Bir Perşembe Akşamı Değişen Hayatım: “Ev Sadece Kardeşime Kalacakmış”
“Ev sadece Emre’ye kalacak, Zeynep. Böyle uygun gördük.” Annemin sesi titriyordu ama kararlılığından da ödün vermiyordu. O an, mutfakta çaydanlığın fokurtusu bile kulaklarımı tırmaladı. Ellerim masanın kenarında sıkılıydı, gözlerim babamda. Babam ise yere bakıyordu, sanki suçluymuş gibi.
“Yani… Babaannemin evinde yıllarca ben de baktım ona. Gece kalkıp ilaçlarını veren bendim. Emre şehir dışındaydı, çoğu zaman aramazdı bile. Şimdi neden sadece ona?” Sesim çatladı, gözlerim doldu.
Babam derin bir nefes aldı. “Kızım, bu işler böyledir. Erkek evlat evi sahiplenir. Sen de evlenirsin, kendi yuvanı kurarsın.”
O an içimde bir şeyler koptu. Sanki yıllardır verdiğim emek, uykusuz geceler, babaannemin elini tutup ağladığım anlar bir anda silindi. Annem gözlerini kaçırdı, Emre ise başını öne eğmişti.
“Peki ya adalet? Benim hakkım yok mu? Babaannem bana da dua ederdi, bana da sarılırdı. Sadece Emre mi torunuydu?”
Annemin gözleri doldu. “Zeynep, biz seni düşünmüyor değiliz. Ama köydeki insanlar ne der? Kız çocuğuna ev mi bırakılırmış? Sonra dedikodu olur.”
İşte o an anladım; mesele benimle ilgili değildi. Yıllardır süren gelenekler, köydeki insanların ne diyeceği, kadınların hep ikinci plana atılması… O akşam sofrada yemekler soğudu, kimse konuşmadı. Ben ise içimdeki öfkeyi yutmaya çalıştım.
O gece odama çekildim, babaannemin bana ördüğü battaniyeye sarıldım. Onun kokusu hâlâ üstündeydi. Gözyaşlarım yastığıma aktı. “Babaannem yaşasaydı ne derdi?” diye düşündüm. O bana hep “Sen benim gururumsun” derdi. Şimdi ise ailem için sadece bir kız çocuğuydum.
Ertesi gün işe gitmek için otobüse bindiğimde, başımda binbir düşünce vardı. Arkadaşım Elif’e anlattım her şeyi. “Zeynep, bu çok haksızca! Sen de hakkını ara,” dedi öfkeyle.
Ama nasıl? Aileme karşı mı gelecektim? Annemi üzmek istemiyordum ama içimdeki adalet duygusu da susmuyordu.
Akşam eve döndüğümde Emre salonda oturuyordu. Yanına oturdum.
“Emre, sen de biliyorsun ki babaanneme en çok ben baktım. Senin hakkın kadar benim de hakkım var.”
Emre başını kaldırmadan konuştu: “Biliyorum abla… Ama ben de istemedim böyle olmasını. Babam ısrar etti.”
“Peki sen ne istiyorsun?”
Bir süre sessizlik oldu. Sonra gözleri doldu: “Ben de adil olmadığını biliyorum ama… Bize böyle öğretildi abla. Erkek evlat evi alırmış.”
O an kardeşime de kızamadım. O da bu düzenin kurbanıydı aslında.
Günler geçti, ailemle aramda görünmez bir duvar oluştu. Annem her zamanki gibi kahvaltı hazırlıyor ama göz göze gelmiyorduk. Babam ise işten geç geliyor, sofrada sessizce yemeğini yiyip kalkıyordu.
Bir akşam annem yanıma geldi, elinde eski bir fotoğraf albümüyle.
“Bak Zeynep,” dedi albümü açarken, “Sen küçüktün, babaanne seni kucağında taşırdı hep. O seni çok severdi.”
Gözlerim doldu yine. “O zaman neden hakkımı savunmuyorsun anne?”
Annem başını eğdi: “Korkuyorum kızım… Baban kızar diye korkuyorum. Köyde dedikodu olur diye korkuyorum.”
İşte o an annemin de aslında ne kadar çaresiz olduğunu anladım. O da yıllarca susmuştu, kendi hakkını arayamamıştı.
Bir gece Emre odama geldi.
“Abla, ben evi satıp yarısını sana vermek istiyorum,” dedi sessizce.
Şaşırdım. “Bunu nasıl yapacaksın? Babam izin vermez.”
“Gerekirse kavga ederim,” dedi kararlı bir sesle. “Senin hakkını yemem abla.”
O an gözlerim doldu, kardeşime sarıldım. Belki de ilk defa birbirimizi gerçekten anladık.
Ama işler o kadar kolay değildi. Babam bunu duyunca öfkelendi.
“Ben yaşarken o ev satılmayacak! Kimseye de pay verilmeyecek!” diye bağırdı.
Evde kıyamet koptu o gece. Annem ağladı, Emre odasına kapandı, ben ise mutfakta tek başıma oturdum.
Ertesi gün iş yerinde dalgın dalgın çalışırken müdürüm Ayşe Hanım yanıma geldi.
“Zeynep, iyi misin? Bir derdin var belli ki.”
Her şeyi anlattım ona da. Ayşe Hanım uzun uzun düşündü sonra: “Bak Zeynep,” dedi, “Bu ülkede kadınlar hep ikinci plana atılır ama artık değişmeli bu düzen. Hakkını aramak ayıp değil.”
O sözler bana güç verdi. O akşam eve gidip babamla bir kez daha konuştum.
“Baba,” dedim titreyen bir sesle, “Ben bu evde hakkımı istiyorum. Babaannem bana da emek verdi, ben de ona baktım. Eğer hakkımı vermezseniz mahkemeye başvuracağım.”
Babam önce şaşırdı, sonra öfkelendi ama sonunda sustu.
Günlerce evde gerginlik sürdü ama ben geri adım atmadım. Sonunda babam pes etti.
“Tamam,” dedi yorgun bir sesle, “Ne istiyorsan yap.”
Emre ile birlikte avukata gittik ve evi ikiye böldük.
O gün eve dönerken içimde garip bir huzur vardı ama aynı zamanda bir burukluk da hissettim. Ailemle aramdaki o eski sıcaklık kaybolmuştu sanki.
Şimdi bazen düşünüyorum: Adalet için savaşmak aileyi parçalar mı? Yoksa gerçek aile birbirinin hakkını savunan mıdır?
Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız? Ailenizle aranız bozulsa bile hakkınızı arar mıydınız?