Kocamın Hazırladığı Akşam Yemeği: Bir İhanetin Gölgesinde
“Anne, neden gözlerin kapalı?” Emir’in sesi, boğuk ve titrek, kulağıma fısıltı gibi geldi. Gözlerimi açmamaya çalışırken, kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu. Murat’ın ayak sesleri mutfağa doğru uzaklaşırken, içimdeki korku büyüdü. O akşam, her şeyin sıradan göründüğü bir sofrada, hayatımızın altüst olacağını asla tahmin etmezdim.
Oğlum Emir, on iki yaşında, gözleriyle her şeyi sorgulayan bir çocuktu. Murat’la evliliğimizin ilk yıllarında, onun bu sessizliğine, ağırbaşlılığına hayran kalmıştım. Ama son yıllarda, aramızdaki mesafe büyüdükçe, Murat’ın bakışlarında bir yabancılık, davranışlarında bir soğukluk hissetmeye başlamıştım. Yine de, oğlum için bu evliliği sürdürmeye çalışıyordum. O akşam, Murat’ın mutfağa girip yemek hazırlaması bile bana tuhaf gelmişti. Çünkü yıllardır elini sıcak suya sokmaz, sofraya bile oturmazdı.
Yemek masasında, Murat’ın gözleriyle bizi izleyişi, içimde bir huzursuzluk yaratmıştı. Emir, tabağındaki pilavı karıştırırken, “Baba, bugün okulda resim yarışması vardı,” dedi. Murat ise başını kaldırmadan, “Aferin oğlum,” diye geçiştirdi. O an, Murat’ın yüzünde bir gölge gördüm. Sanki bir şey saklıyordu. Ama ne?
Yemeği bitirdikten birkaç dakika sonra, başım dönmeye başladı. Emir’in de yüzü bembeyaz olmuştu. Bir anda yere yığıldık. O an, içgüdüsel olarak gözlerimi kapattım ve nefesimi yavaşlattım. Bilincimi kaybetmiş gibi davrandım. Murat’ın ayak sesleri yaklaştı. Nefesimi tutarak, ne yapacağını bekledim.
Birden, Murat’ın telefonda konuştuğunu duydum. Sesi alçak ama netti: “Bitti… İkisi de yakında gidecek. Evet, eminim. Hiçbir şeyden şüphelenmediler.” O an, içimdeki korku yerini öfkeye bıraktı. Oğlumun hayatı tehlikedeydi. Murat, bir yabancıya dönüşmüştü.
Murat odadan çıkınca, gözlerimi hafifçe araladım. Emir’in gözleri açıktı, ama o da hareketsiz yatıyordu. Ona fısıldadım: “Sakın kıpırdama… Biraz daha bekle.” Emir’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu. O an, anneliğin verdiği güçle, ne olursa olsun oğlumu korumam gerektiğini hissettim.
Murat, salonda birileriyle mesajlaşıyordu. Telefonunu masaya bıraktı, mutfağa döndü. Bizim hala hareketsiz olduğumuzu görünce, derin bir nefes aldı. Sonra, cebinden bir anahtar çıkardı ve evin kapısını kilitledi. O an, tuzağa düştüğümüzü anladım.
Zaman geçtikçe, vücudumda hafif bir karıncalanma hissettim. Zehirlenmiş miydik? Yoksa sadece korkudan mı böyleydim? Emir’in nabzını kontrol ettim, hafifçe atıyordu. Gözlerimi tekrar kapattım. Murat, yanımıza gelip eğildi. “Her şey yolunda… Yakında bitecek,” diye mırıldandı. O an, gözlerimi açıp ona saldırmak istedim, ama oğlumun güvenliği için sabretmem gerektiğini biliyordum.
Murat tekrar salona geçtiğinde, fısıltıyla Emir’e, “Hazır ol, işaret verdiğimde koşacağız,” dedim. O an, dışarıdan bir araba sesi geldi. Murat pencereye koştu, perdenin aralığından dışarı baktı. “Geldiler,” dedi kendi kendine.
Birden, kapı zili çaldı. Murat, kapıya doğru yürüdü. Ben ve Emir, sessizce mutfağın arka kapısına doğru süründük. Kapı kilitliydi, ama mutfak penceresi açıktı. Emir’i pencereye doğru ittim. “Çabuk, dışarı çık!” dedim. Emir pencereye tırmanırken, ben de peşinden çıktım. Bahçeye atladık. O an, Murat’ın bağırışını duydum: “Nereye gidiyorsunuz?!”
Emir’le birlikte koşmaya başladık. Bahçenin arka kapısından sokağa çıktık. Komşumuz Ayşe teyzenin evine koştuk. Kapıyı çaldık, Ayşe teyze şaşkınlıkla kapıyı açtı. “Ne oldu kızım, neden bu haldesiniz?” dedi. “Polisi ara, Murat bizi öldürmeye çalıştı!” diye bağırdım. Ayşe teyze hemen telefonu aldı, polisi aradı.
Polisler geldiğinde, Murat hâlâ evdeydi. Onu gözaltına aldılar. O an, hayatımın en büyük kabusunu yaşadığımı düşündüm. Murat’ın neden böyle bir şey yaptığını anlamak istiyordum. Polisler, evdeki yemekleri ve Murat’ın telefonunu incelemeye aldı.
Günler sonra, Murat’ın borç batağında olduğunu, mafyadan para aldığını ve borcunu ödeyemediği için, hayat sigortamıza göz diktiğini öğrendim. Oğlum ve ben, bir adamın çaresizliğinin ve kötülüğünün kurbanı olmuştuk.
O günden sonra, hayata bakışım tamamen değişti. Güvendiğim insanın, en yakınımın bana böyle bir ihanet yapabileceğini asla düşünmezdim. Emir hâlâ geceleri kabuslar görüyor, ben ise her gün kendime aynı soruyu soruyorum: Bir insan, sevdiklerine nasıl kıyabilir? Ve ben, bundan sonra kime güveneceğim?