Neden Hep İkinci Seçimdim: Başkasının Kadını Olmak
“Neden yine ben?” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. Annem mutfaktan seslendi: “Ne oldu Elif, yine mi ağlıyorsun?” O an, içimdeki acıyı anlatacak kelime bulamadım. Annem, her zamanki gibi, derdimi anlamayacaktı. Ben ise, yine bir başkasının gölgesinde kalmıştım.
Her şey, üniversiteden mezun olduktan sonra İstanbul’da bir reklam ajansında işe başlamamla başladı. Hayatımın en heyecanlı dönemiydi. İş yerinde herkes birbirini tanıyordu, ama ben yeni olduğum için biraz çekingen davranıyordum. Bir gün, toplantı odasında, göz göze geldiğimizde kalbimin hızla çarptığını hissettim. O, Barış’tı. Gülüşüyle, bakışıyla, konuşmasıyla insanı hemen etkisi altına alan bir adamdı. İlk başta sadece iş arkadaşıydık, ama zamanla bana daha yakın davranmaya başladı. Birlikte kahve içiyor, öğle yemeklerinde dertleşiyorduk. Benim için sıradan bir arkadaşlıktan fazlası olmuştu.
Bir akşam, iş çıkışı bana “Elif, biraz yürüyelim mi?” dedi. O an, içimde bir kıpırtı hissettim. Sahil boyunca yürürken, bana hayatından bahsetti. “Hayat bazen insanı zor seçimlerle baş başa bırakıyor,” dedi. O an, ne demek istediğini anlamamıştım. Ama gözlerinde bir hüzün vardı. O gece, eve dönerken içimde bir umut filizlenmişti. Belki de, sonunda ben de birinin ilk tercihi olacaktım.
Günler geçtikçe, aramızdaki bağ güçlendi. Bir akşam, bana “Sana bir şey söylemem lazım,” dedi. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. “Elif, ben evliyim,” dediğinde, dünya başıma yıkıldı. O an, ne diyeceğimi bilemedim. Sadece sustum. “Ama eşimle uzun zamandır sorunlarımız var. Seni tanıdıktan sonra, hayatımda ilk defa gerçekten mutlu oldum,” dedi. Gözlerim doldu. “Peki ya ben? Ben ne olacağım?” diye sordum. “Sana söz veriyorum, her şey düzelecek,” dedi. O an, ona inanmak istedim. Çünkü kalbim ona çoktan teslim olmuştu.
Aylar geçti. Barış’la gizli gizli buluşuyor, kimseye anlatamadığım bir aşkı yaşıyordum. Her buluşmamızda, “Bir gün her şey düzelecek,” diyordu. Ama o gün hiç gelmedi. Her seferinde bir bahane buluyordu: “Eşim hasta, şimdi ayrılamam.” “Çocuklarım var, onları üzmek istemiyorum.” Ben ise, her defasında biraz daha tükeniyordum. Arkadaşlarım, “Elif, kendine yazık ediyorsun,” diyorlardı. Ama onları dinleyemiyordum. Çünkü Barış’a aşıktım.
Bir gün, annem bana “Kızım, neden bu kadar üzgünsün?” diye sordu. Ona hiçbir şey anlatamadım. Çünkü annem, “Evli adamdan uzak dur,” derdi. Ama ben, kalbimin sesini susturamıyordum. Her gece, Barış’tan bir mesaj bekliyordum. O mesaj gelmediğinde, içim paramparça oluyordu.
Bir akşam, Barış’la buluştuğumuzda ona “Ne zaman bitecek bu belirsizlik?” diye sordum. Gözlerini kaçırdı. “Biraz daha sabret,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. “Ben hep ikinci kadın mıyım?” diye bağırdım. İnsanların bize baktığını fark ettim, ama umurumda değildi. “Beni seviyorsan, ya benimle ol ya da bırak gideyim,” dedim. O ise, sadece sustu. O sessizlik, her şeyden daha çok acıttı canımı.
O gece eve döndüğümde, aynaya baktım. Gözlerimdeki yorgunluğu, umutsuzluğu gördüm. “Neden hep ben?” diye sordum kendime. Hayatım boyunca, hep birilerinin arkasında kalmıştım. Çocukken bile, annem hep ablamı daha çok severdi. Okulda, öğretmenler hep en çalışkan öğrencileri överdi, ben ise sıradan biriydim. Şimdi ise, sevdiğim adamın hayatında bile ikinci plandaydım.
Bir gün, Barış’ın eşiyle karşılaştım. Tesadüfen bir kafede otururken, yan masaya oturdu. Onu hemen tanıdım, çünkü Barış bana fotoğraflarını göstermişti. Kadın, yanında iki küçük çocukla oturuyordu. Çocuklar babalarından bahsediyordu. O an, içimde bir suçluluk duygusu oluştu. “Ben ne yapıyorum?” diye düşündüm. O kadın, hiçbir şeyden habersizdi. Ben ise, onun hayatını alt üst ediyordum. O an, kalkıp gitmek istedim. Ama ayaklarım yerinden kıpırdamadı.
Barış’la son kez buluştuğumda, ona her şeyi anlattım. “Artık yapamıyorum,” dedim. “Seni seviyorum, ama kendimi daha fazla harcayamam.” O ise, “Beni bırakma,” dedi. Gözlerinde bir çaresizlik vardı. Ama bu sefer kararlıydım. “Kendime değer vermek istiyorum,” dedim. O an, Barış’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. Ama bu sefer, onun gözyaşları beni etkilemedi. Çünkü artık kendi acımı hissetmekten yorulmuştum.
Barış’tan ayrıldıktan sonra, hayatımda büyük bir boşluk oluştu. Günlerce ağladım, yemek yiyemedim, kimseyle konuşmak istemedim. Annem, “Kızım, hayat devam ediyor,” dedi. Ama ben, hayatın nasıl devam edeceğini bilmiyordum. Bir gün, ablam bana geldi. “Elif, kendine gel. Sen güçlü bir kadınsın. Bir adam için kendini harcamaya değmez,” dedi. O an, ablamın gözlerinde bir gurur gördüm. Belki de, ilk defa birinin gözünde değerli hissettim.
Aylar geçti. Barış’tan hiç haber almadım. Onun hayatı devam etti, belki de eşiyle barıştı. Ben ise, kendimi yeniden bulmaya çalıştım. İşime daha çok sarıldım, yeni arkadaşlar edindim. Ama içimdeki yara hala kapanmamıştı. Bazen, geceleri yalnız kaldığımda, “Acaba yanlış mı yaptım?” diye düşünüyordum. Ama sonra, aynaya bakıp kendime “Sen de sevilmeye değersin,” diyordum.
Şimdi, hayatıma yeni bir sayfa açmaya çalışıyorum. Ama hala, birinin ilk tercihi olmanın nasıl bir his olduğunu bilmiyorum. Belki de, hayat bana bir gün gerçekten sevilmenin ne demek olduğunu gösterecek. Ama şunu biliyorum: Artık kendimi ikinci plana atmayacağım. Çünkü ben de değerliyim, ben de sevilmeye layığım.
Siz hiç birinin hayatında ikinci kadın oldunuz mu? Ya da hiç, bir başkasının gölgesinde yaşadınız mı? Sizce aşk, gerçekten bu kadar acıya değer mi?