“Anne, Seni Tanımıyorum” – Oğlumun Gözünde Bir Yabancıya Dönüşmek
“Anne, lütfen… Beni burada rahatsız etme.”
O an, içimde bir şeyler koptu. Parkın ortasında, kalabalığın arasında, oğlum Emre bana yabancı birine bakar gibi bakıyordu. Gözlerinde ne sevgi ne de tanıdıklık vardı. Sanki ben onun annesi değilmişim gibi… Sanki yıllarca onun için geceleri uykusuz kalmamışım, hastalandığında başında beklememişim, okuldan ağlayarak geldiğinde saçlarını okşamamışım gibi.
Bir an durdum, nefesim kesildi. Ellerim titredi. “Emre, ben annenim,” dedim kısık bir sesle. Ama o, gözlerini kaçırdı. Yanındaki kız arkadaşına dönüp, “Gel, gidelim,” dedi. Ve arkasına bile bakmadan uzaklaştı.
O an parkta yalnız kaldım. Çocuk sesleri, kuş cıvıltıları, uzaktan gelen simitçinin sesi… Hepsi bir anda anlamsızlaştı. Ben ise olduğum yere çakılıp kaldım. Yıllar önce Emre’yi ilk kez kucağıma aldığım günü hatırladım. O zamanlar hayatımın en büyük mucizesiydi. Kocam Cemal’le evliliğimiz çoktan çatırdamıştı ama Emre için her şeye katlanıyordum. Oğlumun yüzündeki bir gülümseme, bana dünyaları veriyordu.
Ama şimdi? Şimdi Emre’nin hayatında bir hiçtim. Ne zaman bu kadar uzaklaştık? Ne zaman annesini görmekten utanan birine dönüştü oğlum?
Emre üniversiteye başladığında değişmeye başlamıştı. İstanbul’a gitmek istediğini söylediğinde içim burkulmuştu ama ona engel olmadım. “Kendi yolunu çizmesi lazım,” dedim herkese. Cemal ise alaycı bir şekilde, “Senin oğlun büyüdü artık, sana ihtiyacı yok,” demişti. O zamanlar bu sözler bana dokunmamıştı. Çünkü Emre’nin bana hep ihtiyacı olacağını sanıyordum.
İstanbul’a taşındıktan sonra aramızdaki mesafe sadece kilometrelerle sınırlı kalmadı; kalplerimiz de uzaklaştı. Önce telefonlar seyrekleşti, sonra mesajlar kısaldı. “İyiyim anne, merak etme.” “Yoğun dersler var.” “Arkadaşlarla dışarıdayım.”
Bir gün Emre’yi sürpriz yapmak için üniversitesine gittim. Arkadaşlarıyla kantinde oturuyordu. Beni görünce yüzü asıldı. “Anne, haber verseydin keşke,” dedi soğuk bir sesle. O an anladım ki artık hayatında bana yer yoktu.
Cemal’le boşanma sürecimiz de Emre’yi benden daha da uzaklaştırdı. Oğlumun yanında kalmak için mücadele ettim ama Cemal’in ailesi daha zengin ve etkiliydi. Mahkeme Emre’nin velayetini babasına verdi. Ben ise küçük bir evde, yalnız başıma yaşamaya başladım.
Her gün oğlumu düşünerek uyandım, onun için dua ettim. Bayramlarda kapımı çalmasını bekledim ama gelmedi. Sadece birkaç kez telefonda konuştuk; o da kısa ve mesafeli…
Geçen hafta Emre’nin sosyal medyada yeni fotoğraflarını gördüm. Yanında yeni kız arkadaşı Zeynep vardı. Gülümsüyorlardı, mutluydular. İçimde kıskançlık değil de tarifsiz bir hüzün vardı. Ben onun hayatında artık bir figürandım.
Bugün parkta karşılaşmamız ise her şeyin son noktasıydı. Onu uzaktan gördüğümde kalbim deli gibi atmaya başladı. Belki bana sarılır, “Anneciğim!” der diye umut ettim. Ama yanımdan geçerken göz göze geldik ve… Hiçbir şey olmadı.
Eve dönerken gözyaşlarımı tutamadım. Komşum Ayşe abla beni görünce şaşırdı: “Ne oldu Hatice? Yine mi ağlıyorsun?”
“Emre’yi parkta gördüm,” dedim hıçkırarak.
Ayşe abla başını salladı: “Evlatlar büyüyünce değişiyor Hatice… Ama sen yine de vazgeçme.”
Ama nasıl vazgeçmeyeyim? Ben Emre için her şeyimi verdim; gençliğimi, sağlığımı, hayallerimi… Onun mutlu olması için kendi mutluluğumdan vazgeçtim. Şimdi ise onun hayatında bir yabancıyım.
Gece olunca eski fotoğraflara baktım. Emre’nin bebekliğinden kalma bir patiği elime aldım; kokladım, ağladım… Sonra kendime sordum: Nerede hata yaptım? Çok mu sevdim? Çok mu fedakarlık yaptım? Yoksa ona fazla mı yük oldum?
Bir gün Emre’den bir mesaj geldi: “Anne, babamla konuşup sana uğrayacağım.” Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Saatlerce evi temizledim, en sevdiği yemekleri yaptım. Kapı çaldığında heyecandan ellerim buz gibiydi.
Emre içeri girdiğinde gözleri duvarlarda gezindi; sanki burada hiç yaşamamış gibi yabancıydı her şeye.
“Hoş geldin oğlum,” dedim titrek bir sesle.
“Anne, fazla vaktim yok,” dedi hemen.
Oturdu, telefonunu kurcaladı. Ben ise çaresizce ona bakıyordum.
“Emre… Neden bu kadar uzaklaştın benden?”
Başını kaldırdı; gözlerinde öfke vardı.
“Anne, lütfen… Her seferinde aynı şeyleri konuşuyoruz! Ben büyüdüm artık! Kendi hayatım var!”
“Biliyorum oğlum… Ama ben de senin annenim… Sadece biraz sevgi istiyorum.”
Emre derin bir nefes aldı: “Bak anne… Babamla yaşamak daha kolaydı. Sen hep ağlıyordun, hep dertliydin… Ben de yoruldum!”
O an anladım ki oğlumun gözünde ben sadece sorun çıkaran biriydim artık.
Emre kalktı, kapıya yöneldi: “Kendine iyi bak anne.”
Kapı kapandıktan sonra uzun süre sessizce oturdum.
Şimdi düşünüyorum da… Bir anne sevgisi gerçekten bir aileyi bir arada tutmaya yeter mi? Yoksa bazen ne yaparsak yapalım çocuklarımız bizi unutmaya mı mahkum? Sizce nerede hata yaptım? Yoksa bu kader mi?