Yoksulluğun Gölgesinde Büyümek: Annem ve Anneannemle Hayat Mücadelesi

“Yeter artık, Zeynep! O defteri bırak, ekmek almaya git!” diye bağırdı annem, sesi mutfaktan yankılandı. O an, eski defterimi kapatıp, kalemimi masanın kenarına bıraktım. İçimde bir öfke, bir kırgınlık vardı; ama annemin gözlerindeki yorgunluğu görünce sustum. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç kişilik bir evde yaşıyorduk: ben, annem ve anneannem. Babamı hiç tanımadım. Annem onun hakkında konuşmazdı, ama bir gün, yağmurlu bir akşamda, sobanın başında otururken, gözleri uzaklara dalmış bir şekilde, “Babanın başka bir ailesi var, Zeynep. O seni biliyor ama…” dedi ve sustu. O cümle, içimde bir boşluk açtı.

Her sabah, annem sabah namazından sonra kalkar, anneannemin hazırladığı çaydan bir bardak içer, sonra evin işlerine koyulurdu. Anneannem ise, yaşlı elleriyle bana saçımı örer, “Kızım, oku, adam ol, bizim gibi olma,” derdi. Okula gitmek benim için bir kaçıştı; ama okulda da yoksulluğun izleri peşimi bırakmazdı. Sınıf arkadaşlarımın yeni ayakkabıları, benim ise her adımda biraz daha açılan eski spor ayakkabılarım… Öğretmenim, “Zeynep, neden ödevini yapmadın?” diye sorduğunda, utancımdan başımı eğerdim. Çünkü akşamları elektrikler kesilirdi, mum ışığında yazmaya çalışırdım ama çoğu zaman annem, “Kızım, mum bitecek, idareli kullan,” derdi.

Bir gün, okuldan eve dönerken, mahalledeki çocuklar bana “Babasız Zeynep!” diye bağırdılar. O an, içimde bir şeyler koptu. Eve koşarak girdim, anneannemin kucağına sarıldım. “Anneanne, neden babam yok?” diye ağladım. Anneannem, gözyaşlarını silerek, “Kızım, bazı insanlar sorumluluklarını bilmez. Ama senin annen var, ben varım. Biz sana yeteriz,” dedi. O gece, annem sessizce yanıma geldi, saçımı okşadı. “Zeynep, bazen hayat adil değildir. Ama biz birbirimize tutunursak, her şeyin üstesinden geliriz,” dedi. O an, annemin ne kadar güçlü olduğunu anladım.

Yıllar geçti, ben büyüdüm. Annem, temizlik işlerine giderek evimizi geçindirmeye çalıştı. Anneannem, komşulara dikiş dikerek üç beş kuruş kazanırdı. Ben ise, okuldan sonra mahalledeki bakkalda çalışmaya başladım. Bazen annem, akşam eve yorgun argın döner, elleri deterjandan çatlamış olurdu. “Anne, ellerin çok kötü olmuş,” dediğimde, “Geçer kızım, sen yeter ki oku,” derdi. Ama ben de biliyordum ki, bu yoksulluk kolay kolay geçmeyecekti.

Bir gün, okulda bir etkinlik vardı. Herkes ailesiyle gelmişti. Ben ise, annem çalıştığı için yalnızdım. Öğretmenim, “Zeynep, annen nerede?” diye sordu. “Çalışıyor,” dedim kısık bir sesle. O an, içimde bir utanç hissettim. Neden bizim de diğerleri gibi bir ailemiz yoktu? Neden babam yanımda değildi? O gece, annem eve geldiğinde, ona sormak istedim: “Neden babam bizi bırakıp gitti? Neden başka bir ailesi var?” Ama soramadım. Çünkü annemin gözlerinde, her gün biraz daha büyüyen bir yorgunluk, bir hüzün vardı.

Bir akşam, annem eve ağlayarak geldi. İşten kovulmuştu. Patronu, “Senin yaşında kadınlar daha hızlı çalışıyor,” demiş. Annem, “Zeynep, ben ne yapacağım?” diye bana sarıldı. O an, ilk kez annemin güçlü olmadığını, onun da kırılgan bir insan olduğunu gördüm. Anneannem, “Kızım, üzülme. Allah büyüktür. Bir kapı kapanır, bir kapı açılır,” dedi. Ama ben biliyordum ki, o kapılar bizim için kolay kolay açılmıyordu.

Ertesi gün, annem iş aramaya çıktı. Ben de bakkalda daha fazla çalışmaya başladım. Okuldan sonra hemen bakkala gidiyor, akşam geç saatlere kadar rafları düzenliyordum. Bir gün, bakkal sahibi Hüseyin Amca, “Zeynep, sen çok çalışkansın. Ama bu yaşta bu kadar yük ağır gelir insana,” dedi. “Başka çarem yok, Hüseyin Amca,” dedim. O an, çocukluğumu kaybettiğimi hissettim.

Bir gün, mahallede bir dedikodu yayıldı. Babamın başka bir mahallede yaşadığı, orada da bir kızı olduğu konuşuluyordu. İçimde bir öfke, bir merak vardı. Acaba o kız, benim gibi mi büyüyordu? Bir gün cesaretimi topladım, anneme sordum: “Anne, babamı hiç gördün mü? O da mutlu mu?” Annem, gözlerini kaçırdı. “Zeynep, bazı soruların cevabı yok. Baban seni biliyor, ama hayatında yer açmak istemedi. Seninle gurur duymalıydı, ama yapmadı,” dedi. O an, içimdeki boşluk daha da büyüdü.

Bir akşam, anneannem hastalandı. Evde paramız yoktu, doktora götüremedik. Komşumuz Ayşe Teyze, “Benim oğlanın doktor arkadaşı var, ona götürelim,” dedi. O gece, anneannemin başında sabaha kadar bekledik. Annem, “Allah’ım, ne olur annemi benden alma,” diye dua etti. O an, ailemizin ne kadar kırılgan olduğunu, bir kişinin eksilmesiyle her şeyin alt üst olacağını anladım.

Zaman geçti, ben liseyi bitirdim. Üniversiteye gitmek istiyordum, ama paramız yoktu. Annem, “Kızım, çalışıp para biriktir, sonra okursun,” dedi. İçimde bir isyan vardı. Neden biz hep beklemek zorundaydık? Neden hayat bize hiç gülmüyordu? Bir gün, bakkalda çalışırken, içeri babam girdi. Onu hemen tanıdım; çünkü annemin bana gösterdiği eski bir fotoğraftaki adamdı. Göz göze geldik. O an, kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Babam, “Zeynep, sen misin?” dedi. “Evet,” dedim, gözlerim doldu. “Seni görmek istedim,” dedi. “Neden şimdi?” diye sordum. “Bilmiyorum. Belki de vicdanım rahat etmedi,” dedi. O an, ona sarılmak istedim ama yapamadım. İçimde bir öfke, bir kırgınlık vardı. “Senin başka bir ailen var. Beni neden istemedin?” dedim. Babam sustu, başını eğdi. “Hata yaptım, Zeynep. Ama hayat bazen insanı yanlış yollara sürüklüyor,” dedi. O an, ona kızmak istedim ama sadece ağladım. “Benim annem ve anneannem var. Onlar bana yeter,” dedim ve dükkandan çıktım.

O gece, anneme her şeyi anlattım. Annem, gözyaşlarını tutamadı. “Zeynep, bazen hayat bizi sınar. Ama biz güçlü olmak zorundayız,” dedi. O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu, ne kadar mücadele ettiğini bir kez daha anladım. Anneannem ise, “Kızım, hayat bazen adaletsizdir. Ama sen iyi bir insan ol, kimseye kin tutma,” dedi.

Bugün, hala yoksulluğun gölgesinde yaşıyoruz. Ama annem ve anneannemle birbirimize tutunarak, hayata direniyoruz. Bazen düşünüyorum: Acaba babam bizi seçseydi, hayatımız farklı olur muydu? Ama sonra anlıyorum ki, gerçek aile, kan bağı değil, birlikte mücadele etmektir.

Sizce, insan affetmeli mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?