Bir Yıl Önce Başlayan Sessiz Fırtına: Kayınvalidemin Evinde Geçen Hayatım
“Zeynep, yine mi geç kalktın? Bu evde herkesin bir düzeni var, senin de alışman lazım artık!” Kayınvalidemin sesi, sabahın köründe odanın kapısından içeri dolduğunda, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Oysa daha bir yıl önce, İstanbul’daki küçük ama huzurlu evimizde, kendi düzenimle, kimseye hesap vermeden yaşıyordum. Şimdi ise, Ege’nin bir köyünde, eski taş bir evde, her sabah aynı sesle uyanıyorum. Eşim Murat, “Bir süreliğine annemin yanında kalalım, hem bahçede çalışırız, hem de masraflar azalır,” dediğinde, bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim.
İlk günler, kayınvalidem Hatice Hanım’ın güler yüzüne, sıcak çayına, “Kızım, hoş geldiniz,” deyişine kanmıştım. Ama zaman geçtikçe, o sıcaklık yerini soğuk bir mesafeye, her hareketimi izleyen gözlere bıraktı. Sabahları erken kalkmazsam, yüzü asılıyor. Akşam yemeğinde tuzu fazla kaçırırsam, “Bizim buralarda böyle yapılmaz,” diye laf sokuyor. Bahçede domatesleri yanlış budadığımda, “Sen şehirde büyüdün tabii, ne anlarsın topraktan,” diye küçümsüyor.
Bir gün, mutfakta bulaşıkları yıkarken, Hatice Hanım içeri girdi. “Zeynep, Murat’ın gömleklerini ütüledin mi? Oğlumun işleri aksamasın.” O an, ellerim sabunlu suyun içinde, gözlerim doldu. Kendi annem hiç böyle konuşmazdı benimle. “Ütüledim, anne,” dedim, sesim titreyerek. O ise, “İyi, çünkü oğlumun işi gücü var, senin gibi evde pineklemiyor,” dedi. İçimden, ‘Ben de çalışıyordum, ben de bir hayat kurmuştum kendime,’ diye haykırmak geldi. Ama sustum. Çünkü bu evde, sesimi yükseltirsem, hemen ‘gelin’ olduğum hatırlatılıyor.
Murat’a anlatmaya çalıştım. “Bak, annen bana sürekli laf sokuyor, kendimi yabancı gibi hissediyorum,” dedim. O ise, “Abartıyorsun Zeynep, annem öyle biri değil. Hem biraz sabret, alışırsın,” dedi. O an, Murat’la aramızda görünmez bir duvar örüldü. Eskiden her şeyi konuşurduk, şimdi ise en ufak bir şikayetim, ‘naz’ olarak görülüyor.
Bir akşam, bahçede otururken, Hatice Hanım komşu Ayşe Teyze’yle konuşuyordu. “Bizim Zeynep şehirli tabii, köy işlerinden anlamıyor. Ama olsun, zamanla öğrenir belki,” dedi, bana bakarak. O an, içimdeki öfke kabardı. ‘Ben burada ne yapıyorum?’ diye sordum kendime. İstanbul’daki işimi, arkadaşlarımı, özgürlüğümü bırakıp, neden burada, başkalarının gölgesinde yaşamaya razı oldum?
Bir gece, Murat’la tartıştık. “Ben burada mutlu değilim,” dedim. “Her gün aynı şey, annenin sözleri, bu köy hayatı… Ben eski hayatımı özlüyorum.” Murat, “Zeynep, biraz daha sabret. Annem yaşlı, ona yardımcı olmalıyız. Hem şehirde hayat çok pahalı, burada en azından başımızı sokacak bir evimiz var,” dedi. Ama ben, başımı yastığa koyduğumda, gözlerimden yaşlar süzülüyordu.
Bir sabah, annem aradı. “Kızım, iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor,” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Annem, “Bak Zeynep, kimse için kendini feda etme. Senin de bir hayatın var. Evlilik, iki kişinin de mutlu olmasıyla yürür,” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Ama sonra, Murat’ın ve Hatice Hanım’ın yüzleri gözümün önüne geldi. ‘Ya gidersem, Murat ne yapar? Ya herkes bana sırtını dönerse?’ diye düşündüm.
Bir gün, köyde elektrikler kesildi. Hatice Hanım, “Zeynep, mumları bulamadın mı hâlâ? Şehirde olsan hemen bulurdun herhalde!” diye bağırdı. O an, sabrım taştı. “Anne, ben elimden geleni yapıyorum. Lütfen bana biraz anlayış gösterin,” dedim. Hatice Hanım, “Bana anne deme! Sen benim gelinimsin, kızım değilsin!” dedi. O söz, içime bir bıçak gibi saplandı. O gece, Murat’a, “Ben artık burada kalmak istemiyorum,” dedim. Murat, sessizce odadan çıktı.
Ertesi gün, valizimi topladım. Hatice Hanım, kapının önünde durdu. “Nereye gidiyorsun?” dedi. “Biraz nefes almaya, kendimi bulmaya gidiyorum,” dedim. Gözlerinde bir anlık bir şaşkınlık, sonra yine o soğuk bakış. “Git bakalım, şehirde hayat kolay mı sanıyorsun?” dedi.
Otobüsle şehre dönerken, camdan dışarı baktım. İçimde hem bir hafiflik, hem de büyük bir korku vardı. Annemin evine vardığımda, bana sarıldı. “Hoş geldin kızım, burası senin de evin,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım.
Şimdi, aradan aylar geçti. Murat’la hâlâ konuşuyoruz, ama aramızda bir mesafe var. Kayınvalidemle ise hiç görüşmedim. Bazen, ‘Acaba yanlış mı yaptım?’ diye düşünüyorum. Ama sonra, aynaya bakıp kendime soruyorum: “Kendi hayatımı yaşamak, kendi mutluluğumun peşinden gitmek bencillik mi? Yoksa yıllarca başkalarının gölgesinde yaşamak mı daha doğru?” Siz olsanız ne yapardınız?