Utançsızlık mı, Anneliğin Ardına Saklanmak mı? Kendi Doğum Günümde Yaşadığım Aile Dramı
“Senin hiç çocuğun olmadı ki, ne anlarsın aileden! Ben anneyim, benim sorumluluklarım var!” diye bağırdı yengem, gözlerinin içi öfkeyle dolu. O an, doğum günü pastamın mumlarını üflemeye hazırlanırken, bütün gözler bana çevrilmişti. Annem, babam, abim, kuzenlerim… Herkesin yüzünde aynı şaşkınlık ve utanç karışımı bir ifade. Sanki odaya bir bomba düşmüş gibi herkes susmuştu.
Oysa bu gece benim için sade, huzurlu bir kutlama olacaktı. Otuz beş yaşına girmiştim ve hayatımda ilk defa kendimi biraz olsun huzurlu hissetmeye başlamıştım. Çocukluğumdan beri hep başkalarının mutluluğu için çabaladım; annemin beklentileri, babamın sessizliği, abimin gölgesi… Şimdi ise kendi ayaklarım üzerinde durmaya başlamıştım. Ama işte, hayat yine bana huzur vermemeye kararlıydı.
Bir ay önceydi. Yengem Sevim ablamın eşi, yani abimin karısı… Beni aradı. “Ayşe, canım çok sıkıştık. Çocukların okul masrafları üst üste geldi. Biraz borç verir misin? Söz, maaşı alınca hemen ödeyeceğim.” dedi. Ben de safça inandım. Yıllardır ailede herkesin yükünü sırtlamıştım zaten. “Tabii Sevim abla, ne zaman istersen.” dedim ve maaşımdan kalan son parayı ona gönderdim. O günden sonra bir daha konuyu açmadı.
Doğum günüm yaklaştıkça içimde bir huzursuzluk başladı. Herkes davetliydi; annemler, abim ve Sevim abla, kuzenler… Herkesin geleceğini bilmek güzeldi ama içimde bir burukluk vardı. Belki de yıllardır ailede hep ikinci planda kalmanın verdiği bir histi bu. Belki de Sevim ablanın borcunu ödememesinin yarattığı kırgınlıktı.
Kutlama başladığında her şey yolundaydı. Annem mutfakta börekleri diziyor, babam televizyonun sesini kısıyor, abim çocuklarıyla oynuyordu. Sevim abla ise her zamanki gibi ortalığın hakimi gibi davranıyordu. “Ayşe’nin doğum günüymüş de haberimiz yok!” diye yüksek sesle gülerek şaka yaptı. İçimden bir şeyler koptu ama ses etmedim.
Pastam geldiğinde herkes etrafıma toplandı. Tam mumları üfleyecekken Sevim abla birden yüksek sesle konuşmaya başladı: “Ayşe’cim, senin doğum günün kutlu olsun ama insanın kendi çocuğu olunca asıl o zaman hayat başlıyor!” dedi ve bana anlamlı anlamlı baktı. Herkesin gözü üzerimdeydi.
O an dayanamadım. “Sevim abla, geçen ay senden borç verdiğim parayı konuşacaktık hani? Maaşını alınca ödeyecektin.” dedim sessizce ama herkesin duyacağı şekilde. O anda Sevim ablanın yüzü değişti. Gözleri kısıldı, sesi yükseldi:
“Bezwstydna jesteś! Ty nie masz dzieci, a ja jestem matką!”
Tabii ki Türkçesiyle: “Bezsizsin! Senin çocuğun yok ki! Ben anneyim!”
O an herkes dondu kaldı. Annem hemen araya girdi: “Kızım, şimdi sırası mıydı? Sevim’in çocukları var, zor durumda kalmasınlar.” Babam başını eğdi, hiçbir şey demedi. Abim ise karısının arkasında durdu: “Ayşe, sen anlamazsın annelik ne demek!”
İçimdeki öfke ve kırgınlık bir anda gözyaşlarına dönüştü. Yıllardır ailede hep ikinci planda kalmıştım; çünkü evlenmemiştim, çünkü çocuğum yoktu… Sanki insan olmak için anne olmak şartmış gibi davranıyorlardı bana karşı. Oysa ben de bu ailenin bir ferdiydim; ben de sevdiklerim için fedakarlık yapıyordum.
Sevim abla ise gözyaşlarımı görünce daha da saldırganlaştı: “Senin derdin para mı? Ben çocuklarım için yaşıyorum! Sen anlamazsın ki! Senin hiç çocuğun olmadı!”
O an dayanamadım ve bağırdım: “Ben de insanım! Ben de bu ailenin bir parçasıyım! Sırf çocuğum yok diye beni yok sayamazsınız! Borcunu ödemek zorundasın Sevim abla!”
Odanın içinde buz gibi bir hava esti. Annem ağlamaya başladı: “Kızım ne olur kavga etmeyin…” Babam hâlâ sessizdi. Abim ise karısının elini tuttu ve “Hadi Sevim, kalk gidiyoruz!” dedi.
O gece herkes dağıldı. Pastam yarım kaldı, mumlar sönmeden herkes evine gitti. Ben ise mutfağın köşesinde oturup ağladım. Yıllardır ailem için yaptığım fedakarlıkların hiçbir anlamı olmadığını düşündüm. Sırf çocuğum yok diye beni dışlayan bir ailem vardı artık.
Ertesi gün annem aradı: “Kızım, Sevim de haklı… Annelik kolay değil.” dedi yine aynı cümlelerle. Kimse benim hislerimi sormadı; kimse bana hak vermedi.
Günler geçti ama içimdeki yara kapanmadı. Sevim abla hâlâ borcunu ödemedi; hatta arayıp özür bile dilemedi. Abimle aramız açıldı; annemle konuşmalarımız soğudu.
Şimdi düşünüyorum da… Bir kadının değerini sadece annelikle ölçmek ne kadar acımasızca… Ben de insanım; ben de sevebilir, fedakarlık yapabilir ve kırılabilirim.
Sizce de bir kadının değeri sadece anne olmasıyla mı ölçülür? Yoksa insan olmak için başka hangi özelliklere sahip olmamız gerekir? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…