Bir Gazinin Sessiz Çığlığı: Kadıköy’de Bir Gece
“Yeter artık, bırakın kadını!” diye bağırdım, sesim titreyerek Kadıköy’ün sessizliğinde yankılandı. O an, ellerim titriyordu; yaşlı bedenim, gençliğimdeki gibi güçlü değildi artık. Eşim Emine’nin korku dolu bakışları gözümün önünden gitmiyor. O gece, televizyonun karşısında çayımızı yudumlarken, kapı birdenbire öyle bir çalındı ki, kalbim yerinden fırlayacak sandım. “Kim o?” diye seslendim, ama cevap gelmedi. Kapının ardındaki gölgeler, evimizin huzurunu paramparça etti.
İki adam, yüzleri kapüşonlu, gözlerinde karanlık bir niyetle içeri daldı. Emine çığlık attı, ben ise bastonuma sarıldım, ama ne fayda! Gençliğimde, askerdeyken, düşman karşısında dimdik dururdum. Şimdi ise, kendi evimde, karımın önünde acizdim. “Ne istiyorsunuz?” dedim, sesim çatallandı. Adamlar, “Paranızı, altınınızı verin, yoksa…” diye tehdit etti. Emine’nin elleri titriyordu, ben ise çaresizlikten neredeyse ağlayacaktım. O an, yıllarca vatan için savaştıktan sonra, en değerli varlığımı koruyamamanın utancını yaşadım.
Adamlar evin altını üstüne getirirken, Emine’yi koltuğa ittiler. “Lütfen, bir şey yapmayın!” diye yalvardım. Onlar ise alaycı bir şekilde güldüler. “Senin yaşında biri ne yapabilir ki?” dedi biri, gözlerimin içine bakarak. O an, içimdeki öfkeyle bastonumu kaldırdım, ama adam beni bir hamlede yere itti. Yerde, halının üstünde, gözlerim dolu dolu Emine’ye baktım. “İyisin, değil mi?” diye fısıldadım. O ise sadece başını sallayabildi, gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
O an, dışarıdan bir motor sesi duyuldu. Kadıköy’ün dar sokaklarında, gecenin sessizliğinde yankılanan o ses, bana umut oldu. Adamlar bir an duraksadı. Sonra, kapı tekrar çalındı, bu sefer daha sert. “Açın kapıyı!” diye bir erkek sesi duyuldu. Adamlar panikledi, biri camdan bakmaya çalıştı. Kapı bir anda kırıldı ve içeriye, deri ceketli, uzun sakallı bir adam girdi. Ali’ydi bu; mahallemizin motosiklet kulübünün lideri. Onun arkasında, birkaç motosikletçi daha vardı. “Burası bizim mahallemiz, buradan defolun!” diye bağırdı Ali, yumruğunu sıkarak.
Adamlar, Ali ve arkadaşlarının kararlı bakışları karşısında ne yapacaklarını şaşırdılar. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra, panikle pencereden atlayıp kaçtılar. Ali hemen yanıma koştu, “İyi misiniz, amca?” dedi. Gözlerim doldu, sadece başımı sallayabildim. Emine ise hala titriyordu. Ali, “Polisi aradık, geliyorlar. Merak etmeyin, artık güvendesiniz,” dedi. O an, içimdeki çaresizlik yerini minnettarlığa bıraktı.
Polisler geldiğinde, Ali ve arkadaşları hâlâ yanımızdaydı. Komiser, “Geçmiş olsun, amca. Bu mahallede böyle şeyler olmazdı, ama artık her yerde tehlike var,” dedi. Ben ise sadece başımı eğdim. Gençliğimde, düşman karşısında korkusuzca savaşmıştım. Şimdi ise, yaşlılığın getirdiği güçsüzlükle, kendi evimde savunmasız kalmıştım. Emine’nin elini tuttum, “Sana bir şey olsaydı, kendimi asla affetmezdim,” dedim. O ise, “Sen elinden geleni yaptın, önemli olan birlikteyiz,” diye fısıldadı.
O gece, uyuyamadım. Tavanı izlerken, geçmişim gözümün önünden geçti. Askerde geçirdiğim yıllar, gençliğim, gururum… Hepsi bir anda anlamını yitirmiş gibiydi. Sabah olunca, Ali kapımızı tekrar çaldı. Elinde bir demet çiçek vardı. “Emine teyze için,” dedi, gülümseyerek. “Mahallede bir araya geldik, artık her gece devriye gezeceğiz. Kimse sizin huzurunuzu bozamayacak.” O an, gözlerim doldu. “Siz olmasaydınız, ne yapardık bilmiyorum,” dedim. Ali ise, “Biz bir aileyiz, amca. Mahallede kimse yalnız değildir,” dedi.
O günden sonra, mahallede bir dayanışma başladı. Herkes birbirine daha çok sahip çıkmaya başladı. Gençler, yaşlıların evine uğrayıp bir ihtiyacı olup olmadığını sorar oldu. Emine, yaşadığı korkuyu atlatmaya çalışırken, ben de kendimi yeniden bulmaya çalıştım. Her gece, Ali ve arkadaşlarının motor sesleri, bana güven verdi. Artık yalnız olmadığımızı biliyordum.
Ama içimde bir yara kaldı. O gece, eşimi koruyamamanın utancı, hâlâ içimi kemiriyor. “Bir gazi olarak, en değerli varlığımı koruyamadım,” diye düşünüyorum bazen. Ama sonra, Ali’nin sözleri aklıma geliyor: “Birlikte güçlüyüz, amca.” Belki de, insanın en büyük gücü, yalnızca kendi kuvveti değil, yanında duran insanların varlığıdır.
Şimdi, her sabah Emine’yle birlikte çayımızı içerken, pencereden dışarı bakıyorum. Mahallede çocuklar oynuyor, komşular selamlaşıyor. Ali ve arkadaşları, motorlarıyla devriye geziyor. Hayat normale dönmüş gibi görünse de, içimdeki korku ve utanç zaman zaman baş gösteriyor. Ama artık biliyorum ki, yalnız değilim. Mahallem, ailem, dostlarım var.
Bazen kendi kendime soruyorum: “Bir insan, yaşlandığında neyle ölçülür? Gücüyle mi, yoksa yanında duranlarla mı?” Siz ne düşünüyorsunuz? Birlikte olmanın gücü, her şeyin üstünde değil mi?