Bir Akşam Yemeğinde Dağılan Hayatım: Elif’in Sessiz Çığlığı

“Elif, neden bu kadar sessizsin? Yine mi Murat’ın gölgesinde kaldın?”

Bu cümle, akşam yemeğinde masanın tam ortasına bir bomba gibi düştü. Annem, babam, eşim Murat ve ben… Herkesin kaşığı havada asılı kaldı. O an, içimde yıllardır biriktirdiğim bütün duygular, boğazımda düğümlendi. Gözlerimi yere indirdim, ellerim titriyordu. Annem hemen araya girdi: “Ayşe, kızım, öyle konuşma. Elif’in evi, işi gücü var. Mutlu işte.”

Ayşe ise gözlerini benden ayırmadan devam etti: “Mutlu musun gerçekten Elif? Yoksa sadece öyle mi görünüyorsun?”

O an, içimde bir şeyler koptu. Masadaki herkesin bakışları üzerimdeydi. Murat’ın yüzünde hafif bir rahatsızlık vardı, ama alışkındı bu tür konuşmalara. O, her zaman olduğu gibi suskunluğumu kendi başarısı sayardı. Çünkü ben ne zaman bir şey söylemeye kalksam, “Abartıyorsun Elif,” derdi. “Herkesin hayatında sorunlar var.”

O akşam yemeği, benim için bir dönüm noktasıydı. Yıllardır evliliğimizde kendimi kaybetmiştim. Murat’ın işten yorgun geldiği günlerde ona sessizce çay hazırlamış, annemin “Kadın dediğin fedakâr olur” sözlerini içselleştirmiştim. Kendi isteklerimi, hayallerimi hep ertelemiştim. Üniversitede okumak istemiştim; babam “Kız kısmı uzaklara gitmez” deyince vazgeçmiştim. Evlendikten sonra çalışmak istemiştim; Murat “Evde çocuk olursa daha iyi olur” deyince sustum.

Ama o akşam Ayşe’nin sorusu, içimdeki bütün duvarları yıktı. Masadan kalkıp mutfağa geçtim. Ellerimi lavaboda yıkarken aynada kendime baktım: Gözlerimin altı mor, saçlarım dağınık, yüzümde yılların yorgunluğu… “Bu ben miyim?” dedim kendi kendime. “Ne zaman bu kadar silik oldum?”

Mutfakta Ayşe yanıma geldi. Sessizce omzuma dokundu. “Elif,” dedi fısıltıyla, “kendini bu kadar unutma. Senin de bir hayatın var.”

O gece uyuyamadım. Murat yanımda horul horul uyurken ben tavana bakıp düşündüm: Hayatım gerçekten bu mu olmalıydı? Sabahları erken kalkıp kahvaltı hazırlamak, çocukların ödevleriyle ilgilenmek, akşam Murat’ın gömleğini ütülemek… Ben ne zaman mutlu olmuştum en son? Hatırlamıyordum bile.

Ertesi gün annemi aradım. “Anne,” dedim, “ben mutsuzum.” Annem önce sustu, sonra klasik cümlelerini sıraladı: “Her evlilikte olur böyle şeyler kızım. Sabretmek lazım. Çocukların hatrına…” Ama ben artık sabretmek istemiyordum.

Murat’a da açıldım o hafta. Akşam yemeğinde çocuklar odalarındayken ona döndüm: “Murat, ben iyi değilim.”

Başını kaldırmadan tabağına bakarak cevap verdi: “Ne oldu yine Elif? Yine mi dert?”

“Dert değil Murat,” dedim titreyen sesimle. “Ben yıllardır kendimi kaybettim. Senin için, çocuklar için… Ama artık nefes alamıyorum.”

Murat ilk defa bana uzun uzun baktı. Gözlerinde şaşkınlık vardı ama anlamak istemiyordu: “Herkesin hayatı böyle Elif. Sen de abartıyorsun.”

O an anladım ki, kimse beni anlamayacak. Kendi yolumu kendim çizmeliydim.

Ayşe’yle daha sık görüşmeye başladım. Onunla yürüyüşlere çıktık, bana kitaplar getirdi. Bir gün bana bir defter verdi: “Yaz Elif,” dedi. “İçindekileri dök.”

Yazmaya başladım. İlk başta kelimeler boğazımda düğümlendi ama sonra sayfalarca yazdım: Kırgınlıklarımı, hayallerimi, korkularımı… Her satırda biraz daha hafifledim.

Bir gün cesaretimi topladım ve Murat’a tekrar konuştum: “Ben çalışmak istiyorum.”

Murat’ın tepkisi sert oldu: “Evde çocuklar varken çalışmak da neymiş? Komşular ne der?”

Ama bu sefer susmadım: “Komşular ne derse desin! Ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum.”

Aramızda büyük bir tartışma çıktı. Annemler de araya girdi: “Elif, yuvanı yıkma! Kadın dediğin biraz sabreder.”

Ama ben sabretmekten yorulmuştum.

Bir gün Ayşe’yle birlikte belediyenin açtığı bir kursa yazıldım: Bilgisayar kursu… Herkes şaşırdı ama umursamadım. Kursa giderken içimde bir kıpırtı vardı; yıllar sonra ilk kez kendim için bir şey yapıyordum.

Kurs bitince küçük bir iş buldum; evden veri girişi yapıyordum. Az kazandım ama özgüvenim arttı.

Murat hâlâ memnun değildi ama artık onun memnuniyetiyle ilgilenmiyordum.

Bir gün çocuklar yanıma geldi: “Anne, sen değiştin. Daha çok gülüyorsun.”

O an gözlerim doldu; demek ki ben değişince her şey değişiyordu.

Şimdi hâlâ zorluklar var; ailemin baskısı bitmedi, Murat’la aramızda hâlâ soğukluk var ama ben artık kendimi buldum.

Bazen geceleri pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Acaba başka kadınlar da benim gibi hissediyor mu? Kaçımız kendi hayatımızı yaşamak yerine başkalarının beklentilerine göre yaşıyoruz?

Siz hiç kendinizi kaybettiniz mi? Yoksa hâlâ başkalarının gölgesinde mi yaşıyorsunuz?