Koltukta Bir Kral, Kapıda Bir Kahraman: Hayatın Adaleti Nerede?
“Yine mi mercimek çorbası, Zeynep? İnsan bir gün de farklı bir şey yapar!” Murat’ın sesi mutfağın kapısından içeri sızarken, elimdeki kepçeyi sıktığımı hissettim. O an, çocuklar odada ödev yaparken, ben mutfakta yalnızca yemek değil, öfkemle de boğuşuyordum. Saat akşam yediyi geçmişti, işten yeni gelmiş, marketten alışveriş yapmış, çocukların okulunu aramış, evi toplamıştım. Murat ise koltuğa gömülmüş, televizyonun karşısında ayaklarını uzatmıştı. Onun için günün yorgunluğu sadece işyerinde bitiyordu; evde ise her şey bana aitti.
İçimdeki sesi susturamadım: “Zeynep, bu mudur hayat? Yirmi sekiz yaşında, iki çocuk annesi, üniversite mezunu bir kadın olarak hayalin bu muydu?”
O sırada kapı zili çaldı. Kapıyı açtığımda karşımda Erdem’i gördüm. Karşı komşumuz, kırklı yaşlarında, dul ve tek başına oğlunu büyüten biri. Elinde bir tabak börek vardı. “Zeynep Hanım, oğlum Can’la birlikte yaptık. Sizin çocuklar da sever diye düşündük.” Gülümsedi. O an içimde bir sıcaklık hissettim. Teşekkür edip böreği aldım. Erdem’in gözlerinde bir yorgunluk vardı ama aynı zamanda huzur da vardı. “Bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin,” dedi ve gitti.
Murat salondan seslendi: “Kimdi o?”
“Erdem Bey, börek getirmiş.”
“Adamın işi gücü yok mu? Sürekli bir şeyler getiriyor. Boş adam işte.”
İçimden geçenleri söyleyemedim. Çünkü Murat’a göre erkek çalışır, kadın evde oturur; komşuluk ise sadece dedikodu içindi. Oysa Erdem hem oğluna hem evine sahip çıkan, gerektiğinde bana bile yardım eden biriydi. Geçen hafta kombi bozulduğunda Murat’ın aklına bile gelmemişti bakmak; Erdem ise hemen gelip tamir etmişti.
Bir gece çocuklar uyuduktan sonra Murat’la otururken cesaretimi topladım: “Murat, ben de çalışmak istiyorum. Üniversiteyi boşuna mı okudum? Çocuklar büyüdü artık.”
Murat gözünü televizyondan ayırmadan cevap verdi: “Zeynep, bizim düzenimiz böyle iyi. Senin işin evde. Çocuklara kim bakacak? Hem ben çalışıyorum ya.”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Oysa ben de insanım, ben de üretmek istiyorum. Annem hep derdi: “Kızım, kendi ayaklarının üzerinde dur.” Ama Murat’la evlenirken hayallerim vardı; birlikte büyüyecektik, birbirimize destek olacaktık. Şimdi ise sanki tek başıma bir savaş veriyordum.
Bir gün okuldan gelen kızım Elif yanıma geldi: “Anneciğim, neden hep sen yemek yapıyorsun? Babam hiç yardım etmiyor mu?”
Ne diyeceğimi bilemedim. Çocuklar bile farkındaydı bu adaletsizliğin.
O akşam Erdem’in oğlu Can bizimkilerle oynarken Erdem kapıyı çaldı. “Zeynep Hanım, markete gidiyorum. Bir şeye ihtiyacınız var mı?”
“Yok sağ olun,” dedim ama sesim titredi.
Erdem gözlerimin içine baktı: “İyi misiniz?”
Bir anda gözlerim doldu. “Bazen çok yoruluyorum,” dedim kısık sesle.
Erdem başını salladı: “Yalnız değilsiniz. Ben de bazen öyle hissediyorum. Ama unutmayın, her şey değişebilir.”
O gece yatağa uzandığımda Murat horluyordu. Ben ise tavana bakıp düşündüm: “Neden hayat bu kadar adaletsiz? Neden bazı erkekler eşini yük olarak görürken bazıları elinden geleni yapıyor?”
Bir sabah Murat işe giderken anahtarını bulamayıp bana bağırdı: “Zeynep! Anahtarımı yine nereye koydun?”
Artık dayanamıyordum: “Ben senin annen değilim Murat! Her şeyi benden bekleme!”
Murat şaşkınlıkla baktı: “Ne oluyor sana?”
“Hiçbir şey olmuyor Murat! Sadece yoruldum! Her şeyi tek başıma yapmak istemiyorum!”
O an çocuklar kapıda bizi izliyordu. Elif’in gözleri dolmuştu.
Murat anahtarını bulup çıktı ama arkasından kapıyı öyle bir çarptı ki ev sarsıldı.
O gün Erdem kapımı çaldı ve elinde bir kitap vardı: “Bunu okumanızı isterim,” dedi. Kitabın adı ‘Kendi Hayatının Kahramanı Ol’. Gülümsedim ve teşekkür ettim.
Akşam Murat eve geldiğinde sessizdi. Yemek boyunca konuşmadık. Sonra bana döndü: “Belki de haklısın Zeynep. Ama ben böyle gördüm, böyle öğrendim.”
Gözlerim doldu: “Ben de böyle yaşamak istemiyorum Murat.”
O gece uzun uzun konuştuk. İlk defa Murat beni dinledi. Ona hissettiklerimi anlattım; yalnızlığımı, yorgunluğumu… O da kendi korkularını anlattı; işini kaybetmekten, ailesini geçindirememekten korktuğunu…
Ertesi sabah Murat çocuklarla kahvaltı hazırlamama yardım etti. Elif şaşkınlıkla babasına sarıldı.
Hayat bir anda değişmiyor belki ama bazen küçük bir adım bile insanın dünyasını değiştirebiliyor.
Şimdi düşünüyorum da; acaba kaç kadın benim gibi hissediyor? Kaçımız kendi hayatımızda kahraman olmayı bekliyoruz? Sizce değişim mümkün mü?