Gölgede Kalan Sesim: Bir Kızın Kendi Hayatına Tutunma Mücadelesi

“Yeter artık baba! Ben de buradayım, ben de senin kızınım!” diye bağırdım, sesim titreyerek salonun duvarlarında yankılandı. Babam, Halil Bey, gözlerini gazeteden kaldırmadan, “Bağırma Zeynep, Elif ders çalışıyor. Sessiz ol,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Annemi kaybedeli iki yıl olmuştu, ama babamın bana olan ilgisi de onunla birlikte gömülmüştü sanki. Evdeki her şey Elif’in etrafında dönüyordu. Elif, babamın ilk evliliğinden olan üvey ablam, her zaman uslu, çalışkan, babamın gurur kaynağı. Ben ise annemin ölümünden sonra bir türlü toparlanamayan, içine kapanık, gözyaşlarını yastığına saklayan Zeynep.

O gece odamda, annemin bana doğum günümde hediye ettiği eski defteri açtım. Sayfalarına dokunurken, annemin kokusu burnuma geldi. “Kızım, ne olursa olsun sesini kaybetme,” diye yazmıştı bir köşeye. O an gözyaşlarım aktı, çünkü sesimi kaybettiğimi hissediyordum. Babamla aramda görünmez bir duvar vardı. Annem öldükten sonra, babam sanki sadece Elif’in babası olmuştu. Benimle konuşmaz, göz göze gelmekten bile kaçınırdı. Sanki ben ona annemi hatırlatıyordum ve bu yüzden bana bakmak istemiyordu.

Bir sabah kahvaltı sofrasında, Elif’in sınavdan aldığı yüksek notu konuşuyorlardı. Babamın gözleri parlıyordu, “Aferin kızım, seninle gurur duyuyorum,” dedi. Ben ise sessizce çayımı karıştırdım. O an içimden geçenleri anlatmak istedim: “Baba, ben de dün şiir yarışmasında birinci oldum.” Ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Söyleyemedim. Çünkü biliyordum, babam için önemli olan Elif’in başarılarıydı, benim hayallerim değil.

Okulda da durum farklı değildi. Arkadaşlarım annemle ilgili sorular sorunca, cevap veremiyordum. Sınıfın en sessiz kızıydım. Öğretmenim Ayşe Hanım bir gün yanıma gelip, “Zeynep, şiirlerini neden bizimle paylaşmıyorsun?” dediğinde, gözlerim doldu. “Kimse dinlemiyor ki hocam,” dedim. Ayşe Hanım elimi tuttu, “Sen önce kendini dinle, sonra başkaları da seni duyar,” dedi. O an içimde bir umut ışığı yandı. Belki de gerçekten sesimi bulabilirdim.

Bir akşam babam işten geç geldi. Elif mutfakta ona çay hazırlıyordu. Ben ise odama kapanmış, annemin defterine yeni bir şiir yazıyordum. Kapı hafifçe aralandı, Elif başını uzattı. “Babam seni çağırıyor,” dedi soğuk bir sesle. Salona gittiğimde, babam koltuğa gömülmüş, yorgun gözlerle bana bakıyordu. “Zeynep, bu yıl derslerin kötü gidiyor. Elif gibi çalışmalısın. Onun gibi olmalısın,” dedi. O an içimde bir öfke patladı. “Ben Elif değilim! Ben Zeynep’im! Neden bunu göremiyorsun?” diye bağırdım. Babam bir an sustu, sonra başını öne eğdi. “Odanıza git,” dedi kısık bir sesle. O gece sabaha kadar ağladım. Annemi özledim, onun sıcaklığını, bana sarılışını, “Sen olduğun gibi güzelsin,” deyişini.

Bir gün okulda, Ayşe Hanım beni yanına çağırdı. “Zeynep, bu yılki şiir yarışmasında birinci olmuşsun. Törene aileni de davet ettik,” dedi. O an içimde bir korku belirdi. Babam gelmeyecekti, biliyordum. Ama yine de umut ettim. Tören günü, sahneye çıkmadan önce kuliste ellerim titriyordu. Elif yanımda değildi, babamdan ise hiç haber yoktu. Sıram geldiğinde, sahneye çıktım ve anneme yazdığım şiiri okudum. Salon sessizdi, herkes beni dinliyordu. Şiirim bittiğinde, alkışlar arasında gözlerim doldu. O an annemin sözlerini hatırladım: “Sesini kaybetme.”

Törenin sonunda, Ayşe Hanım yanıma gelip, “Çok gurur duydum seninle,” dedi. O an, ilk defa bir yetişkinin gözlerinde kendimi değerli hissettim. Eve döndüğümde, babam salonda televizyon izliyordu. Elif ise odasında ders çalışıyordu. Kapıdan içeri girerken, “Baba, bugün şiir yarışmasında birinci oldum,” dedim. Babam bir an başını kaldırdı, sonra tekrar televizyona döndü. “İyi, Elif de matematikten yüz aldı,” dedi. O an içimdeki umut kırıldı. Bir kez daha görünmez oldum.

Geceleri annemin defterine yazdığım şiirler, benim tek sığınağım oldu. Babamla aramızdaki mesafe her geçen gün büyüdü. Elif’le ise hiçbir zaman gerçek bir abla-kardeş ilişkimiz olmadı. O, babamın gözdesi olmaktan memnundu. Bense, kendi gölgemde kayboluyordum. Bir gün, annemin mezarına gidip, “Anne, ben burada kayboluyorum. Sesimi kimse duymuyor,” diye fısıldadım. Rüzgar hafifçe saçlarımı okşadı. O an, annemin bana güç verdiğini hissettim.

Bir akşam, evde büyük bir tartışma çıktı. Babam, Elif’in üniversite sınavı için özel ders almasını istiyordu. Ben ise kendi başıma çalışıyordum. “Baba, ben de sınava hazırlanıyorum. Bana da yardımcı olur musun?” dedim. Babam, “Sen zaten edebiyat okuyacaksın, ne gerek var?” dedi. O an, Elif bana küçümseyerek baktı. “Zeynep, herkes senin gibi hayalperest olamaz,” dedi. İçimdeki öfke bir kez daha patladı. “Ben hayalperest değilim! Sadece kendi yolumu bulmaya çalışıyorum!” diye bağırdım. Babam, “Yeter artık! Bu evde huzur bırakmadın!” diye bağırdı. O gece, valizimi topladım ve annemin mezarına gittim. Orada sabahladım. Sabah olduğunda, Ayşe Hanım beni buldu. “Zeynep, hayat bazen adil değildir. Ama senin sesin çok güçlü. Sakın susma,” dedi.

O günden sonra, kendime bir söz verdim. Ne olursa olsun, kendi sesimi kaybetmeyecektim. Babam beni anlamasa da, Elif beni küçümsese de, ben kendi yolumu çizecektim. Şiirlerimle, duygularımla, hayallerimle var olacaktım. Üniversite sınavında edebiyat bölümünü kazandım. Babam başta umursamadı, ama zamanla başarılarımı duymaya başladı. Bir gün, gazetede yayımlanan şiirimi okuduğunda, gözlerinde ilk defa bir gurur parıltısı gördüm. O an, içimdeki yaraların biraz olsun iyileştiğini hissettim.

Şimdi, on sekiz yaşındayım ve kendi ayaklarım üzerinde duruyorum. Annemin bana bıraktığı defter hâlâ başucumda. Bazen geceleri, “Acaba babam beni gerçekten sevdi mi?” diye düşünüyorum. Ya da, “Bir insan kendi sesini bulmak için ne kadar yalnız kalmalı?” Sizce, aile sevgisi olmadan insan gerçekten mutlu olabilir mi?