Dede’nin Yüreğindeki Buz Parçası
“Yine mi yalnız kahvaltı, Hasan dede?” diye sordu komşum Ayşe, kapı aralığından başını uzatıp. Cevap vermedim, sadece başımı salladım. O an, içimdeki o tanıdık acı yeniden yükseldi; sanki kalbimin tam ortasında bir buz parçası vardı ve her nefes alışımda biraz daha batıyordu. Altı ay oldu, altı koca ay. Emine’min yokluğu, evin her köşesine sinmişti. Onun sesiyle uyanmadığım her sabah, bir öncekinden daha soğuk, daha sessiz geliyordu.
Oğlum Murat, geçen hafta aradı. “Baba, işten güçten fırsat bulamıyoruz, kusura bakma. Ama bak, torunların seni çok özledi,” dedi. Sesi yorgun, aceleciydi. Oysa ben, sadece bir ses duymak, bir yüz görmek istiyordum. Kızım Zeynep ise İstanbul’da, kendi ailesiyle. Arada sırada mesaj atıyor, “Nasılsın baba? Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye soruyor. Ne diyebilirim ki? “İyiyim kızım, her şey yolunda,” diyorum. Oysa yolunda olan hiçbir şey yok. Evdeki her eşya, Emine’yle yaşadığımız anıların gölgesiyle dolu. Onun ördüğü danteller, mutfakta bıraktığı baharat kokusu, salondaki eski radyo… Hepsi bana onu hatırlatıyor.
Bir akşam, televizyonun karşısında otururken, gözlerim doldu. Emine’nin bana yaptığı çaydan bir yudum almak ister gibi elim boş bardağa uzandı. O an, içimdeki yalnızlık daha da büyüdü. Kapı çaldı. Komşum Ayşe, elinde bir tabak börekle geldi. “Hasan dede, sıcak sıcak, Emine ablanın tarifinden yaptım,” dedi. Teşekkür ettim, ama o böreğin tadı bile eski tadı vermedi. Ayşe, “Çocuklar gelmiyor mu hiç?” diye sordu. “İşleri var, güçleri var,” dedim. O an, gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Ayşe anlamıştı, sessizce elimi tuttu.
Bir gün, Murat’ı aradım. “Oğlum, bir akşam yemeğe gelin, torunları da getir. Ev çok sessiz,” dedim. “Baba, bu hafta zor, belki önümüzdeki hafta,” dedi. O an, içimdeki buz parçası biraz daha büyüdü. Kapatınca telefonu, Emine’nin fotoğrafına baktım. “Sen olsaydın, çocuklar böyle uzak olur muydu?” diye fısıldadım. O gece, eski günleri düşündüm. Emine’yle birlikte sofrada oturduğumuz, çocukların gülüşlerinin evi doldurduğu o güzel günleri… Şimdi ise sadece sessizlik var.
Bir sabah, pazar alışverişine çıktım. Pazarda herkes tanıdık, ama kimseyle uzun uzun konuşmak istemedim. Eve dönerken, eski arkadaşım İsmail’i gördüm. “Hasan, yalnızlık zor be kardeşim,” dedi. “Zor İsmail, çok zor,” dedim. “Çocuklar arıyor mu?” diye sordu. “Arıyorlar, ama yetmiyor. İnsan bir yüz görmek istiyor, bir ses duymak istiyor,” dedim. İsmail başını salladı. “Bizim nesil böyle kaldı işte, çocuklar kendi hayatında, biz kendi yalnızlığımızda,” dedi. O an, içimde bir öfke hissettim. Neden böyle olduk? Neden aileler bu kadar uzaklaştı?
Akşam eve döndüğümde, eski bir defter buldum. Emine’yle birlikte tuttuğumuz anı defteri. Sayfalarını karıştırırken, bir not buldum: “Hasan, çocuklar büyüyünce bizi unutmasınlar diye her akşam onlara masal anlatıyorsun. Belki bir gün onlar da bize masal anlatır.” Gözlerimden yaşlar süzüldü. O an, torunum Elif’in sesini duymak istedim. Telefonu aldım, Zeynep’i aradım. “Kızım, Elif’le konuşabilir miyim?” dedim. “Tabii baba,” dedi. Elif telefonda, “Dede, seni çok özledim. Annem diyor ki, yakında sana geleceğiz,” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Belki de yalnızlık, sadece geçici bir misafirdi.
Ama ertesi gün, yine aynı sessizlik. Yine aynı soğuk duvarlar. Akşam yemeğini tek başıma yerken, Emine’nin sandalyesine baktım. “Keşke burada olsaydın,” dedim. O an, kapı çaldı. Murat ve ailesi, ellerinde bir pasta ile gelmişler. “Sürpriz baba!” dedi torunum Efe. Gözlerim doldu. Sofrada, eski günlerdeki gibi kahkahalar yükseldi. Ama yemek bittiğinde, yine herkes aceleyle kalktı. “Baba, işimiz var, erken çıkmamız lazım,” dedi Murat. Onlar gittikten sonra, ev yine sessizliğe gömüldü.
Bir gece, rüyamda Emine’yi gördüm. Bana, “Hasan, çocuklar seni seviyor ama hayatın telaşı onları senden uzak tutuyor. Sen yine de umut et,” dedi. Uyandığımda, gözlerim yaşlıydı. Belki de haklıydı. Ama yine de, insanın içindeki boşluk kolay dolmuyor. Sabah, camdan dışarı bakarken, kendi kendime sordum: “Acaba çocuklarım bir gün, benim hissettiğim yalnızlığı anlayacak mı? Yoksa bu kader, bizim neslimizin mi yazgısı?”
Sizce, bir insan yaşlandıkça yalnızlığa alışır mı, yoksa her geçen gün daha mı çok özler geçmişi ve sevdiklerini? Benim gibi hisseden var mı aranızda?