yardım ediyorum. Biraz da içimi görseniz ya…”

Annem sustu, ama bakışlarıyla beni suçladı. O gece odama çekildim, yatağımda kıvrılıp ağladım. Sabah gözlerim şiştiğinde işe gitmek istemedim ama mecburdum. Ofiste herkes şık giyinmişti; Ayşe Hanım’ın ojeleri yeni sürülmüş, Zeynep’in saçları maşalıydı. Ben ise solgun bir gömlek ve dağınık saçlarla masama oturdum.

Bir gün öğle arasında Zeynep yanıma geldi. “Yasemin, iyi misin? Son zamanlarda çok dalgınsın.” Bir an duraksadım, sonra içimdeki yükü dökmek istedim: “Zeynep, sence ben çirkin miyim?” Zeynep şaşırdı: “Hayır tabii ki! Ama kendine hiç vakit ayırmıyorsun gibi… Bazen insanın içi de yorulur, sadece dışı değil.”

O sözler beynimde çınladı: “Bazen insanın içi de yorulur…” O güne kadar kimse bana böyle bir şey söylememişti. Akşam eve dönerken marketten küçük bir defter aldım. O gece ilk kez kendime bir mektup yazdım: “Sevgili Yasemin, bugün nasılsın? Gerçekten nasılsın?”

Her gün defterime birkaç satır yazmaya başladım. Önce kendimi tanıyamadım; hislerimi yazmak zordu çünkü yıllarca onları bastırmıştım. Sonra yavaş yavaş içimdeki acıları, korkuları ve hayalleri dökmeye başladım.

Bir sabah annem kapımı çaldı: “Kahvaltıya gelmiyor musun?” Yatağımda oturmuş yazıyordum. “Birazdan gelirim anne.” Annem şaşırdı; normalde hemen kalkardım. O gün kahvaltıda sessizdim ama içimde bir huzur vardı.

Bir hafta sonra iş çıkışı kuaföre gittim; saçlarımı kestirdim ve ilk kez kendim için hafif bir makyaj yaptım. Eve döndüğümde annem şaşkınlıkla baktı: “Aaa, kızım ne güzel olmuşsun!” Gülümsedim ama bu kez annemin onayına ihtiyacım yoktu.

Günler geçtikçe defterime yazdıklarım arttı; bazen çocukluğuma döndüm, bazen geleceğe dair umutlarımı yazdım. Bir akşam babam odama geldi: “Kızım, annen seni çok düşünüyor. Belki de seni anlamakta zorlanıyoruz.” Babamla ilk kez uzun uzun konuştuk o gece; ona işte yaşadığım stresi, kendimi yetersiz hissettiğimi anlattım.

Bir gün işyerinde Ayşe Hanım bana yaklaştı: “Yasemin, son zamanlarda daha enerjik görünüyorsun.” Gülümsedim: “Kendime biraz vakit ayırmaya başladım.” Ayşe Hanım başını salladı: “İnsan önce kendini sevmeli kızım.”

O akşam defterime şunu yazdım: “Güzellik sadece aynada gördüğün değilmiş Yasemin. İçindeki yaraları da sarmak gerekirmiş.”

Bir pazar günü annemle mutfakta otururken ona defterimi gösterdim. Önce şaşırdı, sonra sayfaları karıştırdı. “Bunca yıldır seni hep dışarıdan değerlendirmişim,” dedi gözleri dolarak. “Senin içini hiç sormamışım.” O an annemle ilk kez sarıldık ve ağladık.

Artık güzelliğin sadece dış görünüş olmadığını biliyorum. Kendime vakit ayırmak; bazen yürüyüşe çıkmak, bazen kitap okumak ya da sadece sessizce düşünmek… Bunların hepsi öz bakımın bir parçasıymış.

Şimdi aynaya baktığımda sadece yüzümü değil, gözlerimin arkasındaki kadını da görüyorum. Belki hâlâ toplumun beklentileriyle savaşıyorum ama artık biliyorum ki gerçek güzellik; kendini anlamakla başlıyor.

Siz hiç kendi içinize bakmayı denediniz mi? Güzellik sizin için ne demek? Yorumlarda buluşalım mı?