Yıllar Sonra Gelen Veda: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Anne, babam seni görmek istiyor. Sana veda etmek istiyor.”

Oğlumun sesi, sabahın sessizliğini yırtan bir çığlık gibiydi. O an, içimde yıllardır biriktirdiğim bütün acılar, öfke ve kırgınlık bir anda yüzeye çıktı. Yatakta doğruldum, gözlerim doldu. Oğlumun gözlerinde bir şey vardı; sanki bana söylemekten korktuğu, ama artık saklayamayacağı bir sır gibi.

Hayatımın en zor kararını 19 yaşında verdim. Hemşirelik okulunu yeni bitirmiştim, ailem okumamı, kendi ayaklarım üzerinde durmamı istiyordu. Ama ben, o zamanlar aşk sandığım bir duygunun peşinden gittim. Mehmet’le evlendim. Annem, “Kızım, acele etme, hayat uzun, önce kendini kurtar,” dediğinde, gençliğin verdiği kör cesaretle onu dinlemedim. Mehmet’in ailesiyle aynı apartmanda, daracık bir evde başladık hayata. Kayınvalidem, Hatice Hanım, başlarda bana çok iyi davrandı. Ama zamanla, her şeye karışan, oğlunu benden kıskanan birine dönüştü.

İlk yıllarımızda maddi sıkıntılar baş gösterdi. Mehmet iş bulamıyor, ben ise yeni mezun olduğum için hastanede nöbet üstüne nöbet tutuyordum. Bir gün Hatice Hanım, “Kızım, yurtdışında hemşirelere çok para veriyorlar. Git, çalış, oğlumla torunuma bakarız,” dedi. O zamanlar oğlumuz Ali henüz üç yaşındaydı. İçim parçalandı, ama başka çaremiz yoktu. Mehmet’in işsizliği, evdeki huzursuzluk, borçlar… Hepsi üstüme üstüme geliyordu.

İtalya’ya gitmek, bir kadının kendi ülkesinden, ailesinden, çocuğundan kopması demekti. İlk zamanlar her gece ağladım. Ali’yi telefonda aradığımda, “Anne, ne zaman geleceksin?” diye sorardı. Mehmet ise başlarda bana destek oldu, ama zamanla aramalarım cevapsız kalmaya başladı.

Yıllar geçti. İtalya’da çalıştım, para gönderdim. Ali büyüdü, ben ise her yıl biriktirdiğim izin günlerinde Türkiye’ye koşa koşa geldim. Ama her gelişimde Mehmet’te bir soğukluk, bir uzaklık hissettim. Bir gün, komşumuz Ayşe Abla bana, “Kızım, Mehmet’in işleri yolunda mı? Çok değişti, akşamları geç geliyor,” dedi. İçime bir kurt düştü. Mehmet’e sordum, “Yorgunum, işteyim,” dedi. Ama gözlerimin içine bakamıyordu.

Bir gece, Ali’yle telefonda konuşurken, arka planda bir kadın sesi duydum. “Kim o?” dedim. “Arkadaşım,” dedi Mehmet. O an içimde bir şeyler koptu. Ama Ali için sustum. Annem, “Kızım, boşan, gel yanımıza dön,” dedi. Ama ben, Ali’yi babasız bırakmak istemedim.

Yıllar böyle geçti. Ali büyüdü, lise bitti, üniversiteye başladı. Ben ise hâlâ İtalya’da, yaşlı bir kadının bakımını yapıyor, geceleri yalnızlığımla baş başa kalıyordum. Bir gün, Ali aradı. Sesi titriyordu. “Anne, babam başka biriyle yaşıyor. Bunu sana söylemek istemedim ama artık saklayamıyorum,” dedi. O an dizlerimin bağı çözüldü. Yıllardır bildiğim ama kabullenmek istemediğim gerçeği, oğlumun ağzından duymak, bana hayatımın en büyük tokadını attı.

Mehmet’le konuştum. “Neden?” dedim. “Sen yıllardır yoksun, ben de yalnız kaldım,” dedi. O an, bütün fedakârlıklarım, çektiğim acılar, oğlum için sustuğum her şey boşa gitmiş gibi hissettim. “Ali için sustum, ama artık susmayacağım,” dedim. Boşanma davası açtım. Mehmet, “Ali’yi bana bırak, sen zaten annelik yapmadın,” dediğinde, içimdeki bütün acı, öfkeye dönüştü. “Ben oğlum için her şeyi yaptım! Onun için gurbet elde çalıştım, onun için kendimden vazgeçtim!” diye bağırdım.

Boşandık. Ali, bir süre babasında kaldı, sonra yanıma geldi. Ama aramızda görünmez bir duvar vardı. Bir gün, Ali bana, “Anne, senin yanında büyümedim. Bazen seni tanıyamıyorum,” dedi. O an, hayatımda ilk kez anneliğimi sorguladım. “Ben kötü bir anne miyim?” diye kendime sordum. Oğlum için çalıştım, ama onun yanında olamadım.

Yıllar geçti. Ali şimdi kendi hayatını kurdu. Ben hâlâ İtalya’dayım, ama içimde bir boşluk var. Bir sabah, Ali aradı. “Anne, babam seni görmek istiyor. Sana veda etmek istiyor,” dedi. O an, yıllardır içimde tuttuğum gözyaşlarım aktı. Mehmet ağır hastaymış, son günlerini yaşıyormuş. Gitmeli miyim, gitmemeli miyim? Onca ihanetten, acıdan sonra, ona veda etmeli miyim?

Oğlumun gözlerinde, bana yüklenen bütün suçluluk duygusunu gördüm. “Anne, belki de bu son şansın,” dedi. Bilmiyorum, yıllar sonra bir veda, her şeyi affettirir mi? Siz olsanız, gider miydiniz? Affetmek, gerçekten mümkün mü?