Gözyaşları İçinde… ANNE
— Al kızım, bunlar bahçeden, kendi ellerimle topladım. Belki çok güzel değiller ama ilaçsız, tertemiz. Sen seviyorsun ya, al ne olur…
Annemin elleri titreyerek bana uzattığı poşete baktım. İçinde yamru yumru armutlar, biraz da evde mayalanmış kefir vardı. O an içimde bir şeyler kırıldı. Annemin gözlerinde yorgunlukla karışık bir umut vardı; sanki bu küçük armağanla aramızdaki mesafeyi kapatabileceğini düşünüyordu. Oysa ben, yıllardır biriktirdiğim kırgınlıkları, içimdeki suskun öfkeyi, bir türlü ona anlatamadığım hayal kırıklıklarını taşıyordum.
— Teşekkür ederim anne, dedim, sesi titrek çıkan bir gülümsemeyle. Poşeti aldım, ama içimden bir ses, “Yine mi aynı hikaye?” diye bağırıyordu. Yıllardır annemle aramızda konuşulmayan bir duvar vardı. O, her gelişimde bana bir şeyler vermeye çalışır, ben de almak zorunda hissederdim. Sanki sevgisini gösterebilmek için hep bir şeyler sunmalıydı. Oysa ben, onunla sadece konuşmak, gözlerinin içine bakmak, geçmişteki eksik kalan sevgiyi hissetmek istiyordum.
Küçükken, annem hep çalışırdı. Babam erken yaşta vefat etmişti, abim askerdeydi, evin yükü annemin omuzlarındaydı. Ben ise, annemin ilgisini çekmek için türlü numaralar yapardım. Bir gün ateşim çıktığında, annem başucumda sabaha kadar oturmuştu. O an, onun sevgisini hissetmiştim. Ama büyüdükçe, aramızdaki mesafe açıldı. Annem, hayatın zorluklarıyla mücadele ederken, ben de kendi iç dünyamda yalnızlaştım.
Yıllar geçti, üniversiteye gittim, başka bir şehirde okudum. Annem her hafta arar, “Kızım, aç mısın, paran var mı?” diye sorardı. Ben ise, “İyiyim anne, merak etme,” derdim. Oysa çoğu zaman yalnızdım, parasızdım, ama annemi üzmemek için hiçbir şey söylemezdim. Annem de bana hiçbir zaman “Seni seviyorum,” demedi. Onun sevgisi, yaptığı yemeklerde, gönderdiği kışlık erzaklarda, bayramda elime sıkıştırdığı harçlıkta gizliydi.
Şimdi, annem yetmiş üç yaşında. Boyu iyice kısalmış, sırtı kamburlaşmış. Ellerindeki damarlar belirginleşmiş. Yüzünde derin çizgiler var. Ama gözlerinde hâlâ o eski sıcaklık, o eski umut var. Her gelişimde bana bir şeyler vermeye çalışıyor. Bazen reçel, bazen turşu, bazen de böyle armutlar. Ben ise, her seferinde içimde bir buruklukla alıyorum. Çünkü biliyorum ki, annem bana sevgisini başka türlü gösteremiyor.
O gün, mutfakta otururken, annem birden sustu. Elindeki çay bardağını masaya koydu, gözleri doldu. “Kızım,” dedi, “Seninle eskisi gibi konuşamıyoruz. Ben sana bir şey yaptım mı? Kırıldın mı bana?”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. İçimde yıllardır biriktirdiğim duygular birden yüzeye çıktı. “Anne,” dedim, “Ben sana hiç kızmadım. Sadece… bazen keşke bana sarılsaydın, keşke bana ‘Seni seviyorum’ deseydin. Hep güçlü olmanı istedin, ben de güçlü olmaya çalıştım. Ama bazen çok yalnız hissettim kendimi.”
Annemin gözlerinden yaşlar süzüldü. “Kızım,” dedi, “Ben de isterdim sana sarılmayı, ama baban öldükten sonra… Hep ayakta kalmak zorundaydım. Sana zayıf yanımı gösteremedim. Belki de yanlış yaptım. Ama seni çok sevdim, hâlâ da çok seviyorum.”
O an, annemin ellerini tuttum. İlk defa bu kadar açık konuştuk. Annemin gözyaşları ellerime damladı. Ben de ağlamaya başladım. Yıllardır içimde biriken özlem, kırgınlık, sevgi, hepsi birden döküldü. Annemle birbirimize sarıldık. O an, yılların mesafesi bir anda eridi sanki.
Ama hayat, her zaman bu kadar kolay olmuyor. Annem yaşlandıkça, daha da içine kapanıyor. Bazen unutkanlık baş gösteriyor, bazen eski günlerden bahsediyor. “Sen küçükken ne tatlıydın,” diyor, “Her sabah yanıma koşardın.” Ben ise, o günleri hatırlamaya çalışıyorum. Annemin gençliğini, gücünü, bana olan sevgisini…
Bir gün, annemi doktora götürdüm. Doktor, “Annenizin biraz daha ilgiye ihtiyacı var. Yaşı ilerlediği için yalnız kalmaması önemli,” dedi. O an, içimde bir suçluluk hissettim. İşim, evim, kendi hayatım derken, annemi ihmal ettiğimi fark ettim. Oysa o, yıllarca benim için her şeyi feda etmişti.
Bir akşam, annemle televizyon izlerken, bana döndü ve “Kızım, ben ölürsem ne yaparsın?” diye sordu. Boğazım düğümlendi. “Anne, öyle şeyler söyleme,” dedim. Ama annem ısrar etti. “Bak, ben yaşlandım. Her an her şey olabilir. Sen güçlü ol, tamam mı? Hayatta ne olursa olsun, kimseye boyun eğme.”
O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu, ne kadar korktuğunu anladım. Onun güçlü görünmeye çalışmasının altında, derin bir korku ve yalnızlık vardı. Ben ise, yıllarca onun sevgisini ararken, onun da bana ihtiyacı olduğunu görememiştim.
Bir gece, rüyamda annemi kaybettiğimi gördüm. Sabah gözlerim yaşlı uyandım. Hemen annemin yanına koştum, ona sarıldım. “Anne, seni çok seviyorum,” dedim. Annem şaşırdı, gözleri doldu. “Ben de seni çok seviyorum kızım,” dedi. O an, yıllardır duymak istediğim cümleyi duymuştum.
Şimdi, annemle geçirdiğim her anın kıymetini biliyorum. Onun bana verdiği armutları, kefiri, reçelleri artık bir yük olarak görmüyorum. Onlar, annemin sevgisinin birer simgesi. Her lokmada, her yudumda, annemin bana olan sevgisini hissediyorum.
Hayat kısa, zaman hızla geçiyor. Annem yaşlanıyor, ben de yaşlanıyorum. Keşke geçmişte daha çok konuşsaydık, daha çok sarılsaydık. Ama şimdi, elimde kalan bu anların kıymetini bilmeye çalışıyorum.
Siz hiç annenize sarılıp, ona gerçekten “Seni seviyorum” dediniz mi? Yoksa siz de benim gibi, yıllarca bu cümleyi duymayı mı beklediniz?