Kızım Beni, Eşimle Hayatımı Elimden Alan Adamla Birlikte Nikâhında Yürütmek İstediğinde Asıl Kötünün Kim Olduğunu Anladım

“Baba… Bir şey diyeceğim, lütfen kızma…”
Kızım Derya’nın sesi telefonda titriyor. Kolumda alışveriş poşetleriyle apartmanın girişinde dikilmişim, o cümleyle zaman donuveriyor. Biliyorum; kızım yeni hayatının en mutlu, en heyecanlı günlerini yaşıyor olmalı ama sanki kelimeleri boğazında düğüm. O an içime kötü bir his çöküyor.
“Derya, ne oldu güzel kızım?” diyorum, sesim hem kırgın hem endişeli.
O ise birkaç saniye sessiz. Sonra pat diye söylüyor:
“Baba, düğünümde… seninle birlikte Ertan’ı da koluma almak istiyorum.”

Bir saniyede her şey eski haline dönüyor. Derya’nın annesinin annen değil, ailenin Ertan’a gittiği o karanlık yıllar… Eşimle ortaokul sıralarından beri tanışır, üniversitede evlenmiştik. Hayat bazen başına nev-i şahsına münhasır kötülükler yazar; ben bunu Ertan’ın, dostumun, bir zamanlar kardeşim dediğim adamın, bana dönüp de eşimi ve hayatımı elimden alışında öğrendim. Düşünsene, bir gün eve geliyorsun, karın valizini toplamış, gözyaşları içinde, “Affet,” diyor. O affet demenin, uğruna kurban olduğum onca yılın, sevginin, arkadaşlığın ağırlığını kaldıramadım; o günden beri taşıyorum.

O ayrılıktan sonra hayatımın ve mahallemizin her köşe başı onların gölgesiyle kaplandı. Ertan’ı markette, dolmuşta, bayram sabahında zorla gördüm. Annem telefonda “O da insandır, hatâ ettiniz çocuklar…” derken susmamı öğütlerdi. O utangaç sessizlikten nefret ederdim. Arkadaşlarımız kendilerine yeni ikililer belirledi. Dost meclislerinde sessiz kalan isim ben oldum; benim acımı, kiminle kim küs, kim neyi unuttu, kimin yanında ne konuşulmaz, herkes çok iyi biliyordu. Ben ise insanların cümleleri arasındaki boşluklardan, kendi duvarlarımı ördüm. En çok da Derya’ma üzüldüm. Parçalanmış bir ev; bir tarafında bana, bir yanında annesine yakın olmaya çalışan, ortasında Ertan’a karşı ne hissedeceğini bilemeyen küçücük bir çocuktu. Benim gözümde.

Yıllar geçti. Derya büyüdü, üniversiteyi kazandı. Elimden geldiğince yanında oldum. Eski karım ve Ertan mutlu muydu, hiç anlamaya çalışmadım; içimde bir yerde kavrulup giden bir öfkeyle yetindim. O bana selam vermemeye karar vermişti, ben de ona. Bir kez, Derya bir okul gösterisindeyken, sahnede herkesin alkışladığı yerde ben bir koltuk diğerlerinden uzakta oturmuş, alkışladım. Derya, alkışlarken başıma işaret etti, “Babam burada!” dedi. Gözlerim doldu. O zaman anladım: Olan oldu, içimdekiler bana kalacak, ama Derya’nın da mutlu bir hayatı olacak. Bunun için çabalayacaktım.

Sevinç dedim, hüzün dedim, her duygunun en koyusunu yaşadım; evimizin tek kızının gelin olacağı günü hep hayal ettim. Ama ya yanında Ertan’ın da olacağı aklıma gelmemişti… Hayır, rüyamda bile bunu görsem kabus der uyanırdım. Şimdi telefonu kapattım, apartmanın boşluğunda kala kaldım. Poşetlerden bir tanesi pat diye devrildi, yoğurt toprağa yayıldı; “Tıpkı hayatım gibi darmadağın,” dedim kendi kendime.

O gece gözüme uyku girmedi. Herkesin içime sinmeyen bir mutluluğu vardı. Eski eşim, Ertan’la mutlu, hisleri belli; mahallede benimle konuşmak cesaret ister olmuş. Hala o ‘kırık adam’, ‘alınmış baba’ydım.

Derya’yla ertesi gün yüz yüze konuştuk. Gözlerinde endişeler, yüzünde suçluluk…
“Baba, bak… Benim için ikiniz de çok değerlisiniz. Sen elimi bırakmadın hiç, annemle Ertan da zor zamanlarımda yanımda oldular. Emin ol bu çok içimde. Kimseyi kırmak istemiyorum. Nikah salonunda herkes yanımda olsun istiyorum. Senin için ne kadar zor biliyorum… Ama tek isteğim, bu aile ne kadar kırıldıysa da ben bir kez tam olayım.”

Uzun süre sustum. Derya ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu. Nihayet, içimdeki eski zahmet, beni yaşlandıran yorgunluk dile geldi:
“Derya, bebeğim, sana ‘hayır’ demek o kadar zor ki… Ama ben o gün, orada, tüm o insanların gözleri önünde senin yanında elini tutarken… Koca bir hiçliğin, koca bir yanlışın ortasında hissedeceğim. Biliyorsun, bundan kaçmak, yenilgiyi kabul etmek gibi gelir bana.”

Derya’nın gözyaşları süzüldü.
“Baba, sen herkese karşı savaştın, bana karşı değil… Ne olur mücadele etme, bu defa benim için bırak.”

Bu sözlerle sessizliğim daha da büyüdü. O akşam uzun süre aynada kendime baktım. Gerçekten yenilmiş, dışlanmış mıydım? Onlar mutlu, ben ise eski kırık hayallerin hüznünde miydim hâlâ? Yoksa herkes kendi masalında kahraman mıydı, ben kendi hikayemde bile kötülükle mi anılıyordum?

Düğün günü gelip çattı. Salonun kapısından girişte herkesin gözü üzerime çevrildi. Kardeşim Emre, “Mert, gerekirse ben tutarım elini, hiç çıkma karşılarına,” dedi. Annem dualar etti gözyaşlarıyla. Ben ise, takım elbisemin yakasını düzelttim. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Derya gelinlikle önümde, elleri titriyor. Ertan arka tarafta, tedirgin gözlerle bana bakıyor… Siyasetçinin düğününe değil, bir mahkeme salonunun sanık kürsüsüne çıkıyormuşum gibi hissettim.

Derya yanımıza geldi. “Baba, hazır mısın?” dedi usulca. Elini tuttuğumda, titreyen parmaklarının arasında çırpınan küçük bir kuş çarpıyormuş gibi hissettim. Ertan geldi, kolunu uzattı, Derya’yı ortaladı, üçümüz yürümeye başladık. Salonda fısıltılar, gözler, eski tanıdık simalar vardı. Kimsenin gözünde dostça bir bakış yok; herkes ne yaşandığını, hangi ihanetin soluk soluğa ortada diğer insanlara çarptığını iyi biliyor. Bir an, insanlar arasında sanki herkes Ertan’a gülümsüyor, bana ise acıyor gibi geldi. O anda hepsinden çok kendime içerledim.

Derya’yı damadın yanına teslim ettik. Derya gözlerime baktı. “Baba, çok teşekkür ederim…” dedi, sesi adeta rüzgar gibi hafifti. Eski eşim, köşede, gözleri hafif nemli bir halde, başı önde bekliyordu. Ertan bana bir an baktı; gözlerinde mahcubiyet, buruk bir minnet… Hiçbir kelime çıkmadı ağzımızdan.

Salondan çıktığımda dışarıda bir bankta oturdum. Gökyüzü kararırken, boğazımda kelimeler dolandı. Bir zamanlar kendi hayatımın yıldızı olduğuma inanırdım. Şimdi herkesin kahramanı başka, herkesin mutluluğu farklı; bana ise eski masalların hayaleti olmak kalmış.

“Bir insan, kendi hayatında kötü adama dönüşebilir mi? Yoksa başkalarının mutluluğu adına kendini feda etmek, aslında gerçek kahramanlık mı? Siz ne düşünüyorsunuz?”