Kırık Ayakkabılar: Bir Dansçının Hayali
“Bunu yapamazsın Elif! O sahneye çıkmayacaksın!” Babamın sesi, evimizin dar koridorunda yankılandı. Annem, mutfak kapısında ellerini önünde kenetlemiş, gözleriyle bana ‘lütfen’ dercesine bakıyordu. O an, içimdeki bütün umutlar bir anda yere döküldü sanki. Oysa çocukluğumdan beri hayalimdi dans etmek. İlkokulda, okulun yıl sonu gösterisinde kırmızı rugan ayakkabılarımı giyip sahneye çıktığımda hissettiğim o özgürlüğü, o mutluluğu başka hiçbir şeyde bulamamıştım.
Ama bizim mahallede, kız çocuğu dans eder miymiş? Hele hele konservatuara gitmek, bale yapmak… Babam için bunlar utanç kaynağıydı. “Elin adamının önünde kıvırmak mı istiyorsun?” diye bağırdı bir gün. Oysa ben sadece kendim olmak istiyordum. Sadece dans etmek. Annem ise sessizce ağladı çoğu zaman. Beni korumak isterdi ama babamın öfkesi karşısında sesi çıkmazdı.
Lisede gizli gizli halk eğitim merkezine gittim. Ayşe abla bana yardım etti, annemin eski eşarbını başıma doladım, kimse tanımasın diye. Orada tanıştım Zeynep’le. O da benim gibi ailesinden gizli dans ediyordu. Birlikte hayaller kurduk; bir gün İstanbul’da büyük bir sahnede dans edecektik. Ama her güzel şey gibi bu da kısa sürdü. Bir gün babam beni yakaladı. Eve döndüğümde suratındaki öfkeyi hiç unutamam. “Bir daha o kapıdan çıkarsan, bu eve dönme!” dedi.
O gece odamda sabaha kadar ağladım. Annem yanıma geldi, saçımı okşadı. “Kızım,” dedi, “Hayat bazen hayallerimizi ertelememizi ister.” Ama ben ertelemek istemiyordum. O an karar verdim; ne olursa olsun dans edecektim.
Üniversite sınavına girdim, babamın istediği gibi hukuk yazdım ama gizlice konservatuar sınavına da başvurdum. Sınav günü annem bana gizlice harçlık verdi. “Allah yardımcın olsun,” dedi. Sınav salonunda kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Jüriye bakarken ellerim titredi ama müzik başladığında her şeyi unuttum. Sadece dans ettim.
Sonuçlar açıklandığında kazandığımı öğrendim. Sevinçten ağladım ama babama nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Birkaç hafta boyunca iki okulu birden götürdüm; gündüz hukuk fakültesinde derslere giriyor, akşamları konservatuara koşuyordum. Ama bu uzun sürmedi. Bir gün babam okuldan erken çıkıp beni konservatuarın önünde yakaladı.
O gece evde kıyamet koptu. “Benim kızım böyle rezil olmaz!” diye bağırdı babam. Annem araya girmeye çalıştı ama nafileydi. O gece eşyalarımı toplayıp Zeynep’in evine sığındım.
Zeynep’in ailesi de ilk başta tereddüt etti ama zamanla beni kabullendiler. Zeynep’le birlikte küçük gösterilerde dans etmeye başladık; düğünlerde, belediye etkinliklerinde… Her sahneye çıktığımda içimdeki korku biraz daha azaldı, özgüvenim arttı.
Bir gün İstanbul’da büyük bir bale topluluğunun seçmeleri olduğunu duyduk. Zeynep’le birlikte başvurduk. Seçme günü salon tıklım tıklımdı; herkes birbirine bakıyor, kimse konuşmuyordu. Sıra bana geldiğinde ayaklarım titriyordu ama müzik başladığında yine her şeyi unuttum.
Jüri başkanı Nihal Hanım bana yaklaştı: “Senin hikayen ne?” dedi.
Gözlerim doldu; “Dans etmekten başka hiçbir şey istemedim,” dedim titrek bir sesle.
Seçmeleri kazandık! O an Zeynep’le birbirimize sarılıp ağladık. Ama mutluluğum uzun sürmedi; babam hastalandı ve annem aradı: “Baban seni görmek istiyor.”
Aylar sonra ilk kez eve döndüm. Babam yatağında zayıf düşmüş, gözleri yaşlıydı. Elimi tuttu: “Belki de sana haksızlık ettim,” dedi kısık bir sesle. “Ama seni korumak istedim.”
O an içimdeki bütün kırgınlıklar bir anda eridi gitti. Babamla barıştık ama o çok geçmeden vefat etti.
Cenazede mahalleli bana tuhaf tuhaf baktı; kimisi fısıldadı, kimisi yüzüme bile bakmadı. Ama annem yanımdaydı; elimi tuttu ve “Seninle gurur duyuyorum,” dedi.
Aylar geçti, büyük gösteri günü geldi çattı. Sahne arkasında ayakkabılarımı giyerken ellerim titriyordu. Zeynep yanıma geldi: “Hazır mısın?”
“Bilmiyorum,” dedim, “Babam görse ne derdi acaba?”
Zil çaldı, perde açıldı ve müzik başladı. İlk adımı attığımda bütün salon sustu sanki; sadece kalbimin atışını duyuyordum.
Gösteri bittiğinde salon alkışlarla inledi; insanlar ayağa kalktı, bazıları ağlıyordu bile.
Sahnenin ortasında gözyaşlarımı tutamadım; Zeynep yanıma geldi ve sarıldı bana.
O an düşündüm: Hayallerimiz için ne kadar bedel ödemeye razıyız? Ailemizle aramızdaki uçurumu aşabilir miyiz? Siz olsanız ne yapardınız?